İran’da Kadın Hareketleri

tebaren | 17:02 - 14.06.2017

İR FeminizmTebriz Araştırmaları Derneği olarak YÖK tarafından yayım izni verilen ve PDF’si bulunan “İran Türklüğü ve Azerbaycan Türkleri” konulu tezler üzerine bir çalışma başlattık. Çalışmamızın amacı İran Türklüğü ve Azerbaycan Türkleri hakkındaki materyalleri geniş kitlelere ulaştırabilmektir. Bu çalışma doğrultusunda İran Türklüğü ve Azerbaycan Türkleri konulu kitap, makale, tez, dergi ve çeşitli belgeler siz değerli okuyucularımıza konu bütünlüğü korunarak özet şeklinde sunulacaktır.

….

TULUNAY, Zeynep Meral (2006), İran ve Mısır’da Kadın Hareketleri, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü, Sosyoloji Bölümü, Yüksek Lisans Tezi

….

İRAN’DA KADIN HAREKETLERİ

Kadınlar üzerine yapılan ilk araştırmalarda kadınların ilkel toplumlardan itibaren toplumda eşit, bazen üstün olan statülerini, sabanın bulunmasıyla erkeklere bırakmış oldukları öne sürülmüştür. Ancak, antropolog Sherry Ortner’ın son araştırmalarıyla anaerkil topluma ulaşılamadığı saptanmış, kadınların günümüzde de süren ikincilliği ve ev hapsini simgeleyen ataerkil kültürün insanlık tarihiyle beraber var olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Dünya nüfusunun %49,7’sini oluşturan kadınların, yaşadıkları toplumsal baskıya ve toplumdaki ikincil statülerine karşı 1800’lerde başlayan mücadeleleri günümüzde de devam etmektedir. Dünya kadınlarından yola çıkarak Ortadoğu’nun Mısır ve İran kadınları ve onların toplumsal eylemleri çalışma konumuzu oluşturmaktadır. 

Kadınların, erkeklerle ekonomik, siyasi ve kültürel alanlardaki ayrımcılığa, eşitsizliğe karşı çıkmaları literatürde feminizm başlığı altında incelenmektedir. Feminist Hareketler de bu karşı çıkış ışığında kadınların organize olarak taleplerini eylemlerle ortaya koymalarıdır.

Feminist hareketlerin ortaya çıkışı 18. yy sonu Fransız Devrimi ve 19. yy İngiliz Sanayi Devrimi ile olmuştur. Feminist hareketlerin başlangıcında kadınlar erkekler tarafından desteklenmiş, bazen yönlendirilmişlerdir. Feminist hareket tarihinde kadın erkek dayanışmasının en belirgin ilk örneği, İngiltere’de kadın haklarını savunan John Stuart Mill’i parlamentoya seçtirebilmek için kadınların 1851 ve 1867’de kurdukları derneklerdir. Mısır’da Qasim Amin, Husain Haykal gibi İran’da ise Mirza Aqua Khan Kermani gibi entelektüeller ve siyasiler kadını özgürleştirme hareketlerinin öncüleri olmuşlardır.

KAVRAM ve KURAMLAR

Toplumsal Hareketler

Yerleşik kurumlar dışında toplu eylemler yoluyla ortak çıkarı korumak, ortak hedefe ulaşmayı sağlayabilmek için uzun veya kısa bir zaman dilimi içinde girişilen toplu çaba, toplumsal harekettir. Toplumsal hareketler politikayı ve demokrasiyi etkilemiş; özellikle feminist, işçi ve gençlik hareketlerinde olduğu gibi bireylerin ve sivil toplumun özgürlük alanını iktidar karşısında genişletmiş ve hakların korunması için gerektiğinde iktidarla yoğun bir mücadele içine girmiştir. Toplumsal hareketleri beş başlıkta inceleyebiliriz:

1) Dönüştürücü Hareketler: Toplumda geniş kapsamlı, yıkıcı şiddete dayalı değişmeleri hedefleyen hareketlerdir. Devrimci hareketler, kökten dinci hareketler gibi.

2) Reformcu Hareketler: Eşitsizlik ve adaletsizliklere karşı eylemler yapan, var olan toplumsal düzeni bazı yönlerinden değiştirmeyi hedefleyen hareketlerdir. Kürtaj karşıtı grup eylemleri gibi.

3) Kurtarıcı Hareketler: Değersizmiş gibi görünen yaşamda insanları kurtarmayı amaçlar. Protestan veya İslami kökten dinci hareketler bu hareketlere örnektir.

4) Değiştirici Hareketler: Bireylerde kısmi değişikliği sağlamayı amaçlayan hareketlerdir. Adsız Alkolikler Derneğinin yaptığı eylemler ve toplantılar değiştirici hareketlerin örneğidir.

 5) Feminist Hareketler: Kadınların toplum içindeki rolünü ve haklarını genişletmeyi amaçlayan hareketlerdir.

1.2. Kadın Hareketleri

Feminist hareketlerin amacı kadınların cinsleri nedeniyle maruz kaldıkları ayrımcılık ve toplumdaki aşağı statülerini düzeltmek, toplumsal, ekonomik, siyasi ve kültürel düzende karşılaştıkları baskıyı azaltmak, çalışma yaşamına katılmak, özgürleşmek, kültürel ve ekonomik alanlarda erkeklerle eşit düzeye gelebilmektir. Bu ana fikirle kadınlar çeşitli dönemlerde talep ve amaçlarıyla ilgili farklı kuramlar üretmiş ve bu farklı kuramlar çerçevesinde hareket ederek eylemler ve kampanyalar yapmışlardır.

Kadınların organize hareketler oluşturmalarını Avrupa sanayileşmesi tetiklemiştir. İngiltere’de tekstil tezgahlarının makineleşmesi ile başlayan sanayi devrimi sürecinde artan işgücü gereksinimi kadınlar ve çocukların da iş yaşamına katılmasıyla karşılanmıştır. Ancak Batılı ülkelerdeki özellikle de İngiltere’deki sanayileşme döneminde çalışmaya başlayan kadınlar ve çocuklar güçsüz oldukları ve üretime daha az katkıları olduğu gerekçesiyle ikinci sınıf işçiler olarak kabul edilmişlerdir. Günde 10 saat çalışarak erkeklerden az kazanmak, sosyal haklarının olmaması gibi çalışma koşullarındaki zorluklar bu dönem işçi kadınının sorunu olmuştur. Bu dönemde yaşanan büyük yoksulluk, kadın işgücünün erkek işgücünden daha fazla sömürülmesi kadınları isyana ve organize başkaldırıya yönlendirmiştir. Bu eylemler dönem dönem artmıştır. Savaş dönemlerinde ise kadınlar hak taleplerini öteleyip enerjilerini barış çabalarına, ülke ekonomisine katkıda bulunmaya harcamışlardır. Barış çabalarının günümüzdeki örneği İsrail’de Yahudi kadınların kendi devletlerinin Filistin’i işgal etmesine karşı yaptıkları eylemlerde ve şavaşa katılmayı reddeden İsrail’li Vicdani Redci’lerin annelerinin eylemlerinde görülmektedir.

Özünde eşitlik ve özgürlük amaçlarıyla yola çıksalar da kadın gruplarını farklı kuramları ve hareketleriyle tek sınıfta toplamak güçtür. Farklı görüşte toplanan hareketler (faşist, liberal gibi) ve marjinal hareketler (lezbiyen vs.) feminist hareketler diye anılmaktadır. Eylem, yöntem ve amaç farklılaşması nedeniyle bu gruplar bazen kendi içlerinde çatışmaktadırlar. Feminizm kuramsal farklılıklarıyla Liberal Feminizm, Marksist-Sosyalist Feminizm ve Radikal Feminizm olmak üzere üç temel grupla sınırlanabilir.

Liberal feministler, liberal devlette erkeklerle eşit vatandaşlık haklarına sahip olmak isterken Marksist-sosyalist feministler, kapitalist sistemin cins eşitsizliğini ve kadınlara yapılan baskıları bu sistemin uygulamaları olarak görmektedir. Radikal feministler ise erkek üstünlüğünü diğer yapılardan bağımsız ataerkilliğin sonucu olarak kabul etmektedir.

Feminizm tarihi, ortaya çıkışı ve hareketleriyle dönemsel farklılıkları temel alınarak sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmalara dalga nitelemesi yapılmıştır. Feminist hareketler dönemsel olarak üç dönemde toplanır. Birinci Dalga hareketleri 1840-1929 arası, İkinci Dalga 1960 ve sonrası dönemde oluşmuştur. İlk iki dönem arasındaki 30 yıllık dönemde feminist hareket tamamen kaybolmamış ancak kadınların sesleri daha az duyulmuştur.

1.2.1. Birinci Dalga Feminizm (1840-1920)

“Madem ki kadına giyotine çıkma hakkı veriliyor, öyleyse kürsüye çıkma hakkı da verilmelidir” sözleriyle tanınan Olympe de Gouges’un idam tasviri

Kadınlar için eşit siyasi haklar ve oy hakkı talepleriyle simgelenen dönemdir. 1812’de un fiyatlarının saptanması sürecinde Nottingham olaylarını başlatan kadınlar, 1830’larda sendikalara üye olarak, grev ve isyanlara erkeklerle beraber katılarak etkin olmuşlardır. Orta sınıf ve çalışan kadınların organize hareketleri 1860-1870 arasında yoğunluk kazanmış, eylemleri başlatan işçi kadınlar oy hakkı kampanyalarında ve erkeklerle eşitliğe ulaşma çabalarında burjuva kadınlardan destek görmüştür. Günümüz feminist hareketlerinin diğer toplumsal ve siyasi hareketlerle ittifaka girmesi gibi, kadın eylemciler 1860’larda kölelik karşıtı hareketlerle dayanışmaya girmişlerdir. İşçi sınıfının kadınları oy hakkı talebi hareketlerine orta sınıf kadınlardan daha fazla katılmışlardır. Çalışan kadınların 1900’lerde oy hakkı talebi, işçi hareketlerinde tehlike olarak algılanmış, gerilime neden olmuştur. Daha sonraki dönemlerde feminist tarihçiler feminist hareketlerle beraber ırk, cins ve sınıfların birbirlerine etkilerini araştırmışlardır.

Fransa’da kadın hareketleri, orta sınıf ve işçi kadınlarla emekçilerin sosyalist toplum kurmayı amaçlayan mücadelesi olmuştur ve bu kadınların çoğu komünist hareketlere de katılmışlardır. “Madem ki kadına giyotine çıkma hakkı veriliyor, öyleyse kürsüye çıkma hakkı da verilmelidir” sözleriyle tanınan ve sonunda giyotinde can veren Olympe de Gouges (17451793), imparatorluk rejiminin 1868’de tanıdığı dernekleşme hakkı ve diğer haklar için kulüpler ve dernekler kurarak mücadeleler yapmıştır. 1848-1914 yılları arasında yaşayan Hubertine Auclert 1876’da kadının oy hakkını talep eden Kadın Hakları Derneğini (Société le droit) kurdu ve 1883’te derneğin adı Kadın Oy Hakkı Derneği (Société le suffrage des Femmes) olarak değişti. Auclert, yayını günümüzde de devam eden Kadın Hakları Dergisi’ni (Le Droit des Femmes) yayınlanmaya başladı, 1881’de Suffragette ve siyasal haklara yönelik Kadın Yurttaş (La Citoyenne) dergisini çıkardı.

İngiltere’de kadın haklarıyla ilgili ilk yayın olan A Vindication of The Rights of Woman (Kadın Haklarının Haklılığı) Marry Wollstonecraft (1759-1797) tarafından 1792’de yayınlanmıştır. Daha sonra 1825’de evli kadınların çıkarlarının kocalarına karşı korunmadığını ilan eden feminist manifesto Willam Thompson’un kaleminden yayımlanmıştır. Bu birikimler sonucu İngiltere’de 1840’larda kadına oy hakkı talebi hareketleri başlamıştır.

Londra’da 1840’ta “Esaretin Kaldırılması Kongresine” kadınların alınmaması öfkeye neden olmuştur. Sekiz yıl sonra Elizabeth Cady Stanton (1815-1902) ve Lucretia Mott (17931880)’un, New York Seneca Falls kasabasında ilk kadın kongresini toplaması Amerika’da kadın hareketinin başlangıcı olmuştur. Bunu takiben Elizabeth Cady Stanton ve Susan B.Anthony (1820-1906) 1869’da, kadınlara seçme hakkı verilmesine yönelik anayasa değişikliği yapılmasını isteyen Kadınların Oy Hakkı Ulusal Derneği’ni (National Woman Suffrage Association/NWSA) kurdular. Ayrıca 19. yy. feministleri, erkek feministlerin de katkıları ile yalnızca toplumsal yaşama katılımı kazanmakla kalmamış aynı zamanda evlilikte kadın şartlarını iyileştirmeyi başarmıştır. Aynı feministler, 1900’den sonra siyasi hareketlerde rol almış ve ahlakın çifte standardına isyan etmişlerdir. Kendilerine verilen ahlak bekçiliği rolünü kabul eden 19. yy. feministleri ayrıca erkeklerin cinsel alışkanlıkları konusunda reform talep etmişlerdir.

19.yy. feministleri, dünya kadınlarının birleşmesi ve dayanışmasını da gerçekleştirdiler ve bunu “Kadın Kardeşliği (sisterhood)” olarak adlandırdılar. Bu dayanışmayı 1878’de Uluslararası Kadınlar Kongresinde (The International Congress on Women’s Rights/ICWR) kurumsallaştırdılar. ICWR’nin kuruluş toplantısı 1888’de Washington’da 66 Amerikalı, 8 Avrupalı kadın üyenin katılımıyla yapıldı. 1889’da Londra’da düzenlenen ikinci toplantıya 11 örgüt üyesi ve 5000 delege katıldı. Kongrede eşitlik, adalet talepleri yanı sıra hapishane, hastane ve dini kurumlar gibi kuruluşlarda reform, kadınlara ilk, orta ve yüksek okul eğitim talepleri dillendirildi. Kadınların her düzeyde eğitim kurumlarına alınmaları 19. yy. feministlerinin en büyük kazanımlarındandır.

1902’de ABD’de diğer örgüt Uluslararası Kadın Oy Hakkı Birliği (The International Woman Suffrage Alliance/IWSA) ve 1903’te İngiltere’de Kadınların Siyasi ve Toplumsal Birliği (Women’s Social And Political Union/WSPU) cam kırma, bomba koyma, yangın çıkarma, parlamento toplantılarını engelleme, açlık grevi yapma, intihar etme gibi radikal eylemler yapmıştır. IWSA ve ICWR kadın sömürüsü olarak gördükleri fuhuşa karşı da güç birliği yapmıştır.

1. Dünya Savaşı sırasında orta sınıf kadınlar kutsal ev kadınlığı rollerini ve genç kızlar gittikleri üniversiteleri bırakıp, silah fabrikalarında çalışmaya başladılar. Burjuva kadınlar da bu dönemde hastalara ve tutuklulara yardım, kaybolanları bulma gibi işlerde çalıştılar. ICWR’nin Uluslararası Kadın Barış ve Özgürlük Derneği (Women’s International League for Peace and Freedom/WILPF) adındaki barış komitesini kurdular. Derneğin 1915 yılında Lahey’deki toplantısında savaşan ülkelerin kadınları birbirlerini kardeş ilan ettiler. Feminist çabalar işçi kadınlar için de kazanımlar getirmiştir. ICWR 1918’de Versailles Antlaşması ve Milletler Cemiyeti sözleşmesine kadınlar için “eşit işe eşit ücret” maddesini koydurmayı başarmıştır. Feministler barış ve sosyal yasalar için uğraşırken, işçi kadınlar da giderek militanlaşmışlardır. IWSA’nın adı 1926 Paris Kongresinde International Women’s Alliance olarak değiştirilmiştir. Örgütün sloganı ise “Eşit Hakla, Eşit Sorumluluklar” olarak belirlenmiştir.

Rusya’da 1917 devrimi sürecinde kadınlar, doğum öncesi ve sonrası 16 haftalık ücretsiz izin, parasız sağlık hizmeti, eşiyle mal varlığı ortaklığı, boşanma, evlilik içi ve dışı çocuk velayeti gibi sosyal haklarda ve siyasi haklarda eşitlik kazandı. Fakat Bolşevik devriminden sonra bu haklar yaşanan ekonomik güçlükler öne sürülerek yönetim tarafından kısıtlanmaya başladı. Stalinciler, sosyalist toplum düzeni için kadınların geleneksel aile rollerine dönmeleri gerektiğini iddia ettiler. Yönetim, bu dönemde çalışan kadınların çocukları için kreş ve yuva açılması yönündeki taleplerini reddetti. Daha sonra 1929’da Komünist partisinin kadınlar kolu Genotdel’in faaliyetlerine son verildi. 1936’da kürtaj hakkı ve evli olmayan kadınlara devletin mali desteği kaldırıldı, boşanma zorlaştırıldı.

Sosyalist yönetimlerde kadınların geleneksel kalmaları istenmekle beraber bu anlayış faşist rejimlerde olduğu gibi kurumsallaştırılmadı. Kadınlara eğitim, çalışma, siyasi ve kültürel hayata katılma olanakları kapatılmadı. Faşist toplumlarda kadına karşı olan doğuran, kocaya ve ulusal sosyalist devlete hizmet etmesi gereken, aşağı gören araçsal bakış sistemleştirildi, doktrin haline getirildi. Nazi Almanya’sında 3K (Kilise/Kirche, Mutfak/Küche, Çocuk/Kind) sloganı benimsendi. Kız çocuklarının eğitim almaları zorlaştırıldı. Almanya’da kamuda çalışan evli kadınlar çıkartılan kararnameyle işten çıkartıldı. Kadınların doktorluk yapmaları yasaklandı. Nazi doktrininde “kadın bir tür hayvan”, aile kadının yaşayabileceği doğal ortam, özgürlük isteyen kadın da, “Yahudi, zenci ve eşcinsel kadar soysuz yaratık” olarak nitelendirildi. İspanya’daki kadınlar ise, Cumhuriyet döneminde kazandıkları oy hakkını Franco’nun faşist döneminde yitirdiler. Avrupa’daki faşist döneme direnişte ve faşist işgalin son bulmasında kadın desteği çok önemli etken olmuştur. Sovyet kadınlarının Anti-Faşist komitesi Eylül 1941’deki ilk toplantısında tüm dünya kadınlarını faşizme karşı savaşa çağırmıştır. Kadınların İtalya ve İspanya’daki faşist yönetimlere karşı örgütlü direnişleri İngiliz ve Amerikalı kadınlar tarafından desteklenmiştir. Bu dönemde kadınlar gerilla savaşına da girmişlerdir.

Avrupa’da I. Dünya savaşı ve Rusya’da 1917 Devrimi sırasında kadınların katkısını kabulde tereddüt etmeyen sistem, savaş ve devrimden sonra, yani işi bittikten sonra kadınların geleneksel rollerine dönmelerini istemiştir. 1944’te savaş öncesine göre 2 milyon artan çalışan kadınların iş yaşamlarını kolaylaştırabilmek amacıyla açılan kreşler ve çocuk yuvaları, savaştan sonra kadınların yaşamını zorlaştırmak amacıyla kapatıldı. Savaştan dönen erkeklere yer açmak amacı güdüldü ve kadınlardan evlerine dönmeleri istendi. ABD ve İngiltere’de açılan kreş ve yuvaların tümü kapatıldı. Bu dönemde kadınlar savaş sırasında eşitlenen ücretler yerine, işlerini kaybetmemek için düşük ücretlerle çalışmaya razı oldular. Fransa’da kadınlar savaş sonrasında feminist hareketler yerine sömürge karşıtı eylemler yaptılar.

1.2.2. İkinci Dalga Feminizm (1960’lardan Günümüze)

Kadın eylemleri 1960’ların sonunda erkeklerle eşitlik talepleriyle yeniden gündeme geldi. Bu dönemde kadınlar, erkeklerle siyasal hak eşitliği yanı sıra aile, cinsellik ve çalışma yaşamını da sorguladılar. 1960’ların sonunda yeniden ivme kazanan feminist hareketler toplum tarafından 1970’lerden itibaren artarak benimsendi. Kadınlar çalışma alanlarında, ticari birliklerde,  siyasi ve toplumsal reform hareketlerinde, işçi hareketlerinde ve gençlik hareketlerinde de etkin oldular. Bu hareketlerin içinde olan feministler özellikle Amerika’da, 19. yy. Amerika’sı kadınının toplumsal rolü ve cinselliğiyle, idealleri ve değerleri; sanat ve edebiyatta kadın imajı; ahlakın çifte standardı; fahişelik; çağdaş kadının özelliklerini ve kadınlığı sorguladılar. Bu dönemde yüksek öğrenimin yayılması, önemli ekonomik ve siyasi değişimlerin yaşanması sonucu kadınlar kamu ve siyasi alanda öne çıkmışlardır.

 Ancak, siyahi kadınlar söz konusu alanlarda ve istatistiklerde hiçbir şekilde var olamamışlardır. Onlar, daha çok çiftçilerin özel çalışmalarında ve misyonerlik faaliyetlerinde yer almışlardır. Eylem ve ilgi alanı genişleyen feministler ikinci dalga döneminde varlığı göz ardı edilen siyahi kadınlar ve lezbiyenlerle de ilgilenmişlerdir.

1.2.2.1. İkinci Dalga Döneminde Feminist Kuramlar

İkinci dalga döneminin ana tartışma konusu olan toplumsal/kültürel cinsiyet olan gender bu çalışmada cinsiyet olarak, biyolojik cins olan sex ise cins olarak anlatılmıştır.

Kadınların sosyal ve siyasi vatandaşlıktan hariç tutulmaları eşitlik-farklılık tartışmalarını karmaşıklaştıran faktör olmuştur. Cinsel farklılığı inkar ederek, erkek cinsiyle eşitlik mi yoksa cinsler arası eşitlik fırsatı mı istenmeli tartışmaları, feminizmin merkezinde yer almış, bu tartışmalar sosyal ve bilimsel gelişmelerle karmaşıklaşmış ve çeşitlenmiştir. Bu farklılaşma farklı feminist kuram ve bakış açılarını gündeme getirmiştir. İkinci dönem analizleri ve tartışmalarından Liberal Feminizm, Sosyalist Feminizm ve Radikal Feminizm, daha sonra ise Lezbiyen, Siyah, Anarşist, Postyapısalcı Feminizm akımları çıkmıştır:

– Liberal feministler; liberal devlette erkeklerle eşit vatandaşlık haklarını elde etmek için yasalar ile gelenek ve değerlerde değişiklik yapılması gerektiğini savunmuşlardır.

– Marksist-Sosyalist Feministler; 1970’lerin başlarında sınıf, cinsiyet ve kadınlara baskının maddi şartlarına karşı savaşmışlardır. Marksist-Sosyalist Feministler ırk ve cinsiyet eşitsizliğinin aynı derecede yanlış olduğunu öne sürmüşlerdir. Bu akım cins eşitsizliğini ve kadınlara baskıyı kapitalist sistemin uygulamaları olarak görmektedir.

– Radikal Feministler; ataerkilliği kadına bakış aracı yani kadının ikincilliğinin anahtarı olarak görmektedir. Onlara göre kadının ikincilliği biyolojik ya da sınıfsal değil, ataerkil düşüncenin sonucudur. Çalışma yaşamı ve bu alandaki cinsel ayrımcılıkla daha az ilgilenerek, cinsellik ve toplumsallaşmayla beraber cinsel ve ideolojik yapılara önem vermişlerdir. Cinsçi, karşı cinsin zayıflığına inanan baskının en yaygın baskı olduğunu düşünerek, kadına yönelik şiddet ve erkek gücünü anlamaya çalışmışlardır. Radikal feministler ve sosyalist feministler arasındaki fark cinsellik ve sınıf ilişkileri konusundadır.

1.2.2.2. İkinci Dalga Döneminde Kadın Eylemleri

Önceki döneme kıyasla daha eğitimli olan kadınlar 1965’ten sonra kendi kurtuluş hareketlerini başlattılar. 1966’da Amerika’da Ulusal Kadın Örgütü (National Organization of Women/NOW) kuruldu. 1967’de genç ve evli olmayan kadınlar NOW’dan ayrılıp, daha radikal görüşlere sahip olan Kadınların Kurtuluşu Hareketi (Women’s Liberation Movement/WLM) grubunu kurdular. Toplumsal bir hareket olan WLM ülke çapında kitle iletişim araçlarını kullanarak hükümet karşıtı eylemler gerçekleştirdiler. Üniversitelerde ve toplumun genelinde gerçekleştirilen bu eylemlerle cinsiyetçiliğin değiştirilmesini, iş-ücret ayrımcılığına son verilmesini ve kürtajın serbest bırakılmasını talep ettiler. NOW ve WLM’nin en büyük başarıları ITT gibi büyük şirketlere karşı açtıkları davalarla, geçmişte kadın işçilerin ücret ayrımcılığı nedeniyle alamadıkları ücretlerin ödenmesini kazanmaları olmuştur. Avrupa’da da Kadınların Kurtuluşu Hareketi (Movement de Liberation de Femmes/MLF) etkili olmuştur. Fransa’da, 1968 öğrenci hareketinde kadınlar da önemli rol oynadılar. 8 Mart 1971’de Simone de Beauvoir(1908-1986)’ın başkanlığını yaptığı Kadın Hakları Derneği-League de Droit des Femmes kuruldu ve bu çok sayıda feminist grubun kurulmasını teşvik etti. 1974’te Fransa’da kadınların ezilmişliğini anlatan Trone Fuarı açıldı.

1970’lerdeki doğum kontrolü tartışmalarında, bir grup feminist doğum kontrolünün kadını özgürleştirdiğini savunurken, diğerleri doğum kontrolünün kadını sosyal ve ekonomik olarak bağımlı yaptığını ve erkeklere kadın vücudunda büyük ölçüde kontrol gücü vereceğini iddia etmişlerdir. Katolik kilisesinin muhalefetine karşın ABD’nin çoğu eyaletinde doğum kontrolü yasallaşmış ve kürtaj klinikleri açılmıştır. Kürtaj hakkı İngiltere’de 1967’de, ABD’de 1973’te,  Fransa’da 1975’te ve İtalya’da 1978’de yasallaşmıştır.

Kadınlar ikinci dalga döneminde önceki döneme göre hayli fazla kazanımlar elde etmişlerdir. Bu kazanımların etkisi istatistiklere de yansımıştır. Batı’da yapılan araştırmalara göre kadınların evlilik ve doğurma eğilimleri bu dönemde azalmış; çoğu kadından gelen boşanma talepleri artmış; evlilik dışı özgür birliktelik ve eşcinselliğe hoşgörü artmıştır. Bu dönemde ABD’de okul kitapları yeniden yazılmış; çocuklara yönelik resimli kitaplarda cinsiyet rol imgeleri değiştirilmiş; tiyatro, sinema, kabarelerde kadınların geleneksel rollerine karşı çıkılmış ve pornoya karşı eylemler yapılmıştır. Belçika, İsrail ve Japonyalı kadınlar siyasi partiler kurmuşlardır. Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Almanya’da porno ve genelevlere karşı davalar açılmıştır. Ev işi için ücret talep eden feministlere, başka grup feminist bunun kadını aileye daha bağımlı kılacağı gerekçesiyle karşı çıkmış, ev işi için ücret yerine erkeğin de ev işine katılması önermişlerdir.

Feminist hareketlerin ücret eşitsizliği konusundaki taleplerinde beyaz ya da mavi yakalı kadınlar başı çekmişlerdir. Doğum kontrolü ve kürtaj haklarını savunarak cinsellikle doğurganlığın ayrılması gerektiğini öne sürdüler ve tecavüze karşı çıkarak cinsel hazzı gündeme getirdiler. Ayrıca eşcinselliğe uygulanan baskılara son verilmesini de talep ettiler. Feministler, kocalarından dayak yiyen kadınlar için sığınma evleri kurarak ezilen kadınların kendilerine güvenmelerine olanak sağladılar. Sığınma evlerinin yanı sıra telefonla yardım sistemleri kurarak moral ve fiziki açıdan aciz kadınların sorunlarıyla ilgilendiler.

1.2.2.3. Eşitlik-Farklılık Tartışmaları

Yüzyıllardan bu yana kadın ve erkeğin biyolojik farklılığı, toplumsal yapılandırmaya mazeret oluşturmuştur. Kadınlara doğurma, emzirme gibi biyolojik özellikleri, fiziksel güçlerinin yetersizliği ve daha az mantıklı oldukları savıyla ev işi ve çocuk büyütme rolleri uygun görülmüştür. Bu nedenle kadınların kamusal alanda faaliyet göstermelerinin uygun olmadığı öne sürülmüştür. Bu iddialar filozoflar ve teorisyenler tarafından yapılan bilimsel araştırmalarla da desteklenmiştir. 19. yy. sonu ve 20. yy. başında beyin ölçüsü, kadın ve erkek aklındaki farklılığa ilişkin önermeyi kurmak için kullanılmış ve bu konuda ampirik çalışmalar yapılmıştır. 1980’lerin sonu ve 1990’larda sosyal Darwinizm’in yeniden yükselişiyle cinsel zorbalığa karşı yasalar çıkarılması sağlanmıştır. Feministler Sosyal Darwinizm’deki psikolojik özellik ve doğal farklılık bağlantısını yenmek için toplumsal roller hazırlamaya, planlamaya ve sorgulamaya başlamışlardır. Pek çok feminist teori, biyolojik cinsin doğal farklılık olduğunu öne sürerek, farklı toplumlarca yaratılan cinsiyet rollerinin esasında psikolojik ve toplumsal cins olduğunu belirtmişlerdir. Toplumlar biyolojik ayrımı toplumsal ayrımın temeli gibi kullanmaktadırlar. Bu kültürel ayrım çocuk doğduğunda pembe-mavi battaniye uygulamasıyla başlamaktadır. Türkiye’de çocuk şarkılarında da “küçük Ayşe’nin bebeğine bakıp, küçük askerin silahını taşıması” gibi toplumsal roller çocukluktan itibaren öğretilmektedir.

Feministler farklılık tartışmasında ataerkilliğin reddini teorilerle desteklerken, kadın ve erkek arasındaki doğal farklılığa farklı toplumlarda ve uygarlıklarda farklı sosyal, siyasi ve ekonomik anlamlar verildiğini analiz ettiler. Kadın erkek arasındaki doğal farklılığın değişmezliğini kanıtlamaya çalışırken, toplumda kadına uygun görülen ikincil statünün doğal cinsel farklılık nedeniyle verildiğini gördüler ve doğurmak, meme vererek çocuk beslemek, annelik gibi kadın niteliklerinin erkek nitelikleri kadar değerli ve önemli olduğunu kanıtlamaya çalıştılar. Karşıt görüşlü feministler, eşitlik-farklılık tartışmasında kadının farklılığına işaret edilmesinin kadını ikincil konumda tutmaya devam edeceğini öne sürdü. Feministlerin asıl sorunu kadınların serbestliği ve eşitliği ile kadının ortak kimlikle özel toplumsal grup olarak tanınması çabası oldu. Sherry Ortner bu konudaki düşüncelerini şöyle açıklamaktadır:

“Kültürel kavramların çeşitliliğinde, psikolojisi, sosyal rolü ve fiziki ile doğaya daha yakın gibi görünen kadınları erkekler kendilerini toplumsal ve siyasal yaşama daha uygun görüp kadını ikincil statüye sürmüş, kadının ev hapsi başlamıştır. Dolayısıyla kadının ikincilliği evrensel gerçektir ve kadının farklı toplumlardaki ikincil statüsü ve sembolizasyonu devam etmektedir. Gebelikten korunmada yeni teknolojiler kadınları biyolojik bağımlılıktan kurtarsa ve bu bazıları için eşitliğe erişimin işareti, yeni imkanlara açılma anlamına gelse de toplumsal hiyerarşik yapıdan kaçmak neredeyse olanaksızdır.”

Ortner’in bu savıyla, toplumsal yapıda tarafsız olmaktansa kadın-erkek kimlik farklılığı hesaba katılmalı tartışmaları başlamıştır.

Simone de Beauvoir 1949’da yazdığı İkinci Cins (The Second Sex) adlı kitabında ünlü kadınların aşağı pozisyonlarının doğal veya biyolojik değil toplumsal kreasyon olduğunu, yani psikolojik davranışsal, ataerkil kültürün ürünü olduğu görüşünü öne sürmüş ve kadınlara, onları ikincilliğe mahkûm eden evlilik kurumuna bağımlılıktan kurtulmalarını, kadın onuruna sahip çıkmalarını önermiştir.

Dişi biyolojik cins ve toplumsal cinsiyet pek çok feminist kuramda yaygındır. 1930’larda psikologlar toplumsal cinsiyeti insanların psikolojik nitelikleri olarak (kadın-erkek bağlantısı olmadan) tanımlamada kullanmışlardır. Robert Stroller “Cins biyolojik kromozomlara göre doğar, cinsiyet kişi büyürken benimsenir”, toplumsal rolü ve model tarzını onları aşağı pozisyonda tutmaya devam etmeyi medeniyetler tayin eder saptamasını yapmış, kadın-erkek arasındaki biyolojik farklılığın kaçınılmaz olduğunu söylemiş, kadının biyolojik farkıyla değil davranışsal olarak toplumsal yapı olduğunu savunmuştur.

1970-1980 yılları arasında toplumsal yapı klasik feminist metinlerde kültürel buyruk, dayatılan hak cinsiyet olarak açıklanmış, cinsiyet kavramı feministlere kadının ezilmesinin kuramsal analizinde yeni yollar açmıştır. Delph Christine cinsiyetle cins arasındaki tüm farkın toplumsal ve keyfi olduğunu, toplumdan topluma değiştiğini, cinsiyet ayrımının hiyerarşinin,  kadın erkek arasındaki güç eşitsizliğinin göstergesi olduğunu ve cinsiyeti akademik feministlerin ürettiğini söylemiştir. Ann Scott ise, “Feminizmin etrafı tartışmalarla tam anlamıyla çevrilmiştir” saptamasını yapmıştır. Kadınların da birbirinden farklılığını öne süren feminist tartışmalardan yola çıkan feminist tarihçiler ırk, cins ve sınıfın birbirlerine olan etkilerini araştırmışlardır. Yaptıkları araştırmalarla kapitalizmde sınıf ve ırk dayanışmasının, cins-cinsiyet çatışmasından daha güçlü olduğu sonucuna ulaşılmışlar ancak ataerkil yapının etkilerini koruduğunu gözlemlemişlerdir. 1980’lerde çoğu medya, toplumların çöküşünden feminizmi sorumlu tutmuş, kadınların eşitlik kazanımları konusunda “eşitlik yönündeki haklara tamamen ulaşıldı, feminizm artık geçersizdir” şeklinde yorumlar yapmıştır.

1980’lerin sonu ve 1990’larda Sosyal Darwinizm’in yeniden yükselişi ile feministler psikolojik özellikleri ve doğal farklılıkları bağlantısını yenmek için sosyal roller hazırlamaya, planlamaya ve sorgulamaya başladılar. Pek çok feminist, kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılığın toplumsal örgütlenmeyle ilgisini yadsımıştır. Pek çok feminist teori davranış ve biyolojik sınıflandırmanın temeli olarak psikolojik cins ve toplumsal cins ayrımını getirmiştir.  Biyolojik sınıflamayı Segal yapmış, Robert Wright insan doğası hakkındaki Darwinci gerçekleri yadsımayla ve kadınların eşitlik arayışlarıyla alay etmiştir.

Aydınlanma, ilerleme döneminin en önemli varsayımı olan Sosyal Darwinist yaşam ilkesi, doğada güçlü olanın kalabileceğini, güçsüz olanın ise yok olacağını savunmuştur. Güçsüzlerin mücadeleden başarısız çıkacağı ve üretime katkısı olmayacağı için ortadan kaldırılması gereğini vurgulamıştır.

İran Toplumunda Kadının Yaşamı ve Toplumsal Statüsü

İran toplumunda kadının statüsü, var olan toplumsal yapıya bağlı olarak farklılaşma göstermektedir. Kentli üst ve orta sınıfa ait kadınlar 1979’dan önce onlara sunulan yasal olanaklardan yararlanarak, eğitim fırsatı elde etmişler ve evlilik ve çalışma hayatında çağdaş normları yakalamışlardır. Alt sınıf ve kırsal kesimde yaşayan kadınlar ise toplumsal yaşamdaki gelişmelere ayak uyduramamışlar ve sunulan fırsatlardan yararlanamamışlardır. İran alt sınıf ve kırsal kesim kadınlarının kimlikleri, yaşamları ve cinsiyet ilişkileri toplumsal norm ve Şii geleneklerle biçimlendirilmeye devam etmiştir.

Genelde İran kadınının cins rollerini, halk masalları, dini gelenekler ve hiyerarşik güç ilişkileri belirlemektedir. Kapitalist kalkınma ve modernizasyon sürecinde alt ve orta sınıfa ait kadınlar ekonomik gelişmelerde kendine yer bulamamış, değişen toplumsal şartlara entegre olamamıştır. Ekonomik ve toplumsal kaynaklara erişimde sınırlı haklara sahip olan kadınlar doğal otorite olarak kabul edilen eşlerinin kendilerine şiddet uygulamasına maruz kalmaktadırlar.

İran nüfusunun %80’i muhafazakâr ve erkek merkezli yapıya sahip kırsal kesimde yaşamaktadır ve tarımla uğraşmaktadır. Değişen toplumsal şartlara az da olsa ayak uydurarak, eğitimini sürdüren köylü genç kızlar genellikle cinsiyet niteliği nedeniyle öğretmenlik gibi meslekleri tercih etmektedirler. Ancak, bu çalışan kızlar ailelerince evlenme şansını yitirmiş olarak görülmektedir. Kırsal kesimde çalışan kadınların mal-mülk hakları, gelirleri İslami yasalarca ve erkek kontrollü sivil kurallarca belirlenmiş ve düzenlenmiştir. Kentli kadının tam tersine kırsal kesimde yaşayan kadının kazancını erkek kontrol etmektedir.

Rakamlarla İran Kadını

Rıza Şah döneminde çarşaf yasağının toplumun tümü tarafından benimsenmemesinin etkisi ile eğitimden yararlanan kadın sayısındaki artış sınırlı kalmıştır. Pehlevi hanedanlığı döneminde eğitim sistemi geleneksel cins rollerini az değiştirmiş, okul müfredatı ve ders kitapları kızları anneliğe ve bakıcı rolüne hazırlayan nitelikte kalmıştır. 1935’te kızlar, teoloji ve tarım hariç üniversitede eğitim hakkı kazanmışlardır. Rıza Şah döneminde okullu kız sayısı, 1925’te 3.467’den 1930’da 1.710’a kadar gerilemiştir. 1935’te ise bu rakam tekrar 2.599’a ulaşmıştır. Muhammed Rıza Şah döneminde ise ilkokuldan üniversiteye okullu kız öğrenci sayısı hızla artmıştır. Okullu kız öğrenci sayısı 1949-1956 arası 3 kat artarken, aynı dönem erkek öğrenci sayısı 2 kat artmıştır. 1940’tan itibaren Tahran Üniversitesinde karma eğitime geçilmiştir. Üniversiteli kız öğrenci sayısı 1956’da 801’den, 1959’da 1.912’ye ulaşmıştır. 1978’e gelindiğinde ise, üniversitedeki kız öğrenci sayısı toplam öğrenci sayısının %30.9’una ulaşmıştır. Erişkin eğitim sınıflarının sayısı 1946’da 469’dan 1956’da 24.718’e çıkarılmıştır. Aynı şekilde kadın öğretmen sayısında da önemli artışlar görülmüş ve kadın öğretmenlerin aldıkları ücret erkek öğretmenlerin aldıkları ücretle eşitlenmiştir.

1957’de %9 olan kadın okur-yazar sayısı 1977’de %35’e ulaşmıştır. Eğitimde ve iş yaşamındaki kadın sayısı ülkede 1979 yılında gerçekleştirilen İslam devriminden sonra azalmaya başlamıştır.  Çalışan kadın sayısı 1956’da % 9.3’ten 1976’da %13.7’ye yükselmiş, ancak bu rakam İslam rejimi döneminde 1986’da %9’a gerilemiştir. 1966 ile 1976 yılları arasındaki rakamlar, kırsal kesim çalışanlarının %91’inin ücretsiz aile kurumlarında çalışmakta olduğunu ve bunların da %85’ini kadınların oluşturduğunu göstermektedir. Birleşmiş Milletlerin (BM) 1986 verilerine göre, ülkedeki üniversitelerden eğitim alan kız öğrenci sayısı toplam öğrenci sayısının %2’sini (49 bin) oluşturmaktadır. Şehirlerde okullu kız öğrenci sayısı 1976’da yani, İslam devrimi öncesinde %64 oranında iken, bu rakam devrim sonrasında 1986’da %51 oranına gerilemiştir.

Babizm Hareketi ve Kadınlar

İran’da 1840’larda sosyal adalet, özgürlük ve kişi hakları, adaletsiz vergilerin düzeltilmesi, kadının statüsünün yükseltilmesi, çokeşliliğin sınırlanması, kadına karşı şiddetin yasaklanması ve eğitimde reformları savunan ve herektik bir hareket olan Babizm (sonraki adıyla Bahaizm) 1850’lerde İran toplumunda popülaritesini artırdı. Babi hareketini, İran Shiraz’da 23 Mayıs 1844’te ilan eden Mirza Ali Muhammed (1817-1850), kendisini “Bab” (gerçeğin kapısı) ilan etti. Babizm’in kutsal kitabı Bayan’ın 19 yıl sonra geleceğini ve Kur’an’ın yerini alacağını iddia etti. Babist reformist hareket, gerici Müslümanlarca ve hükümetçe tehdit olarak görüldüğünden, Bab’a karşı tepki ve eylemler oluştu. Bab ve İran’ın ilk feminist kadın eylemcisi Qurrat ul-Ayn dahil 28 kadar yandaşı 1850’de idam edildi. Kadınlara da özgürlükler isteyen Babizm hareketi, lider ve öncülerinin idamından sonra da İran’da etkin oldu. İranlı azınlık muhalifler, entelektüeller ve kadınlar Babist görüşleri desteklemeyi sürdürdüler. 

Günümüzde de Bahai’lere devlet baskısının sürdüğü İran’da 1980’lerde 200 kadar Bahai öldürüldü veya idam edildi. 2005 yılında ise İran’da 65 Bahai tutuklandı.

Kadını Destekleyen Görüşler

Iraj Mirza (1874-1925) ve Mirzadeh Eshqi (1893-1923) kadının eğitimini savunmuş ve peçenin kaldırılmasını dile getirmişlerdir.

Kadın haklarını destekleyen reformculardan İran Ermenisi olan ve sonra Müslümanlığa geçen Mirza Malkom Khan(1833-1908) Paris’te eğitim gördükten sonra İran’da Mason cemiyetini kurmuştur.

Cemallettin Al-Afgani’nin reformcu fikirlerinden de etkilenen Malkom Khan, Londra’da iken, 1890’da yazdığı “Yasa” da (Qanun) insanların özgürce temsil edilmesi, ülkenin refahıyla ilgili konuların özgürce tartışılması, parlamentonun kurulması gibi fikirlerinin yanı sıra kadın haklarını da savunmuştur.

Babist Mirza Aqua Khan Kermani ise, (1853/54-95) İran’ın İslam öncesi dönemini yüceltip, bağnaz İslamı eleştirmiştir. “Yüz Söylem” (Sad Khatabeh) adlı eserinde erkeğin kimlik ve karakter kazanımında annenin önemini vurgulamış, kadının hayat arkadaşı tanımını yapmıştır. Kadın eğitiminin önemini destekleyen cinsiyet ayrımcılığı ve örtünmeye karşıt görüşler yazmıştır. Mirza Agha Khan Kermani, Mohammad Ali Şah’ın emriyle idam edilmiştir. Kermani’nin 1992’de “Üç Mektup” (Seh Maktub) adlı kitabı İran dışında 1000 adet basılmış, “Yüz Söylem” adlı kitabı ise, halen el yazması formunda korunmaktadır.

Babist yazar ve öğretmen olan Shaikh Ahmad Ruhi ile Hasht Bihisht, 1892’de kadın erkek eşitliği, evlilik hakları ve sanat ve ahlaki konular dahil tüm bilimlerde kadının eğitimini desteklemişler, örtünmenin kaldırılması ile günah, kötülük ve zinanın engellenebileceği gibi radikal görüşler ortaya koymuşlardır.

Diğer etkili yazar Fathali Arkhunzadeh (1812-1878), İslami şeriatın eleştirisini yaparken, zorla evlilik, çokeşlilik, kadının örtünmesi, kadının eğitimden ve toplumsal hayattan yoksun bırakılmasına karşı çıkmıştır.

Kadın Serbestliğine Karşıt Görüşler

II.Dünya Savaşı’ndan sonra kapitalist ilişkilerin hızlanması, modernizasyon programlarının olumsuz etkileriyle laik aydınların kadına bakışı değişime uğramıştır. II. Dünya Savaşı’na kadar kadının serbestleşmesini ve iş yaşamına katılımını savunan İran entelektüelleri savaş sonrasında 1953 darbesi ve sosyalist-ulusçu hareketin bozguna uğramasından sonra kadının artarak toplumsal yaşama katılımından rahatsız olmuştur. Bu dönemde özellikle, cinsiyet ayrımcılığı ve cinsler arası eşitsizlik yanlısı İslami entelektüel söylem güç kazanmıştır.

Laik şair, yazar ve edebiyat profesörü Reza Barahani, kadının toplumdaki ikincil durumunu ve İran tarihinin ataerkil yapısını, “Erkekliğin Tarihçesi” (Tarikh-e Mozakar) adlı eserinde anlatmıştır. Bu eserinde, kadının özgür vizyonu ve sesi olmamasını eleştirmiş toplumsal ortamın eril özellikte olduğunu ve tipik İran erkek saplantısının seks olduğunu yazmış, bugünün kent erkeğini insani özellikten uzaklaşmakla suçlamıştır. Ancak, daha sonra Barahani kent kadınını Batı kültüründen ve 1970’lerin kültürel yabancılaşmasından etkilenmekle suçlamıştır.

1960-1970’lerin romanlarında kentli modern kadını frenk-burjuva (farangi) olarak niteleyen, batılılaşan kadını yeren ve nostaljik yerel kadını öven yazılar yazılmıştır. Jalal Al-e Ahmad önceki romanlarında kadının özgürleşmesini desteklerken, daha sonraları Batıdan etkilenen kadın özelliklerini kınamıştır. “Gharbzadeghi” adlı romanında kentlerde iyi kadın bulmanın zorluğundan yakınmıştır. Geleneğini, ailesini, ırkını koruyan gerçek İran kadınını bulmak için taşraya gitme gerekliliğini anlatmıştır.

İran’ın Öncü Kadın Eylemcileri

  1. Qurrat Ul-Ayn (1814/15-1852)

İran’ın bilinen ilk kadın eylemcisi olan Fatima, dini liderin kızı olarak Ghazvin’de 1814’de doğdu. İran kadını için yerel model olan Fatima, Arapça ve Farsça din eğitimi aldı. 14 yaşında dini lider olan kuzeniyle evlendi. 1828’de kızkardeşiyle Irak’a gitti. Necef ve Kerbela’da dini çalışmalar yaptı. Bu dönemde Ortadoğu’da etkin olan Avrupa düşüncesini öğrendi. Kendisine Qurrat ul-Ayn adını veren Bayan Rashti’yle tanıştıktan sonra kocasını terk ederek, Babist harekete katıldı ve bu hareketin öncülerinden biri oldu. Babist’lerle beraber savaşa katıldı. Bu dönemde siyasi eylemlere erkek kılığında katılan pek çok kadın sivil savaşta yaşamlarını yitirdiler. Qurrat ul-Ayn kadına eşit haklar ve çokeşliliğin yasaklanmasını talep etti. Qurrat ul-Ayn toplumca din karşıtlığıyla suçlandı ve 1850’de Babi katliamında idam edildi.

  1. Sadigeh Dowlatabadi

1882’de İsfahan’da doğdu. 15 yaşında evlendi. 1917’de İsfahan’da ilk kız okulunu ve 1918’de de fakir kızlar için Ummulmadares’i açtı. 1918’de İsfahan Kadınlar Derneği’ni (Isfahan Khawateen) kurdu. 1919’da İsfahan’ın ilk kadın gazetesi “Kadının Sesi”ni (Zaban-e Zanan) yayınladı. Din adamlarının (mollaların) tepkisi ve “Wusuqqudawla” antlaşmasını eleştirmesi nedeniyle karşılaştığı baskılar sonucu gazeteyi kapattıktan sonra Tahran’a gitti ve Kadının Sesi’ni Tahran’da aylık yayımladı. 1921’de Tahran’da Kadın Değerleri Derneği’ni (Anjoman-e Azmayesh-e Banovan) kurdu ve ithal ürün karşıtı harekette çalıştı. 1923’te Paris’e giderek Sorbonne’da iş idaresi eğitimi aldı. 1926’da Uluslararası Kadın Oy Hakkı Dayanışma Konferansı’nda İran kadınını temsil etti. 1927’de İran’a döndükten sonra çarşafını çıkardı ve 1935’te örtünmeye karşı olduğunu ilan etti. Eğitim Bakanlığında kadın eğitimi denetmeni oldu. Daha sonra kadın okulları müfettişliğine atandı. 1936’da Kadın Derneği’ne (Kanoon-e Banuwan) atandı. 1947’de Uluslararası Kadın Barış ve Özgürlük Konferansı’nda İran kadınını temsil etti. Sediqeh Dowlatabadi, Kasım 1942’de “Kadının Sesi”ni 48 sayfalık dergi olarak yeniden yayınladı. 1947’de Uluslararası Kadın Barış ve Özgürlük Konferansına katıldı ve “İran Kadını” konulu bir konuşma yaptı. 1962’de 80 yaşında öldüğünde örtülü kadınların mezarını ziyaret etmemesini vasiyet eden Dowlatabadi’nin kendisinin, erkek kardeşinin ve babasının mezarları İslamcı fanatiklerce Ağustos 1980’de tahrip edildi. Dowlatabadi’nin kişisel arşivi ve belgeleri ile 20.yy’ın ilk yarısındaki kadın hareketine ışık tutan Kadının Sesi gazete ve dergi arşivi ailesi tarafından Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü’nün Ortadoğu ve Orta Asya bölümüne verildi.

  1. Farakhroo Parsha

Muhammed Rıza Şah döneminde, İran’ın ilk kadın milletvekili ve ilk kadın bakanı olan Farakhroo Parsha, İslam Cumhuriyeti tarafından Tanrıya karşı çıkmak ve toplum değerlerini bozmakla suçlandı ve 1979 İslam Cumhuriyeti’nin idam ettiği ilk kadın oldu.

Kadın hakları eylemcisi olan Parsha, 1963’te girdiği parlamentoda, kadın ve aile yasalarının iyileştirilmesi için uğraştı. Lise müfredatında cinsel eğitimin de olması gerektiğini savundu. 27 Ağustos 1968’te İran’ın ilk kadın Eğitim Bakanı oldu.

Lisede Biyoloji Öğretmenliği yaptığı yıllarda, okul saati dışında hapishanelerdeki kadınlara eğitim verdi. Eğitim Bakanı olduğu sırada milyonlarca kadın üniversite dahil eğitim alma olanağına kavuştular ve erkeklerle eşit haklardan yararlandılar. Şah devrildikten sonraki dönemde idam cezasına çarptırılan Parsha, buna “Ben doktorum. Ölümden korkmuyorum. Ölüm anlıktır. Örtünmektense ölümü tercih ederim” diyerek tepki gösterdi ve İslam Cumhuriyeti tarafından 8 Mayıs 1980’de idam edildi.

İran Kadın Hareketinin Başlangıcı

İran kadın hareketinin başlangıcını yaşanan ekonomik zorluklara tepkiler oluşturmuştur. Daha sonraki ulusalcı eylemlere hanedan kadınları da dahil üst sınıftan kadınlar katılmışlardır. Bu eylemler yabancı basında da yer almıştır. Amerikalı maliyeci Morgan Shuster, kadınların bu eylemlerini İran’ın Kuşatılmışlığı (The Srangling of Persia) adlı kitabında detaylı olarak anlatmıştır.

Ekonomik Eylemler

Fakir ailelere mensup kadınların vergi ve yüksek fiyatlara karşı başlattıkları sokak eylemleriyle İran kadını ilk defa modern anlamda kamusal alanda yer almaya başlamıştır. Ancak, kadınlar hiçbir hakka sahip olmadıkları ve yok sayıldıklarından bu tür eylemlerde eşleri tutuklanmıştır. Örneğin, 1800’lerde kadınların ekmek kıtlığına karşı gerçekleştirdikleri eylemlerden sonra 1000’den fazla kadının kocası yargı önüne çıkarılmıştır.

Ulusçu Eylemler

İran’da kadınların ulusçu eylemlere katılmaları ilk kez, 1895’te ülkedeki tütün üretiminin G. F. Talbott adlı İngiliz bir şirketin tekeline geçmesi üzerine başlatılmıştır. Ekonomideki yabancı üstünlüğüne karşı çıkan bu ulusalcı eylemlere Kaçar Hanedanının kadınları da katılmıştır. Zeynep Pasha kadınları tütün tekelini düzenleyen Reji anlaşmasına karşı örgütlemiş ve kadınlar dükkanların kapatılması eylemini yönetmiştir. Hükümetin emriyle dükkanların açılması üzerine kadınlar çarşaflarını giyip dükkanları yine kapatmış ve sonuçta Şah Nasruddin anlaşmayı iptal etmek zorunda kalmıştır. İran’da Çarlık Rusya ve İngiltere’nin sömürüsüne karşı gelişen toplumsal direniş hareketlerine tüm sınıflardan ve dinlerden (Yahudi, Bahai, Zoroastrian) kadınlar da katılmışlardır. 29 Kasım 1911’de Rusya, hükümetin finansal danışmanı olan Amerikalı Shuster’in 48 saat içerisinde ülkeden çıkarılması ültimatomu Tarhan’ı karıştırmıştır. Tahran’da kadınlar dahil 50 bin kişi yürüyüşe geçmiştir. 1 Aralık 1911’de Anavatan Kadınları Derneği, meclis önünde binlerce kadının katıldığı bir gösteriyi örgütlemiştir. Bu gösteriye katılan 300 kadar silahlı kadın meclise girerek, meclis üyelerine, İran’ın özgürlük ve onurunu korumaları, aksi halde önce kocalarını ve çocuklarını sonra da kendilerini öldüreceklerini bildirdiler. Kadınlar Ağustos 1906’da anayasanın onayından sonra ilk ulusal bankanın kuruluşu kampanyasına mücevherlerini ve çeyizlerini satmak suretiyle katkıda bulundular ve yabancı malları boykot ettiler.

Feminist Eylemler

Tüm çabalara karşın 1906 anayasası kadına oy hakkı vermemiştir. Kadınlar, azınlıklar, sahtekârlar, müflisler, katiller, dilenciler, hırsızlar sınıfında tutulmuş ve İslami yasalara göre cezalandırılacakları bildirilmiştir. Bunun üzerine, 1906 anayasasının topluma getirdiği sınırlı özgürlük ortamında, üst sınıf erkeklerin, laiklerin ve bazı din adamlarının da desteğini alan kadınlar kendilerine özgürlük ve siyasete katılma taleplerini dillendirmeye başladılar. Anayasalcı hareket liderlerinin eşleri ve akrabaları olan Malikiya’yi İran, Safia Yazdi, Sadigeh Dowlatabadi, Badri Tundari gibi eylemciler, çoğu gizli olan kadın dernekleri kurdular ve haftalık gazetelerle ve broşürler yayımlayarak görüşlerini duyurmaya çalıştılar. 1906’da kadınlar peçelerini çıkartıp, vatandaşlık hakları için yürüyüş eylemleri yaptılar. Bu harekete tepki duyanlar ise, eylemci kadınları devrimin ‘kiralanmış fahişeleri’ olarak tanımladılar. Kadınlar özgürleşme çabalarında Avrupalı oy hakkı eylemcileriyle de iletişime girdiler. İran Kadın Örgütü’nün 1911’de İngiliz oy hakkı talepçilerinden destek isteğini, İngiliz kadınlar kendileri için bile yararlı olamadıkları gerekçesiyle reddetti. 20 Ocak 1907 kadın eyleminde kadın sorunlarının çözümü için, çeyize harcanacak paranın eğitime, yani kız okullarının kurulması için harcanması doğrultusunda karar alındı.

Kız Okulları

Kadınlar, 1906 anayasasında ikincilliklerinin sağlamlaştığını gördüklerinde okullar açmaya başladılar. Erkeklerin desteğiyle başlayan kadınların kız okulları açma çabalarına din adamları tepki göstermiş, kızların okula gitmelerini engellemeyi sürdürmüşlerdir.

İran’ın ilk kız okullarını misyoner Katolikler 1835’te Urmiye’de, 1860’ta Tebriz’de ve İsfahan’da açtılar. Amerikan Prebisteryen Misyoner Okulu (Iran Bethel) 1874’te Tahran’da açıldı. Öğrencileri Ermeni ve diğer azınlık çocukları olan bu okula 1891’de iki Müslüman kız girdi. 1909’da Bethel’in Müslüman kız öğrenci sayısı 120’ye yükseldi. Bibi Khanoom Astarabadi, Tahran’da kız okulu Maidens’i açtığında, önce ondan okulun adını değiştirmesi istendi, altı gün sonra da saldırılar karşısında okulu kapatmak zorunda kaldı.

1907’de ilk Müslüman kız okulu ve 1908’de Fransız kızlar okulu Tahran’da kuruldu. Tahran’da kadın öğretmen sayısı arttı. Tuba Azamodeh Hanım liberal görüşlü kocasının desteğiyle evinde 20 kız öğrenciyle okul açtı. Okul daha sonra büyüdü ve 400 öğrenciye eğitim veren bir okul haline geldi ve okulun adı da Namus oldu.

Bu dönemde Tahran dışındaki şehirlerde de okullar açılmaya devam etti. Yine 1907’de Bibi Vazirof, Doushizegan Medresesini açtı. Safiye Yazdi, Effatiyah adlı okulu açarken, Mahrukh Gawharshinas kocasına karşı çıkarak 1911’de Taraghi’yi açtı. Aynı yıl Mah Sultan Amir Sehei, Tarbiyat’ı açtı. Sadigeh Dawlatabadi 1917-1918’de Isfahan’da ilk kız okulunu açtıktan sonra kapatmaya zorlandı ve bu nedenle üç ay tutuklandı.

Kadın Dernekleri

Kadın aydınlar bu dönemde İran kadınının sorunlarının yanı sıra, laik siyasi yapı ve sanayileşmeyle de ilgilendiler. Rus Ekim devriminin de etkisiyle, İran’da yayılmaya başlayan sosyalist-komünist fikirler, kadınlar ve kadın derneklerinde de yansımasını buldu. Çoğu Tahran’da olmak üzere faaliyette olan gizli kadın örgütleri broşürlerle, çıkardıkları gazete ve dergilerle ve yaptıkları kampanyalarla ülke kadınlarının durumuna dikkat çekmeye çalıştılar. Kadınlar, Anayasal devrimden sonraki 10 yılda cinsiyet eşitliğini talep ederek, İran toplumunun ataerkil yapısına meydan okudular. Parlamenter demokrasi gibi siyasal ve toplumsal reform talepleriyle siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda aktif rol oynadılar. Saray kadınlarının da katıldığı dernekler yardım çalışmaları yanı sıra, okul ve hastane de kurdular. Kadın derneklerinin sayısı 1913’te 9’a ulaştı.

Ulusal Kadınlar Derneği’ne Eftekhar ol-Sultaneh, Taj-ol Sultaneh ve Maleke-ye İran gibi hanedan kadınları da katıldı. Taj-ol-Saltaneh sosyo-politik yapıya ve gelenek-göreneklere karşı çıkarak, İranlı kadınların Avrupalı kadınlar gibi özgür çalışması gerektiğini ve kadının ekonomik bağımsızlığını kazanmasını savundu.

1907’de Gizli Kadınlar Birliği ve 1910’da Anavatan Kadınları Derneği kuruldu. Öte yandan 1915’te İran Hıristiyan Mezun Kadınlar Derneği ve Yahudi Kadınlar Derneği kendi cemaatlerine yardım amacı ile kuruldu. En etkin dernek olarak bilinen Kadınların Özgürlüğü Derneği 1907 yılında erkeklerin de katıldığı toplantılarını saldırı olasılığına karşı gizli yaptı. Sadigeh Dawlatabadi, Mohtaram Eskandari, Huma Mahmudi, Tifliste karma okulda başı açık eğitim veren ilk kadın olan Shams al-Muluk, hanedan kadınları Eftekhar Saltaneh ve Taj Saltaneh bu derneğin ilk üyeleri oldular. Yurtsever Kadınlar Derneği/YKD (Nesvan-e Vatankhah-e Iran) 1919’da Mohtaram Eskandari başkanlığında, eğitimin ilerlemesi, yetişkin kadına okuma-yazma eğitimi, fakir kadınlar için hastane ve bakım, ulusal sanayinin teşviki çalışmaları gibi amaçlarla kuruldu.

YKD’den ayrılan marksist kadınlarca kurulan Kadının Uyanışı’nı (Bidariy-e Zanan), komünist Tudeh Parti lideri Kambakhsh yönetti. Kadın derneklerini kültürel gruplar diye niteleyen Kambakhsh, bu tür dernekler aracılığıyla Tudeh’in tabanını genişletmeye çalışmıştır. Kadın Başarısının Habercileri (Paik-e Saadat Nesvan) Rashd kentinde Marksist kadınlarca 1921’te kuruldu. Dernek, erişkin okuma-yazma eğitimi, dikiş eğitimi veren sınıflar açtı, kız okulları ve kütüphaneler kurdu, gazete yayınladı. Kadın derneklerinin komünist üyeleri Rasht’ta 1915 Dünya Kadınlar günü kutlaması yaptılar.

Dergi ve Gazeteler

İran’da 1910-1930 yılları arası 20’den fazla süreli yayın bulunması, kadın hareketlerinin güçlendiğini göstermektedir. 1910’ların toplumsal ve siyasi ortamı kadın eylemciler için tehlikeli olmasına ve yayıncılıkta yaşadıkları mali sorunlara karşın kadınlar yayıncılık çabalarını sürdürdüler. Kadının eğitimi, kızlar için teknik okullar, hijyenik koşullar, fahişeliğe karşı çabalar, çocuk bakımı, yerli malların tüketiminin desteklenmesi, ulusal bağımsızlık ve özgürleşme çabaları bu dergilerin konusu oldu. İlk kadın dergisi Bilgi’yi (Danesh) 1910’da Bayan Kahal çıkardı. Navabeh Safavi ve Ameed Mozayan-al Saltaneh, 1912’de Olgunlaşmak (Shekoofeh) ve Kadın Dünyası (Jahan-e Zanan) adlı dergileri çıkardılar.

1913 -1917 yılları arasında yayınlanan, Olgunlaşmak’ın, reformistlerden avama kadar farklı sınıflardan geniş okuyucu kitlesi oldu. Derginin modernleşme amaçlı gündemini laiklik çağrısı değil, İslami geleneğin yeniden yapılanması oluşturdu. Dergi modernleşme konusunda kadın haklarıyla annelik ve aile değerlerine, kadının diğer faaliyetlerine kıyasla daha çok yer verdi. Makale ve diğer yazılarda, toplumsal uyum ve ahlakın korunması ve aynı zamanda kadının mutluluğu ve İslami toplumun ilerlemesi için İslami geleneğin ve örtünmenin gerekliliği anlatıldı. Avrupa’daki tüm sorunların nedeni olarak cinslerin bir arada olması gösterildi. Zoroastrian, Ermeni ve Yahudi kadınların da kendi dinlerince emredilmediği halde örtünmelerine gerekçe olarak bunun İran’da İslam öncesi var olan uygulama ve kültürel şahitlik olduğu savı gösterildi.

Fakr-Afaq Parsha, 1921’de kadın dergisi Kadın Dünyası’nı (Jahan-e Zanan) yayınlaması nedeniyle kutsal kent Meşhed’den önce Tahran’a sonra Arak’a sürüldü ve İslam düşmanı olarak ilan edildi

YKD’nin gazetesi, Yurtsever Kadın örtünmeye karşı çıkarak, kadının eğitimini savundu. Toplumun dikkatini kadının kötü durumuna çekmeye çalışarak, din adamlarının ve sivil otoritenin düşmanlığı ve saldırısına karşı çıktı. Gazetenin kurucusu Mohtaram Eskandari grubu ile din adamlarınca yazılan ve dağıtılan kadın haklarına karşı broşürleri yaktıkları için tutuklandılar.

Öte yandan, Kadın Başarısının Habercileri’nin gazetesi Kadının Başarısı’nın (Paik-e Saadat) toplumun her kesiminden okurları oldu. İran’ın ilk komünist gazetesi olan Kadının Başarısı’nı Roushanak Nowdoost çıkardı.

Kadın Dünyası (Alam-e Nesvan) 1921-1936 yılları arasında yayınlanarak, dönemin en uzun süreli yayını oldu. Dergiyi, Tahran’da İran Bethel Amerikan Protestan Kız Okulunun mezunlarından Annie Stocking Boyce çıkardı. Bethel mezunları, derginin yazar ve editör kadrosunu oluşturdu. Dergide sağlık, hijyen, eğitim, çocuk bakımı ev ekonomisi gibi konular yanı sıra dinin yaşamı düzenlemeyeceği, kadının kendisinin ve ulusun ilerlemesi için mücadele etmesi gerektiği, toplumun ilerlemesinden erkek kadar kadının da sorumlu olduğu, kadın erkek eşitliği, eğitimin önemi, cehalet ve batıl inançla savaş gibi konular da yer aldı.

Pehlevi Hanedanı ve Kadın

Şah Rıza, baskıcı yönetimle kadınları özgürleştirmeye, onları toplum ve çalışma hayatına katılmaya teşvik etmiş, kadının eğitimi, çarşafın-peçenin yasaklanması gibi giyimde reformlar gerçekleştirmiştir. Özellikle, kadınları çarşaftan vazgeçirme çabalarında, hanedan kadınlarının toplumda örnek olması muhafazakarların tepkisiyle karşılaşmıştır. Yönetim ve din adamları arasında gerginlikler yaşanmıştır.

1928 Medeni Kanunuyla dini mahkeme laik eğitimli hukukçuların yönettiği mahkemelerle yer değiştirmiştir. İslam hukukunun etkisi azaltıldı evlilik yaşı minimum 15 yapıldı. Kadına boşanma hakkı evlilik kontratına dahil edildi. Ancak evlilik, boşanma, çocuk velayetinde eski uygulamalar devam etti. Şeriat kurallarıyla dolu olan söz konusu yeni yasa, İslam’ın toplum üzerindeki etkisini ve İran aile yapısındaki ataerkil yapıyı sarsmadı. Kadının ikincilliğini değiştirmeyen 1928 yasal reformları yüzeysel ve ataerkil nitelikte görüldü.

1935’te 12 kadın üniversiteye giriş hakkı kazandı. 1934’te kadın öğretmenler ve öğrencilerin çarşaflarını çıkartmaları emredildi. 1936’da Müslüman ülkede ilk kez tüm ülke kadınlarının çarşaf giymesi yasaklandı ve çarşaflı kadın resmi olarak yasa dışı sayıldı. Eşleri çarşaflı olan devlet memurlarının, sinema ve kamu yerlerine girmeleri yasaklandı. Taksi şoförlerine çarşaflı kadın müşteri almamaları aksi halde para cezasına çarptırılacakları bildirildi. Şah katıldığı tören ve toplantılarda nüfusun yarısını oluşturan kadınlara önem verilmediğini, kadınların iş güçlerinden yararlanılmadığını ve kadın eğitiminin gelecek kuşak için önemini anlattı. Yönetici bürokratlar, okul müfettişleri kadın reformlarını tanıtım toplantıları yaptı. Basın ve tiyatrolarda reformlar tanıtıldı, kadının değişim resimleriyle, atlet okul kızları, kadın izciler, kadın kulübü faaliyetleri anlatıldı. Reformlar orta ve üst sınıfta benimsendi. Çokeşlilikte gerileme, evlilik ve boşanmalarda eşitsizlik azaldı. Çalışan kadının ücreti arttı, ancak kadın önemli kazanımlara karşın ekonomik ve sosyal eşitlik için siyasal hakları ele geçiremedi. Çarşafın yasal yasağı orta ve üst sınıfça kabul görürken, kırsal ve alt sınıf şehirli kadınlar bu yasağı reddettiler. Müslüman gelenekselciler bu yasağı kişi haklarına ve İslama eziyet diye algıladı. Din adamlarının çarşaf yasağına karşı örgütlediği, Mashad şehrinde Gowharshad Camiindeki hükümet karşıtı eylem kanlı bitti. Çarşaf yasağının resmen ilan edildiği gün (7 Ocak) İran’da 1950’lerden 1979 yılına dek Kadınların Özgürleşme Günü olarak kutlandı.

Muhammet Rıza Şah döneminde eğitime öncelik verilerek, bütçenin %21’i eğitime ayrıldı. Yoksullar için ilk ve ortaokul parasız yapıldı. Temel eğitim zorunlu hale getirildi. 7 yıllık kalkınma planı ve ekonomik kalkınmaya paralel olarak artan kalifiye ara eleman ihtiyacını karşılamak amacıyla mesleki eğitim artırıldı. Şah despotizminin simgesi haline gelen çarşaf yasağı yürürlükte olmasına karşın yaptırımlar yumuşatıldı. Din adamlarının toplumsal etkinliği arttı. Bu dönemde ülkede örtünmenin tekrar yaygınlaşması ve kız okullarının kapatılması reform dönemi açısından paradoksal bir ortam oluşturdu. Özellikle, kentli kadınlar dinsel tehdit, örgütlü gösteriler ve toplumsal baskıyla tekrar örtündüler. Öte yandan, baba Rıza Şah’ın yasakladığı kadın örgütleri bu dönemde yeniden kuruldu. Örneğin, Liberal İran Partisi, kadın kolunu faaliyete geçirirken, Muhafazakâr Demokratik Parti kadın haklarını programına dahil etti. Ancak, İran’da kadınlar, reformları desteklemesine karşın, kadın örgütleri dahil hiçbir örgüt devletten bağımsız bir yapıya kavuşamadı. Dolayısıyla, Muhammed Rıza Şah dönemindeki kadın hareketi devlet güdümünde kaldı. Kalkınma programlarına yerel bakanlıklar, gönüllü kuruluşların (çoğu kadın kuruluşları) yanı sıra, WHO, UNICEF, FAO, UNESCO, USOM, ICA, Near East Foundation ve Ford Foundation gibi yabancı kuruluşlar maddi ve teknik destek sağladı. Söz konusu kalkınma programlarının kadınlarla ilgili olanların tamamını diğerlerinin ise, bazılarını kadınlar yönetti. Örneğin Tarım bakanlığının kadınlara yönelik 6 aylık programını, Turan İlkhan Baktiyar ve Malek Erfan örgütledi. Effet Mahavi özerk Toplumu Kalkındırma Örgütü’nün (Bongah) personel yöneticisi oldu.

Pehlevi Döneminin Kadın Örgütleri

Rıza Şah Dönemi

Rıza Şah dönemi başlarında kadın örgütleri dahil tüm örgütlerin faaliyetleri ve partileşme hareketleri baskı altına alınmıştır. 1929’da partiler 1930’larda ise, ülkedeki tüm örgütler kapatılmıştır.

1922’de komünist Hakikat Partisi’nin kadınlar ve gençlik kolları kuruldu. Kadınlar bölümü, Clara Zetkin’in 1920’de kurulan Komünist Enternasyonaliyle bağlantı kurdu. Rıza Şah’ın baskıları 1925’ten sonra partiyi zayıflattı. Partinin yasaklanmasıyla çoğu kadın militan tutuklandı. Bunlardan Lamileh Sadiqui ve Shokat Rousta, çarşafın kaldırılmasını savunan Taqi Arani ve entellektüel ve yazarlardan oluşan 53 kişilik grup hapse atıldı. 1926’da komünist dernek “Uyanışımız” (Bidarye Ma) kuruldu. Bu dernek, 1929’da Şah’ın ülkede tüm komünist çalışmaları yasaklayan yasasıyla kapatıldı.

1919’da Mohtaram Eskandari tarafından kurulmuş olan Yurtsever Kadınlar Derneği Tahran’da çalışmalarını sürdürdü. İyi örgütlenmiş olan YKD kadına oy hakkı, eşit işe eşit ücret, ailede eşitlik gibi çabaları yanı sıra Şah’ın da desteğiyle çarşaf karşıtı eylemler yaptı. Şah’ın bağımsız örgüt karşıtlığı nedeniyle 1929’da kapatılan komünist örgütlerden sonra, 1932’de son bağımsız örgüt olan YKD de kapatıldı.

İran Ebeler Sendikası, Ağustos 1934’te ebeliği teşvik etmek ve ebelik şartlarının iyileşmesi için çalışmak, birlik anlayışı oluşturarak, ortak amaç edinmek amaçlarıyla kuruldu. Kadınlar Merkezi (Kanoon-e Banuvan) Şah’ın teşvikiyle Sadiqe Dowlatabadi başkanlığında 1935’te kuruldu. Dernek, çarşaf karşıtı çabalarını sürdürürken, konferanslar düzenledi, erişkinler için eğitim sınıfları açtı, dostluk ve spor kulüpleri kurdu. Devlet reformlarını onaylayan Şah taraftarı hayırsever kadınların oluşturduğu üst sınıf eğitimli üyelerin diğer toplumsal ve siyasi hareketlerle ilgilenmedi. Ayrıca, bu üyelerin, erkek üstünlüğü veya cinsiyet eşitsizliği sorunları olmadı. Grup, kadınların sosyal haklar ve sorumluluklarında toplumsal ve siyasi bilinç oluşturmaya çalışmış ve ev ve çocuk bakımı eğitimini geliştirmek gibi çalışmalar yapmıştır.

Muhammed Rıza Şah Dönemi

İran’da Muhammed Rıza Şah döneminde kontrollü, devletçe manipüle edilen veya bağımsız pek çok kadın örgütü faaliyet gösterdi. Bu örgütler uluslararası derneklere de üye olarak uluslararası çalışmalara katıldılar. Dönemin devlet güdümlü kadın örgütleri, devletin ve reformlarının destekçisi olmuş, örgütsel çalışmalar da devletçe desteklenmiş veya ortak projeler geliştirilmiştir. Kadınlar bu dönemde başta meslek grupları, yardım grupları olmak üzere pek çok dernek kurdular.

1956’da çoğu Tahran’da 20’den fazla olan derneklerin çalışmaları gönüllülerce yürütülmüştür. Gönüllü profili ise, 2 gruptan oluştu; Üst sınıf grup; çoğu 40 yaşın üzerinde, özel eğitimi olmayan üst sınıf kadınlardan oluştu. Bu kadınlar, kadın hakları dernekleri ve hükümetin düzenlediği yardım programlarında çalıştı. Diğer grup yaşları 30-35 arası bazıları yurt dışında okumuş, iyi eğitimli meslekli, çalışan kadınlardan oluştu. Bu eğitimli grup, kadın hakları programlarında çalıştılar.

İran Kadınlar Derneği, Tahran’da 1943 yılında kadın-erkek eşitliğini sağlamak, çokeşliliğin yasaklanması, anne sağlığını korumak, kadının eğitim standartlarının artırılması, çocuk bakımı ve eğitimi amaçları ile kuruldu. Bu derneğin üyeleri 1947’de IAW’ye üye oldular. Kadının statüsünü yasalar önünde geliştirmek amaçlı İran Kadınlar Cemiyeti’ni (Jamiet Zanan Iran) Badrulmoluk Bamdad 1942’de kurdu.

1942’de Ulusal Kadınlar Meclisi kadına oy hakkı sağlama amacıyla Safiyeh Firouz tarafından az sayıda üye katılımıyla kuruldu. Dernek, siyasi eşitlik taleplerini basın ve radyo kanalıyla duyurma kararı almış, ancak bu karardan ülke kadınının %90’ının eğitimsiz olması nedeniyle vazgeçmiştir. Dernek, protesto mitingleri düzenleyerek, Şah’a ve hükümetine oy hakkı isteyen dilekçeler vererek baskı yapmaya çalıştı. 11 Nisan 1956’ta dernek merkez komitesinin Şah’la yaptığı görüşmede, Şah siyasi hak taleplerini kabul etti ve belediye meclisinde kadınlar için 3 koltuk sözü verdi. Ancak, mollaların tepkisi karşısında Şah bu sözünü yerine getirmekten vazgeçti. Tanınmış savunma avukatı Mehranguiz Manoochehrian meclisin hukuk danışmanlığını yaptı. Grup International Women’s Alliance’a üye oldu.

17 Ocak Örgütü (17. Dey 1314), 1957’de Tahran’da İran kadınının özgürlük günü olarak nitelenen 7 Ocak 1936 günün anısına kuruldu. Şah’ın çarşafı yasakladığı günün adını alan dernek, İran’daki tüm kadınların dostluğunu ilerletmeyi amaçladı ve fakirlerin eğitim ve yaşam standartlarını artırmak için yardım çalışmaları yaptı. Yeni Yol (Rah-i No) 1955 yılında Tahran’da kadının toplumsal ve eğitim statüsünü artırmak amacıyla Dr. Mehranguiz Doulatshahi başkanlığında kuruldu. Kırsal, kentli ve orta sınıf kadının durumunun iyileştirilmesi, hapishane reformu ve özellikle gençlerin eğitimlerinin desteklenmesi çalışmalarına ağırlık verdi. Bu derneğin üyeleri arasında erkeklerde yer almıştır. (100 üyenin 20 si erkeklerden oluşuyordu.

İran Kadın Örgütleri Federasyonu 1957’de 14 üye örgüt yöneticilerinin faaliyetlerini koordine ve iş birliğiyle ortak amaç oluşturmak, kadınların eğitimi ve kültür standartlarını artırmak, sosyal ve ekonomik ve sağlık şartlarını iyileştirmek amacıyla kuruldu. İran Kadın Örgütleri Federasyonunun adı ve örgüt yapısı, 1959 yılında İran Kadınları Yüksek Meclisi (Shoraa-ye Ali-ye Jamiat-e Zanaan-e Iran) olarak değişti. Yüksek Meclis, Şah yönetimine modern imaj kazandırmak amacıyla 17 kadın derneğinin iş birliğiyle Şah’ın kız kardeşi Ashraf Pehlevi onursal başkanlığında çalışmalarına devam etti.

İran Kadın Örgütü/İKÖ (Sazeman-e Zana-e Iran) 1966’da İran Kadınları Yüksek Meclisi’nin adının değişmesidir. Programında aile yardım merkezleri oluşturmak, okuma-yazma sınıfları açmak, kadınlara yasal danışmanlık yapmak ve kadının statüsünü geliştirmeye çalışmak olan İKÖ, Aile Koruma Yasası’nda değişiklik yapılması için de lobi çalışmaları yaptı. Şahı destekleyen İKÖ, 1979’a kadar devlet desteğinden yararlandı. Bütçesi yurt dışı seyahatler, konferanslar gibi lüks projelere elverişli olan örgütün, çoğu devlet çalışanı olan üye sayısı 1977’de 70 bine Şube sayısı ise 400’e ulaştı. Üyeler, Zonta Club, Öğretmenler Derneği, Yahudi kadınlar Örgütü, Zoroastrian Kadınlar Örgütü gibi örgütlerden oluştu. İKÖ, aile yardım merkezlerine destek sağlamıştır. İKÖ üyelerinin hayırsever, erkek üstünlüğünü kabul eden geleneksel cins rolleri ve faaliyetleri ilerici kadınlar arasında tepkiye neden oldu.

Kadınlar Partisi, Safiyeh Firouz’un başkanlığında kuruldu. Entelektüel yazar Fatemeh Sayyah partinin sekreterliğini yaptı. Parti Dowlatabadi’nin Kanoon-e Banavan’ından daha ılımlı eylemlerle aile evlilik ve boşanma yasalarının demokratikleşmesi, farklı sınıflardan kadınların eğitimlerini, bilinçlerini artırmak amaçlı çalışmalar yaptı. Parti daha sonra farklı görüşten kadınların katılımıyla konseye dönüştü.

İranlı Kadınlar Teşkilatı, (Tashkilat-e Zanan-e Iran) 1943’ten sonra kuruldu. Yurtsever Kadınlar Derneğini kuran kadınların çoğu bu örgüte katıldılar. Çoğu eğitimli ve orta sınıfa ait olan kadınların öncülüğünü Maryam Firouz, Azar Tabari, Akhtar Kambakhsh gibi Tudeh liderlerinin akrabaları yaptı. Örgütün amaçları kadını örgütleyip eyleme geçirmek, gazete çıkarmak, kadınların kültürel ilerlemesine katkıda bulunmak, cehaletle, fahişelikle, ahlak bozukluğuyla savaşmak, çalışan kadınların çalışma saatlerinin iyileştirilmesi ve eşit işe eşit ücret sağlamak, çalışan kadına ücretli tatil hakkı sağlamak idi. Dernek, kadına oy hakkı ve ekonomik bağımsızlık sağlanması için de kampanyalar düzenledi. Dernek üyeleri, din adamlarının Şah reformlarına tepkisini eleştirdi. Tudeh’in öncülüğünde kadına oy hakkı için 1944’te meclise dilekçe sunmaları, din adamları ve meclis dışındaki laik entelektüellerce eleştirildi. Gazeteleri Uyanışımız (Bidari-ye Ma) 1944 yılında yayınlandı. İran petrollerinin ulusallaşması sürecinde büyük kentlerdeki dernek şubeleri ismini İranlı Demokratik Kadınlar Teşkilatı/İDKT (Tashkilat-e Demokratik-e Zanan-e Iran) olarak değiştirdi. Bu sosyalist derneklere gençler de katıldı. Komünternin emperyalizme karşı tüm ulusal hareketlerin desteklenmesi politikasını benimseyen örgüt, kadın entellektüelleri ve çalışan sınıfı ulusal özgürlük ve demokrasi için harekete geçirmede etkin, fakat kadının özgürleşmesi hedefinde başarısız oldu. İDKT 1951’de adını İlerici Kadınlar Derneği olarak değiştirdi. Seçme seçilme hakkı kampanyası yaptı. Başbakan Musaddık’ın devrilmesinden sonra tüm bağımsız örgütlerle beraber kapatıldı.

Pehlevi Döneminin Kadın Gazete ve Dergileri

Pehlevi dönemininin yayınları Doğulu Kadın (Nesvan-e-Shargh) 1925’te, Kadın Rehberi (Rahnema-ye-Banovan) 1926’da, Şık ve Güzel Çiçek (Gol-e-Ra’na va Ziba) 1928’de, Işıltılı (Nur-Afshan) 1930’da, İran’ın Kızları (Dokhtaran-e-Iran) 1931’de, İran Kadınının Gazetesi (Nameh-ye-Banovan-e-Iran) 1938’de, Yaşam Rehberi (Rahnema-ye-Zendegi) 1940’ta yayınlanmış, önceki dönemin gazetesi Alam-e Nesvan’ın (1921’de yayına başlayan) yayını bu dönemde de devam etmiştir.

İKT’nin ve dolaylı olarak Tudeh’in yayın organı olan gazete Uyanışımız (Bidari-ye Ma) 1944’te basıldı. Yazılarında sosyalist geleneğe uygun olarak Şah reformlarının etkisizliği, polisin örtülü kadına saldırısı, kadın-erkek eşitsizliği eleştirildi. Medeni Kanun’da radikal değişiklik ihtiyacı anlatıldı. Günün Kadını’nı (Zen-e Ruz) İran’ın iki büyük basın grubundan Keyhan basın grubu, ticari kaygılarla 1964’te yayınlamaya başladı. Kadın meselelerinde ciddi makaleler ve moda reklamları, sağlık, güzellik reklamları yayınlandı. Şah karşıtı tartışmalara da yer veren dergi, 1966’da Motahari’nin yazılarını yayınladı. Derginin yayını İslami Cumhuriyet döneminde de devam etti.

Dowlatabadi’nin Kadının Sesi (Zaban-e Zanan) dergisinin 1942 yayımında, Pehlevi rejimine bağlılık belirtilerek kadına oy hakkı tanımadaki başarısızlığı nedeniyle parlamento eleştirileri yer aldı. Zaban-e Zanan, yazılarında güzellik ve modayla ilgilenmedi. Dergide toplumsal meselelerle, kadın hakları ve eşitlik feminizmle ilgili Avrupa ve Amerikan dergilerinden çeviriler de yer aldı.

Muhammed Rıza Şah Döneminde Kadınlara Tanınan Haklar

Kadınların üniversite eğitimi almaları, meslek sahibi olmaları, mesleki örgütlenmeleri ve iş yaşamına entegrasyonu bu dönemde gerçekleşti. Yasalarla eşit işe eşit ücret ve ücretli annelik izni sağlandı. Musaddık döneminde 1952’de kadına Belediye seçimlerinde oy kullanma hakkı tanındı.1953’te çalışan kadına erkeklerle eşit hak tanıyan ve evli ise kadına doğum izni veren Sosyal Sigorta Yasası onaylandı.

Muhammed Rıza Şah’ın “Beyaz Devrim” olarak adlandırılan 1963 reformları, kadına seçme ve seçilme hakkı vermekle beraber 1905 anayasasından fazla hak tanımadı. Kazanılan haklarla 1963’te kadınlar parlamentoya girdi. Avukat Kadınlar Derneği din adamlarının tepkisine rağmen, yeni yasa taslağı hazırladı. Dr. Mehrangiz Manoucheh’in sunduğu taslağın kadın ayrımcılığına karşı olan çoğu maddesi mecliste reddedildi. Aile Koruma Yasası 1967’de kadınlara göreceli özgürlük tanıdı ve 1975 versiyonu ise kadın özgürlüklerini artırdı. 1967’de mecliste kabul edilen Aile Koruma Yasası ile Şeriat yasaları hükümsüzleştirildi ve kadına boşanma ile çocuk velayeti hakkı resmi mahkeme kararına bağlandı.

Çokeşliliğin yasal sayılabilmesi için ilk eş ve mahkemenin onayı şartı getirildi. Kadına boşanma hakkı tanındı, ancak kadının miras hakkı erkeğinkinin yarısı olarak belirlendi. Kadının çalışması ve yurt dışına çıkışı kocanın iznine bağlı kaldı. Kız kardeş, eş veya annenin zina yapması halinde onurunu koruma adına erkeğe öldürme (töre cinayeti) hakkı tanındı. 1975 Aile Koruma Yasası (AKY) kadına eşit boşanma hakkı, velayet ve evlilikte eşit haklar tanıdı ve minimum evlilik yaşı 18 yapıldı. Afkhami ve atanmış senatör Manochehrian’ın altı yıllık çabasıyla pasaport yasasında değişiklik yapıldı. Buna göre, yurtdışına her seyahat için kadının kocasından izin alma zorunluluğu kaldırıldı.

Devrim Hareketinin Kadın Profilleri

Pehlevi Hanedanını sonlandıran İslami Harekete kadınlar üç grupta katıldılar: 1) Kentli orta ve üst sınıfa mensup laik-aydın ve üniversite eğitimli kadınlar; 2) Orta sınıfa mensup muhafazakâr esnaf aile kadınları; 3) Kente göç eden kırsal kesim kadını.

Birinci grup, Şah otokrasisine ve emperyalizme karşı toplumun İslamcı orta sınıf ve alt sınıflarla dayanışmaya girerek, İslami Devrim hareketine katılmışlardır. Milyonlarca İranlı üst sınıf kent kadını, 1979 eylemlerinde sokak gösterilerinde atılan “Tanrı’nın partisi tek parti” gibi sloganlara katılarak, kendi laik ve modernist özelliklerini göz ardı etmişler, alt ve orta sınıfla dayanışmaya girerek İslami Devrim hareketinin bileşenleri olmuşlardır.

Çoğu pazarcı, dükkancı ailelerinin eğitimsiz ev kadınları olan ikinci grup, erkeklerinin siyasi söylemini benimsediler ve din adamlarını destekleyen kent caddelerini dolduran çarşaflılar ordusunu oluşturdular. Kendilerini grup olarak görmeyen ve ideolojik bir duruşa sahip olmayan bu kadınlar, erkeklerini takiben İslami Devrimi ve onun dini liderlerini desteklediler.

İstekleri ise şunlardı: Ucuz elektrik ve su, Tahran gecekondu bölgesinde gecekondu yapımı için engelin kaldırılması, banka borçlarının bağışlanması ve petrol gelirinin halk arasında eşit dağılımının sağlanması.

Üçüncü grubu ise, kırdan kente göç ederek, kentsel dönüşüme uğrayan, Humeyni hareketinin odağı haline gelen kadınlar oluşturdu. Kente göçen kırsal kadın, köyünde üreticiyken kentte tüketici haline gelmiş ve toplumsal entegrasyonu gerçekleştirememiştir. E. Freidell 1965-70 yılları arasında yaptığı çalışmada, modernleşmenin ve ekonomik kalkınmanın kadını geleneksellikten daha fazla sınırladığını göstermiştir. Hossein Nayer gerçekleştirdiği tarım araştırmasında köyde çalışanların %68’ini kadınların oluşturduğunu ve kadının yıllık kazancının 40 milyon Riyal ve erkeğin ise, 19 milyon Riyal olduğunu saptamıştır. Erkeğinin ardından şehre göç eden kadınlar, kentte ücretli iş bulamadılar veya düşük ücretli, az prestijli hizmetçilik seyyar satıcılık gibi işlerde çalıştılar. 1976 rakamlarına göre okur-yazar oranı %17 olan kırsal kökenli kadınlar, kentte köydeki yakın akraba ve komşuluk ilişkilerini de bulamadıklarından ve kent yaşamındaki tüketim sürecine ayak uyduramadıklarından toplumdan izole oldular. Topluma yabancılaşan, ancak camilerde ve dini ritüellerde toplanma fırsatı bulan bu kadınlar Humeyni destekçisi militan gruba dönüştü.

Şah Karşıtı Kadın Gerillalar

Muhammed Rıza Şah döneminde İslami söylemin güç kazanmasıyla kadınlar İslamcı gruplara ve eylemlerine katıldılar. 1970’te Şah’a karşı silahlanan solcu Fedayeen gerilla örgütünün yanı sıra, Tahran Üniversitesi mezunu üç Şii Müslümanın kurduğu Mücahitler Örgütü’nün kadına eşitlikçi İslami bakışı, kadın taraftar topladı. Bu örgütün çalışmalarına katılan gerilla kadınlar, Şah’ın gizli polisi SAVAK’ın saldırılarına uğradılar. 1971-1972’de Mücahit liderlerin tutuklanmasına aileleri ve kadın sempatizanlar Tahran, Meşhed ve Kum’da gösterilerle karşı çıktılar. Bu gerilla kadınlardan biri Meşhed Üniversitesi mezunu Fatemeh Amini adlı bir öğretmendir. Amini, 1963’te Mücahit’lere katılarak siyasi faaliyete başladı. 1970’te örgütten biriyle evlendi. Tutukluluğu sırasında 5,5 ay işkence gördükten sonra öldü.

SAVAK’ın 1971 Eylül’de öldürdüğü ilk kadın olan Mehrnoosh Ebrahimi ise Fedayeen gerillasıdır. Marzieh Ahmadi Oskou Fedayeen, Behjat Tiftakchi ve Zahra Goudarzi SAVAK’ın idam ettiği mücahitlerdir. Mücahitlerin en ünlüsü Ashraf Rabi’i (Rajavi), Sharif Teknoloji Üniversitesi’nde fizik okudu. 1970’te gerilla faaliyetine başladı. Defalarca tutuklanıp çıktıktan/kaçtıktan sonra 1979 devriminden 10 gün önce hapisten çıktı. 1980 seçimlerinde aday oldu.

İslami Devrimin İdeologları

Kadınların da girebildikleri dini merkezlerde devrimin ideologları/mollalar Motahari ve karısı eğitimli ve kapalı olmayan Ali Şeriati Şah despotizmi ve emperyalizm karşıtı görüşlerini anlattılar. Bu merkezlerde Batı tüketim kültürü ve Batılılaşan kadınlar eleştirildi. Bu ikilinin eşleri de Müslümanları etkiledi.

Ulemanın sevmediği Şeriati, Şah karşıtı harekette, laik sol ve reformist İslamcılar kadar kökten dincileri de etkiledi. Ali Şeriati’nin Marksist söylemlerinde ataerkilliği göz ardı ederek, demokratik hakları İslam’ın merkezinde tanımlaması, laik ve sol çizgideki ulusalcı entelektüeller kadar kadınları da etkiledi. Şeriati 1970-1971 yılları arasında yaptığı konuşmalarda genç, orta ve alt-orta sınıf kadınlar ve üniversite öğrencilerinin ikilemlerini yakalayarak, onları harekete dahil etti. Kadın hak ve yükümlülüklerini İslami çerçevede tartışmaktan ustalıkla kaçınıp, eskimiş geleneklere saldıran Şeriati, Hz. Muhammed’in kızı ve aynı zamanda Hz. Ali’nin karısı olan Fatima’yı model kimlik olarak sunmuştur. Fatima modeli eş, anne ve kız kimliğiyle siyasi mücadelenin sembolü olmuştur. Bu dönemde Sosyalist ve ulusçu hareketler kadın projelerini ertelemişken, İslami hareket kadını da söylemlerine dahil etmiştir. Bundan en çok etkilenen kesimlerin başında üniversite öğrencileri gelmekteydi.

İslami Popülizm-Faşizm Benzeşimi

Bu iki ideolojinin kadına bakışı, yani kadını ulusun ve ailenin sembolü olarak görüp onu eve hapsetme çabaları, benzeşmektedir. Faşizm gibi İslami popülizm de kadını hareketin merkezine oturtarak topluma ulaşmış, kitlesel harekette kadının da desteğini almayı başarmıştır. Her iki hareket vatan, aile ve ulusal onur fikirlerini kullanarak, sorgusuz sadakat, bağlılık, itaatkâr inanç, otoriteye inanç söylemleriyle kitle psikolojisi oluşturarak insanları etkilemiştir. İslami popülizm ve faşizm, kadının toplumdaki varlığını annelik ve ailenin bakıcılığı rolüyle sınırlar. Kadını ailenin ve ulusun geleceği olarak tanımlayarak, onu ulusun devamından sorumlu tutar. Böylece, onu kamu alanından sınırlandırmaya çalışır.

İslam Cumhuriyeti Dönemi

Tüm Şah karşıtlarının Humeyni’yi manevi lider olarak benimsemesi ve Humeyni’nin Şubat 1979’da İran’a dönmesiyle İran kadını için yeni dönem başladı. İslami Devrime aktif olarak katılan alt, orta, orta-üst ve üst sınıflardan kadınlar devrimden sonra daha önce tahmin edemedikleri baskılarla karşılaştılar. Kadınlar, 1850’lerden beri zorlu mücadelelerle kazandıkları yasal haklarının iptal edildiğini gördüklerinde toplumun tümüne yansıyan tartışma başlattılar.

Çoğu din adamları ve devrimi gerçekleştiren erkeklerin akrabaları (karıları, kızları, anneleri veya kız kardeşleri) olan ve kendilerini yeni rejimle özdeşleştiren İslamcı kadınlar, yeni yönetimin rejimin tanımladığı İslami toplumsal standartları benimserken, toplumun orta ve üst sınıfından, çalışanlardan ve eğitimli kadınların çoğundan, ev kadınlarından tepki geldi. 1979 Uzmanlar Meclisi seçimlerine katılan kadın adaylardan seçilen Monireh Gorji’nin İslami söylemlerine laik kadınlar tepki gösterdiler. Gorji ise kadınların tepkilerine karşı yaptığı savunmasında önceki dönemin eğitim, çalışma gibi kadın kazanımlarını kabul etti, ancak ‘kadınlar özgürlüklerini ve onurlarını zaten 1936’daki Şah’ın örtünmeyi yasaklamasıyla kaybetti’ söyleminde bulundu.

Bazı İslamcı kadınlar ise yeni yasak ve yöntemleri eleştirdiler. Azam Taleqani mecliste kadınların konuşma yapmalarının engellenmesini, kadın haklarının kısıtlanmasını ve kadının tarımda çalışmasının yasaklanmasını eleştirirken, Zahra Rahnaward hükümette kadın bakan olmamasına karşı çıktı. 2. meclise seçilen 12 kadından Behruzi, Monireh Nobakht ve Marzieh Vahid Datgerdi boşanma yasasını erkekler için zorlaştıracak tasarı sundular. Azam Taleqani gibi İslamcı aktivistler şiddete karşı mahkemelerin cinsiyetçi davranışına karşı çıktılar. Daha sonraları baskıcı görüşlerini koruyan yöneticiler kadının yaşamını zorlaştırıcı eylem ve kararlarını sürdürdüler. Örneğin Maryam Behruzi 1991 yılının Nisan ayında kadınlara daha erken yaşta emeklilik isteyen tasarı sunduğunda, başkan yardımcısı Habibi bunun kadının değerini azaltacağı gerekçesiyle onaylanmadı.

İslami Cumhuriyetin Kadın Suçları ve Tepkiler

Önceki dönemde suç sayılmayan pek çok davranış suç sayılmaya ve kadınlar cezalandırılmaya başlandı. Kadınlar Kur’an tanımları kullanarak uygulanan eşitsizlik ve zorba yöntemlere tepki gösterdiler. 1979’da devrim sonrası İslami Cumhuriyetin onayı için yapılan referandumda, Humeyni açıkça kadınlardan yeni Cumhuriyeti onaylamalarını istemesine karşın, 1000’de 10 kadın yeni yönetimi onayladı.

1993 yazında kadın profesör erkek meslektaşına el sallayıp seslendiği için ayakta zina (zenayeh istadeh) suçlamasıyla işten atıldı. Tahran’da Öğretmen Okulunda kız ve erkek öğrenciler birbirleriyle konuşurken görüldüğünden mahkemece konuşma-görüşme zinası (zanayeh mosabehey) suçuyla kırbaç cezası aldılar ve okuldan atıldılar.

Şah döneminde özgür örgütlenemeyen laik, İslamcı ve her sınıftan kadınlar beklemedikleri yasak ve kısıtlamalarla karşılaştıklarında örgütlenerek eylemlerle tepkilerini ortaya koymaya başladılar. 8 Mart 1979 Dünya kadınlar gününü kutlamaya hazırlanan solcu kadınların toplantısı farklı görüşten kadınların da katılımıyla büyüyerek yeni yasalara karşı eyleme dönüştü. Yönetimce engellenmeye çalışılan bu gösteri mikrofonlar sabote edilerek etkisizleştirilmeye çalışıldı. Kadın avukatların, laik ve İslamcıların desteğiyle Adalet Bakanlığındaki oturma eylemi gösterisi basın, radyo ve televizyonun olaya ilgi göstermemesine, yayınlamamasına karşın İran toplumunun büyük kesiminde yankısını buldu ve kalabalıkları etkiledi. Eylemci kadınlar dindar bağnaz ve militan erkeklerin, bıçak, kırık bardak ve taşlı saldırılarına hedef oldular. Devrim Muhafızları bu saldırı olayını seyretmekle yetindiler ve müdahale etmediler. Bu olaydan sonra Humeyni yanlış anlaşıldığını, din adamlarının hijab taraftarı olduğunu ve kadınların hijabı benimseyeceğini umduklarını, hijab’ın zorla benimsetmeye çalışılmadığını ve yeni yasa hazırlanıncaya dek eski AKY’nın geçerli olduğu açıkladı.

Kadın Dernekleri

Yeni yönetimle beraber laik kadınlar dernekler kurmaya başladılar. Kurulan dernekler kendi aralarında 1979 ve 1980 yıllarında Kadın Dayanışma Komitesi oluşturmaya çalıştı, ancak cinsiyet meselesine odaklanmaya çalışan komitenin çabaları görüş ayrılıkları nedeniyle başarısız oldu. Ve bu organize dönem hükümetin Irak savaşını öne sürerek manipüle etmesiyle kısa sürdü, kadın derneklerin üyeleri tutuklandı, hapse atıldı, bazıları ise yurt dışına kaçtı. İslamcı kadınlar yönetimin daha önce söz verdiği gibi kadın merkezli İslami yorumda erkeklerle eşitlik hakları beklediler. Kadınların yıllarca evde esir tutularak İslam toplumunun gelişmesinin engellendiğini öne sürerek, gerçek İslami ölçütlerle ataerkil uygulamalardan vazgeçilmesini talep ettiler. Ancak bu talepler yerine getirilmediğinde İslamcı kadınlar da hükümetin kadına yönelik baskıcı politikaları karşısında örgütlenmeye başladılar. Kadının iş yaşamını, aile sorumluluklarını İslam’ın yeni yorumuyla tanımlamaya çalıştılar. Ancak bu girişimler onları Hizbullah örgütünün hedefi haline getirdi. Kadın dergileri kapandı bazıları daha ılımlı yazılar yazarak faaliyetlerine devam ettiler. Bu dönemde devlet te kadın sorunları ve tepkilerinden haberdar olmak sorunlara çözüm bulmak amacıyla resmi kadın örgütleri kurdu. İslam Devriminin Kadın Derneği(İDKD), 1979 yılında kuruldu. İDKD’nin üyeleri yurt içi ve yurt dışında eğitim almış, yüksek okul eğitimli, Şah karşıtı politik grupların üyesi veya İslam eğilimli kadınlardan oluştu. Grup üyeleri hükümetin İslami ayetleri çarpıtarak kadına baskısını eleştirerek bunun İslami toplum kavramını tahrip ettiğini öne sürdüler. Batının kadını cinsel objeye dönüştürdüğü, ancak hükümetin de İslami toplum kavramını örtünmeye indirgemesinin yanlış olduğunu, giyim yasasının her iki cinsi de kapsaması gerektiğini savundular.

Cumhurbaşkanına bağlı kadının statüsünü iyileştirme amaçlı Kadın Meseleleri Bürosu (KMB), bakanlıklarda bürolar açtı. 1988’de üyelerini hükümetin atadığı Kadınlar Kültür ve Toplum Konseyi kuruldu. Dernek Pehlevi dönemindeki Soraya benzeri kulüp faaliyetleri yaptı. Ve kadınların lobi yaptıkları, cinsiyet ayrımcılığının tartışıldığı yer haline geldi.

İran Devlet Yönetiminde Kadın

1963 kadının seçme ve seçilme hakkıyla kadın devlet yönetimine girmeye başladı. Pehlevi döneminde kadınlar bakanlık ta dahil devlet yönetiminde görev aldılar. İslami Cumhuriyet yönetiminde ise kadınların yönetime katılım oranı azaldı. 1996 seçimlerinde 84 bölgeden aday olan 179 kadının oyların yarısından fazlasını alarak ilk turu geçmesine karşın Koruyucu Konsey sonuçları iptal ederek kadınların parlamentoya girmelerini engelledi. Adaylıkları reddedilen kadın adaylar arasında laiklerin yanı sıra İslamcı ama yönetim yanlısı olmayan kadınlar da yer aldı. Mehrangiz Kar 1997’de bu durumu “Şah rejiminin adaylık kıstası Monarşi ve Avrupa yandaşlığı, İslami yönetimin kıstası ise rejim yandaşlığı” diyerek eleştirdi. Meclise giren Faize Rafsanjani, kadınların spor faaliyetlerine katılımını destekledi. 1998’de meclisteki kadın sayısı 14’e çıktı. Ancak kadın bakan veya yüksek bürokrat bulunmamaktadır. Mecliste kadın ve erkek parlamenterlerin yemek salonları ayrılmıştır.

SONUÇ

Eğitimli üst ve üst-orta sınıf kadını hariç tutulduğunda, İran kadının yaşamı dini ritüeller ve geleneklerce yönlendirilmekte ve bu kadınlar ataerkil toplumsal kurallar yoluyla ezilmektedir.  İran’da kadınlarından özgürleşme talepleri 1850’lerde Babist Qurrat ul-Ayn’la başladı. Ancak toplumsal ve hükümet baskılarıyla sonlandırılan hareketten sonra kadınlar İran toplumunda eviçi rollerine geri döndüler. İran yoksul kadınlarının ülkedeki pahalılığı ve artan vergileri protesto etmeleriyle kadınlar sokağa çıkışı Babist hareketten kırk yıl sonra, 1890’larda gerçekleşti. Daha sonra üst sınıf kadınların, ulusçu ve entelektüel erkeklerin özgürlükçü yeni Anayasa talep eden ve sömürge karşıtı ulusçu eylemlerine katılımıyla İran kadınının görünürlüğü başladı. 1906’da ilan edilen yeni anayasanın kadınlara bekledikleri hakları vermemesi üzerine kadınlar feminist eylem ve taleplere yöneldiler. Daha sonra Baba Şah dönemiyle başlayan kadınların yasalar önünde hak kazanımları oğul Muhammet Rıza Şah döneminde artarak sürdü. Kadınlar yasalar önünde özgürleşmeye başladılar. Ancak Pehlevi döneminde kadınlar, özgür ve demokratik örgütlenme hakkına sahip olamadılar. 1970’lerde başlayan yeni kapitalist dönem, çarpık sanayileşme gelir dağılımındaki eşitsizliği artırdı. Sanayileşmeyle artan gelirin toplumun tüm kesitlerine eşit dağılımı sağlanamadı, gelir dağılımındaki büyük eşitsizlik toplumun her sınıfından Şah’ın baskıcı yönetimine karşı tepkilere neden oldu. Sanayiinin gelişmesiyle kırdan kente göç yaşayan ailelerin kadınları, üretimin erkek işçi tercihi nedeniyle köydeki üreticilik niteliğini yitirdi. Ayrıca köydeki yakın akraba ve komşuluk ilişkilerinden de uzaklaşan kadın dönem kadının izole olmasıyla yabancılaşma duygusu başladı. Eski dönemlerden itibaren etkin olan din olgusu kadınların bu dönemdeki yabancılaşmalarından yararlanarak onları İslamcı hareketin merkezine oturttu. İslamcıların popülist emperyalizm karşıtı söylemleri Şah’ın baskıcı yönetimine ve emperyalist güç yanlısı politikalarına tepki duyan aydınlanmacı, laik kadınları da harekete kattı. Ve kadınlar İslam Devrimin başarılmasındaki en önemli öge oldular. Ancak İslami yönetimin yasakları ilan edildiğinde devrimi destekleyen kadınlar kaderlerine razı olmadılar. Laik ve İslamcı kadınlar yönetime ve yasaklara direniş hareketleri başlattılar.  Irak savaşı nedeniyle kadınlar artan emek ihtiyacını karşılamak üzere terk etmeye zorlandıkları işlerine ve hukuk gibi ayrıcalıklı mesleklerine geri döndüler. Kadınların direnişiyle gelen talepler kısmen karşılansa da İran’da kadınının izolasyonu bitmemiştir. Yönetimin kadınlara baskısı ve kadınların baskılara direnişleri ve hak arayışları bugün de devam etmektedir. Günümüz İslamcı feministleri cinsiyet meselesini gündeme getirmiş, ev kadınına evde yaptığı işlerin bedelini almalarını sağlayan ojrat ol mesaj yasasını çıkartmayı başarmışlardır. İslamcı feministlerin talepleri cinsiyetçi eşitlik, çalışma hakları gibi taleplerle devam etmektedir. 1980’lerde İran’ı terk eden veya terk etmek zorunda kalan diaspora kadınları da laik bakış açısıyla karşıt eylemlerini yurt dışından sürdürmektedirler. Örneğin İranlı öğrenciler için fon kuran eski bakan Mahnaz Afkhami Avrupa ve Amerika’da verdiği konferanslarla ve yazdığı kitaplarla İran kadınının kötü durumuna dikkat çekmeye çalışmaktadır.

Kaynak: TULUNAY, Zeynep Meral (2006), İran ve Mısır’da Kadın Hareketleri, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü, Sosyoloji Bölümü, Yüksek Lisans Tezi

Anahtar kelimeler: