İran Türklerinin Ana Dili Problemleri ve Hamid Nutki- Tülay KALE

tebaren | 15:54 - 09.11.2016

NutkiTebriz Araştırmaları Enstitüsü olarak YÖK tarafından yayım izni verilen ve PDF’si bulunan “İran Türklüğü ve Azerbaycan Türkleri” konulu tezler üzerine bir çalışma başlattık. Çalışmamızın amacı İran Türklüğü ve Azerbaycan Türkleri hakkındaki materyalleri geniş kitlelere ulaştırabilmektir. Bu çalışma doğrultusunda İran Türklüğü ve Azerbaycan Türkleri konulu kitap, makale, tez, dergi ve çeşitli belgeler siz değerli okuyucularımıza konu bütünlüğü korunarak özet şeklinde sunulacaktır.

……

KALE, Tülay (2004), İran Türklerinin Ana Dili Problemleri ve Hamid Nutki, Kırıkkale Ü., SBE, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

….

“Ulusların karakterleri ve kültürleri dillerinde araştırılmalıdır.” diyen Alman filozofu Alexandre Von Humbolt’a göre dil, bir ulusun kültür düzeyini gösteren en iyi araçtır. Bu itibarla ancak kendi diline dayanan, kendi dilinde ilerlemeler yapan bir ulus gerçek bir kültürün yaratıcısı olacaktır.

Bu söylemden hareketle bu çalışmada İran İslam Cumhuriyeti’nde yaşayan “İran Türkleri” ele alınıp onların kültürel kimlikleri ve ana dilleri üzerindeki faaliyetleri değerlendirilmiştir.

Türk dünyasının ortasında ayrı bir çizgi gibi duran İran’da bugün için milyonlarca Türk yaşamaktadır. Bunların en başında birçoğu Azerî kökenli olan Kaşkaylar, Afşarlar, Kaçarlar, Şahsevenler, Karadağlılar, Karapapahlar, Hamse Türkleri, Kengürlüler, Karayîler, Bayatlar, Karaçorlular ve diğer Türk boyları gelmektedir. Bugün İran’da sayıları 25-35 milyon arasında değişen Türk yaşamaktadır.

Gülistan (1813) ve Türkmençay (1828) Antlaşmalarından sonra “Kuzey” ve “Güney” diye ikiye ayrılan Azerbaycan topraklarının bir kısmı Rusya, diğer kısmı ise İran sınırları içerisinde kalmıştır.

İran yönetimi altında yaşayan Türkler, 1926 yılına gelindiğinde Rıza Pehlevî’nin önderliğinde katı ve baskıcı şahlık rejimi altında yaşamaya başlamışlardır. İktidarı elinde tutan Rıza Han, Farsçayı ülkenin tek resmi dili ilan etmiş ve İran sınırları içerisinde yaşayan Türklere ana dillerinde konuşmalarını ve Türkçe yayın faaliyetlerinde bulunmalarını yasaklamıştır. Şahlık rejimi, İran’da yaşayan Türklerin millî şuurunun artmasında edebî faaliyetlerin etkisini fark edince Türkçe yayınlara izin vermemiştir. Böylece İran’daki Türk varlığı, Türk dili ve kültürü gizlenilmeye çalışılmıştır.

Şah Rıza Pehlevî, 1925’te bir Türk sülalesi olan Kaçarlardan İran yönetimini almış, İran’ı bir Fars devleti görünümüne kavuşturmak istemiş ve Türkçeyi ülkede yasaklamıştır. Hamid Nutki’ye göre bu yaklaşım “İran milleti” yaratmak için atılmış bir adım olup temelinde de İran’ı Farslaştırmak yatmaktadır. Oysaki İran, bir ırklar mozaiğinden oluşmuş bir ülkedir. Bu mozaiğin parçalarından birini oluşturan Türkler, bu yaklaşım neticesinde kendi kültürel değerlerinden ve bu değerlerin en önemlisi olan dillerinden koparılmaya çalışılmıştır.

1954 yılında Şehriyar’ın yazdığı Heyder Baba’ya Selam adlı şiir, Güney Azerbaycan Türklerinin ana dillerine dönüşlerinin öncüsü olmuştur. Şehriyar’ın açmış olduğu bu yoldan daha sonra pek çok ana dili sevdalısı geçmiştir. Bunlardan biri de Hamid Nutki Aytan’dır.

1979 yılında İran’da şahlık rejiminin yıkılması ile Türkler ön plana çıkınca ülke nüfusu içinde önemli bir yere sahip olan İran Türklerine bu tarihten sonra ana dillerini kullanabilme ve Türkçe yayın faaliyetlerinde bulunabilme hakkı kısmen de olsa verilmiştir.

İran coğrafyasında “milli kimlik” bağlamında uğraş veren Güney Azerbaycan Türklerinden biri olan Hamid Nutki, bu anlamda ayrı bir yere sahiptir. İran’da yaşamış bir Güney Azerbaycanlı şair ve Türkolog olarak Hamid Nutki, İran’daki Türklerin kendi milli kimlik ve benlikleri ile ilgili mevzuları, şiir ve makalelerinde sürekli dile getirmiştir.

İran Anayasası’nın 15. Maddesinde İran’da yaşayan her halkın kendi ana dilini serbestçe her alanda kullanmasına izin verilmesine rağmen Azerbaycan Türklerine kendi ana dillerinde eğitim ve öğretim yapma hakkı verilmeyip sadece hükümet kontrolünde kitap ve dergi çıkarmalarına izin verilince Cevat Heyet başkanlığında Tahran’da çıkarılan Varlık isimli dergide Hamid Nutki, ana dili (Azerbaycan Türkçesi) hususundaki görüşlerini anlatmaya başlamıştır.

Hamid Nutki, İran’da Türkçenin politik olarak yasaklanmasıyla ve Farsçanın eğitim ve öğretim dili olması nedeniyle bu coğrafyada yaşayan Türk halkının ana diline (Azerbaycan Türkçesi) yabancılaştığını, hatta Fars diline ve kültürüne hayranlık duymaya başladığını belirtmiştir. Hamid Nutki, İran’da yaşayan Türklerden bir olarak konuştukları dilin kendi varlık sebepleri olduğunu hatırlatıp ana dilleri olan Azerbaycan Türkçesini “bir anne”, Farsçayı ise “bir sevgili” gibi gördüklerini ifade etmiştir.

Ana dil şuurundan habersiz kişileri “kimliksiz” diye adlandıran Hamid Nutki, bu kişilere şöyle seslenmiştir:

“Değersiz,

 Kimliksiz,

Sefil mi sefil,

 Elinden habersiz,

 Kökünden gafil.”

Bir diğer şiirinde ise şair Hamid Nutki, kendi öz benliğini kaybedenleri şöyle eleştirmiştir:

“Kınından çıkıp da

Kınını beğenmez,

Özünü tanımaz,

Dilini bilmez.”

1979 yılından itibaren Hamid Nutki ve Cevat Heyet başkanlığında çıkarılmaya başlanan Varlık dergisi, milli kimlik ve ana dili şuuruna ermek gibi büyük bir vazifeyi İran’da gerçekleştirmek adına atılmış çok önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Güney Azerbaycan Türklerinin daimî sesi olan Varlık dergisi, bugün İran’da yayın hayatına devam etmektedir.

Farklı unsurları kendi potasında bütünleştiren İran, İranlılık kimliğini merkez almış bir yaklaşımdan hareketle etnik unsurlara yönelik bir bakış sergilemektedir. Bu durum 1997 yılında İran’da başkanlığa seçilen Hatemi tarafından şöyle ifade edilmiştir: “İran; etnik, dinsel ve dilsel farklılıklardan oluşan bir ülke olsa da İranlılık bütün bu farkların üstünde olan bir olgudur. İran kimliği, Sünnî-Şia, Fars-Türk unsurlarını kendi içinde barındırmaktadır. Başka bir deyişle İran, bütün İranlılarındır.” Öte yandan İran anayasasında ifadesini bulan 12. Madde Şia üzerine olup şu şekildedir: “İran’ın resmî dini İslam ve mezhebi Şia’dır.” İran; Fars, Türk, Kürt, Arap, Lor ve Beluç vb. gruplardan müteşekkil olmayıp İranlılık anlayışına sahiptir. Bu ise Fars kültürü ile Şiî mezhebinin birleşerek Fars milliyetçiliğini oluşturmasının işaretidir.

İran milli kimliği Şia merkezli olup Fars diline kutsal boyut kazandırma ilkesine göre bütünleştirici unsur olarak dini temek almış bir yapıya sahiptir. Etnik, kavmî ve dilsel gruplar bu temel ilkenin gerisindedir. Öyleyse İran’da birlik, din hususuna bağlı olarak kurulamaz. Mirza Mülküm Han bu hususta şunları söyler: “İran’da dini farklılıklar fazladır ve bu dini farklılıklar milli birliğin kurulmasını engeller. Milli birlik ancak dil birliği ile olabilir.”

İran Anayasası’nın 15. maddesinde ise; “İran halklarının resmî ortak dili ve yazısı Farsçadır. Belgeler ve yazışmalar, resmî metinler ve ders kitapları bu dil ve yazı ile olmalıdır.” ibaresi bulunmaktadır. Çok kültürlü ve ulusal azınlıklara sahip bir ülke olan İran’da etnik, siyasal ve sosyal tüm farklılıklar İranlılık kimliği altında toplanmış ve böylece birlik sağlanmıştır. Başyazarlığını M. Emin Resulzade’nin yaptığı İran No (Yeni İran) gazetesinde İranlı kimliğinden bahsederken “İranlılık üst kimlik olarak bütün etnik, dilsel ve dinsel farklılıkları yadsımıştır. İranlılık kimliği, bütün farklılıkları kendi içinde eritmeyi amaçlamıştır. İran’da bugün ne Müslüman ne Zerdüşt ne Ermeni ne Yahudi ne Fars ne de Türk vardır. İran’da sadece İranlı vardır. Biz bir milletiz.” denilmektedir.

İran’daki tüm okullarda eğitim dili Farsçadır ve bütün resmi işlemler resmi dil olan Farsça ile yapılmaktadır. Bu hususta A. Yazdani İran’da Türkçe konuşan insanların sayısının Farsça konuşan insanlardan daha çok olması sebebiyle, Azerbaycan Türkçesinin Fars dili ile birlikte İran’ın resmi dili olması gerektiğini söylemektedir. Ancak İran anayasasında ifade edildiği üzere ülkenin tek resmi dili Farsçadır ve bütün idari, hukuki işlemler, yönetim, eğitim ve kitle iletişim alanları Farsça konuşulmaktadır. Ülke nüfusunun yarısını oluşturan etnik grupların dilleri bu alanlarda kullanılamamaktadır. İran’da yaşayan etnik gruplar kendi ana dillerinde eğitim hakkından yoksundur. Bu durum İran’da iki dilli halkların oluşmasına sebebiyet vermiştir. R. Blaga’nın tespitine göre bu iki dilli topluluklar bir süre sonra etkin Fars unsuru altında Farslaşmaktadır. Bu bakımdan İran’daki yerel diller risk altında görülmektedir. İki dilli olan toplulukların ise bir veya iki kuşak sonra yok olmaları olağandır.

1945-46 yılları, İran’daki Türklerin kültür ve eğitim alanında önemli reformlar geçirdiği bir dönemdir. Azerbaycan Özerk Hükümeti, Azeri Türkçesi ile eğitim ve öğretim hususunda önemli reformlar gerçekleştirmiştir; Türkçe gazete, dergi ve kitaplar yayımlanmasına imkân sağlamıştır. Ana dili ile ilgili faaliyetlerin devamında Tebriz Üniversitesi’nde Türkçe eğitim ve öğretimin başlatıldığı görülmektedir. Ancak bütün bu gelişmeler Pişeveri Hükümeti’nin yıkılmasıyla son bulmuştur. 1954’lere gelindiğinde ise ana dili ile gerçekleştirilen edebi hareketinin ilk büyük örneği olarak şair Şehriyar tarafından Heyder Babaya Selam adlı şiir neşredilir. Şahlık rejimi esnasında ana dili ile şiir yazmanın yasaklandığı bir dönemde yapılan bu hareket adeta bir dalga edası ile bütün Türk dünyasında yankılar uyandırmıştır. Bu şiir, ana dile dönüşte yeniden dirilişi temsil etmiştir.

1979’da Şah’ın devrilmesinde ve ülkenin demokratikleşmesinde önemli rol oynayan etnik azınlıklardan biri olan Azeri Türkleri, kendi kültürel kimliklerini korumak adına Varlık adlı dergiyi Arap alfabesi ile çıkarmaya başlayarak Şah dönemine ait milli dillerdeki katı kuralcılığı yıkmışlardır. Bugün hala yayımlanan bu dergide Azeri Türkçesi ile birlikte Farsça makaleler bulunmaktadır.

Bir toplumun var olmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri olan ana dili konusunda İran coğrafyasında doğmuş ve yaşamış bir Türk şair olan Hamid Nutki çok hassastır. Bu hassasiyetini yazmış olduğu şiirlerde ve Varlık dergisinde çıkan makalelerinde tafsilatlı olarak ifade etmeye çalışmıştır.

Türkçe yazma eğiliminin artmasında eserlerini Farsça yazan ve büyük bir şöhrete sahip olan Şehriyar’ın yazdığı Heyder Babaya Selam adlı şiir son derece etkili olmuştur. Bu şiir, Türkçe eser yazmanın şahlık rejiminde kesin surette yasaklandığı yıllarda Azerbaycan Türkçesinin Tebriz ağzında, konuşma üslubunda ve hece ölçüsüyle yazılmıştır. Heyder Baba Dağı, şiirde yurdun sembolü olarak milli yaşayışı, vatan hasretini ve milli dili anlatan bir sembol olarak ifadelendirilmiştir. Bu uzun soluklu metin, edebiyat dünyasında fırtınalar koparmış ve okuyan insanların ruhunu derinden etkilemiştir. Bu şiir, Şehriyar’ın deyimiyle “Birlik yaratın, söz bir ola biz kişilerde” anlayışını ortaya koymuştur. Ana diliyle şiir hareketinin öncülüğünü yapan bu manzumeye meşhur Azeri şairlerden nazireler yazılmıştır. Böylece Şehriyar, Azeri edebiyatında yeni bir merhaleyi başlatmıştır. Dünyanın çeşitli dillerine tercüme edilip yayınlanan bu şiir üzerine yüzlerce ilmi makale ve kitap yayımlanmıştır. Türkologlar, bu şiirin materyaline dayanarak Azeri Türkçesinin niteliklerini ortaya koymuştur. Bu şiirin bu kadar sevilmesinin nedeni halk hayatını işlemesi ve bunu tamamen aslına sadık olarak ifade edebilmesinden kaynaklanmaktadır.

1905 yılı inkılabından sonrasında gelen serbestlik ile kültür ve edebiyatta süratli bir gelişme, İran’daki basın yayın organlarında kendini göstermiştir. 1979 sonrasında ise İran’daki Türkçe neşriyatta bir patlama görülmektedir. İran Türkleri kendi ana dillerinden ziyade Farsçayı daha iyi bildiklerinden ve yönetimin de tamamen Türkçe neşriyata izin vermemesinden dolayı çıkarmış oldukları gazete ve dergileri Türkçe ve Farsça olarak, bir başka deyişle iki dilli biçimde yayımlanmışlardır. Bu tarz dergilerden en uzun süreli olanı ve bugünde yayımlanmaya devam edeni Varlık dergisi olmuştur.

….

HAMİD NUTKİ AYTAN’IN HAYATI VE ESERLERİ

Hamid Nutki Aytan’ın Hayatı: Güney Azerbaycan’ın yetiştirmiş olduğu büyük şair ve Türkolog Hamid Nutki Aytan, 11 Eylül 1920 yılında Tebriz’de doğmuştur. Tebriz’i çok sevdiğini söyleyen şair, bunun sebebini şöyle anlatır: “Hissi şeylerin, duygusal şeylerin cevabı yoktur. Bunu sorgulayan insan, acayip bir insandır. Çünkü insan, annesini sever ancak onu niçin sevdiğini izah edemez!”

1- Nutki’nin doğduğu yer olan “Güney Azerbaycan”, kısa bir süre sonra başlayacak olan Pehlevi devrinin ve onun getireceği sıkıntı dolu günlerin merkezi olacaktır. H. Nutki, bu durumu şu şekilde dile getirmektedir: “Türkiye Türklerinin dediği gibi ‘etliye sütlüye karışmadan’ veya bizim dediğimiz gibi ‘zülf-i yâre dokunmadan’ geçen günler, artık Pehlevi dönemiyle birlikte başlayacaktır.”

İlk ve ortaokulu bitirdikten sonra H. Nutki, Güney Azerbaycan Türklerinin büyük mücadele şairi Şehriyar ile tanışır. Asıl adı Muhammed Hüseyin olan Şehriyar, ileriki yaşlarında ana dilinde yazmayı prensip edinmiş bir şairdir.

2- Nutki’nin hayatında diğer önemli bir yere sahip olan kişi Habib Sahir’dir. Firdevsi Lisesi’nde Hamid Nutki’nin coğrafya derslerine giren Sahir, aynı zamanda tanınmış bir şairdir. Tebriz’in tek lisesinde başlayan bu tanışıklık H. Nutki’nin edebiyata ve şiire karşı ilgi duymasında büyük rol oynamıştır.

Varlık dergisinin kurucuları arasında yer alan Dr. Cevat Heyet, Hamid Nutki’yi Tahran Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdiği yıllardan itibaren tanımaktadır.

3- Nutki, tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul’da tanıştığı Ayten Bayraksan ile evlenir. 1948’de İran’a döner ve iş hayatına başlar. Çeşitli kuruluşlarda çalıştıktan sonra 1962’de Tahran’a tayin edilen H. Nutki, böylece en yakın arkadaşlarından biri olan Dr. Cevat Heyet’le yeniden bir araya gelir. Dr. Cevat Heyet ”Her Rengden” adlı kitabının ön sözünde; “Uzun bir süre Hamid Nutki ile benim alakam kesildi. Bir süre sonra Tahran’da tekrar karşılaştık ve üstat Tahran’a geldikten sonra görüşmelerimiz edebi bir çehre kazandı. O sıralar Şehriyar benim evimde misafirdi. Üstat Şehriyar’ın varlığı ile evimiz canlanıp iki dilli edebi bir mahfile dönüştü.” diye ifade etmektedir.

İngiltere’nin Nottingham şehrinde kanser tedavisi gören Hamid Nutki, 19 Temmuz 1999’da vefat etmiştir. Eşinin isteği üzerine cenazesi Türkiye’ye getirilmiş ve İstanbul Şişli Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

Eserleri:

Kitapları:

1949’da Türkiye’de öğrenimine devam ettiği sıralarda H. Nutki, dostu Yaşar Şinasi ile beraber “Yek saet ba Divân-i Ka’nî (Ka’ânî Divânıyla Bir Saat) adlı eserini yazar. Bu eser, H. Nutki’nin yayımlanmış ilk kitabıdır. Tahran’daki Çehr matbaasında bu kitap daha sonra basılmıştır.

Hamid Nutki’nin edebî ve ilmî çalışmaları her şeyden önce çeşitlilik arz etmektedir. Yöneticilik ve Halkla İlişkiler, Dünyanın En Ünlü 25 Gazetesi, Siyasi İlişkiler Üzerine, Basın ve İletişim, İnandırma, Propaganda ve Reklamcılık kendi mesleği ile yapmış olduğu çalışmalardır.    

İran’da R.C.D tarafından yayınlanan “Atatürk” adlı kitabı, H. Nutki Türkçeden Farsçaya çevirmiştir.

Ali Nihat Tarlan’a ait olan Nâilî hakkındaki bir eseri Edebiyat-ı Divân-ı Türk ve Nâilî adı ile Farsçaya çevirmiştir. Ayrıca Çuga Zenbil ve Kadın Meselesi adları ile iki çevirisi daha bulunmaktadır.

Abadan radyosunda bir yıl boyunca yapmış olduğu sohbetler Kara Tahta adı altında toplanmış, Azerbaycan’da kullanılan isimler üzerine yapmış olduğu çalışması ise Öz Adlarımız (Türkçe) adı ile yayımlanmıştır. Geziler ve Gözlemler, İnsanlık Ormanında adlı kitaplar, onun denemelerini içermektedir. Varlık dergisinde imla konusunda yazmış olduğu makaleler Yazı Gaydaları adı ile yayımlanmıştır. Ayrıca Varlık adlı dergide Farsça olarak yazılmış makaleleri de bulunan Hamid Nutki, Fars Şiirinde Vezin Meselesi adlı bir araştırma yapmış ve bu çalışma Areş dergisinde yayımlanmıştır.

Varlık dergisinde yayımlanan makalelerinde H. N. Altay adını ve şiirlerinde ise zaman zaman Aytan mahlasını kullanan Hamid Nutki’nin Türkçe şiirleri Her Rengden, Her Rengden-Dünenden Bugüne ve Min İlin Sonu adlarıyla öncelikle ülkemizde daha sonra ise İran’da yayımlanmıştır.

Alirza Erdebili, “20 Yaşında Bir Mektep: Varlık” isimli makalesinde Güney Azerbaycan’daki matbuat hareketi içerisinde en uzun ömürlü olanının Varlık dergisi olduğunu ve bu itibarla bu derginin Güney Azerbaycan Türkleri için bir okul anlamını taşıdığını ifade etmektedir. Derginin yayın hayatına başladığı 1979 yılı, İran siyasi tarihinde Pehlevi yönetiminin yıkılıp yerine İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğu fırtınalı bir dönemdir. Kuzeyde görülen ana dili ve milli kimlik meselesinin Güney Azerbaycan’daki yeni ufku ve temsilcisi bu dergi olmuştur. Tek ve ortak bir edebi yazı dilinin oluşması Varlık dergisinin başyazarı Hamid Nutki ve arkadaşlarının çalışmaları sayesinde gerçekleşmiştir. İsmail Gaspralı’nın fikirlerinden ilham alarak yarım asırdan beri ana dilleri kendilerine yasak olan ve ana dillerindeki tek bir sayfa bile yayınlanmamış bir halk için Varlık dergisi, Güney Azerbaycan Türklerinin sesi vazifesindedir. Böylece Arap alfabesi dışında yazı yazmanın ve kitap yayınlamanın mümkün olmadığı İran’da “Azeri nesrinin Varlık üslubu” doğmuştur. Fonetik olmayan Arap alfabesi ile dokuz sesli harfe sahip Azerbaycan Türkçesini yazmak yeterli olmamaktaydı. Varlık dergisinin başyazarı H. Nutki, uzun yıllar bu hususta çalışmış ve Arap alfabesini yarı yarıya fonetikleştirerek dergideki yazılarını bu ıslah edilmiş alfabe ile yazmıştır. Daha sonra Hamid Nutki’nin Varlık dergisine teklif ettiği bu imla, Varlık dergisinin yazı heyeti tarafından da kabul görüp Bakü, Tebriz, Erdebil dili gibi farklılıkları ortadan kaldırıp müşterek bir yazı dili ve imlasını ortaya çıkarmıştır.

….

Kelimeler Üzerine Genel Değerlendirmeler: H. Nutki Aytan’ın Varlık dergisinde yayımlanan bu makale serisi on beş sayıdan oluşmaktadır. Bu seride yazar; kelimeler, gövdeler, kökler ve ekler üzerinde durmaktadır. Makalenin başında dillerin değişme sürecinden bahsedilmektedir.

Hamid Nutki, bu makalelerin yazılma amacını şöyle ifade etmektedir: “Burada biz, dilimizin kelime hazinesindeki devamlı değişmeyi ve bu değişmenin nedenlerini kurcalayacağız ve buradan hareketle dilimizdeki ıstılahlar meselesine de çözüm önerileri arayacağız.”

Dildeki yeni kelime oluşumu yazar tarafından üç ana başlık altında ifade edilmektedir. Bu ana başlıklar şunlardır:

-Kelimelerin Leksik (Kelime Alımı Yoluyla) Yolla Oluşumu

-Morfolojik Yolla Kelime Oluşumu

-Türkçe Kelimelerin Birleşerek Yeni Anlamlar Kazanması Yolu İle Yeni Kelime Oluşturma

Azerbaycan Halk Dilinin Asırlık Gizli Söz Hazinesi: Maksadı ana dili şuuru aşılamak olan Hamid Nutki, nasıl bir hastalığı iyileştirmek adına vücuda ilaç veriliyorsa, ya da bir ağaca daha kaliteli ürün verebilmesi adına aşı yapılıyorsa dile de benzer işlevleri yerine getirmesi maksatlı işlemler yapılması gerektiğine inanmaktadır. Türkiye Türkçesinin ve onun bir şivesi olan Azeri Türkçesinin asıl kelime hazinesinin Dede Korkut Hikâyeleri ya da Fuzuli, Nesimi, Hatai gibi kudretli şairlerin eserleri olduğunu ifade eden Hamid Nutki, kendi ana dilimizin temel söz varlıklarını içerisinde barındıran bu ürünlere sahip çıkmamız gerektiğinin hatırdan çıkartılmamasını tavsiye etmektedir.

….

Azerbaycan Halk Dilinin Asırlık Gizli Söz Hazinesi: H. Nutki bu makalede Divanü Lûgati-it Türk’te geçip Azerbaycan halk dilinde de kullanılan ancak Türkiye Türkçesinin yazı dilinde kullanılmayan kelime ve deyimlerden bahsetmektedir. Kaşgarlı Mahmud’un büyük eserini tarayan Hamid Nutki, yaklaşık üç yüz kadar kelimenin Divanü Lûgati-it Türk’te ve Azerbaycan halk dilinde ortak olarak kullanıldıklarını tespit etmiştir.

….

Kelimelerin Esrarı (İbn-i Mühenna Lügati): H. Nutki’ye göre Azerbaycan Türkçesinin bugünkü meselelerini iyi anlayabilmek için Azeri Türkçesinin eski devirleri tanınmalı, bir başka deyişle Azerbaycan edebiyatının esas kaynaklarına dönülmelidir. Bu husustan hareketle yazar, Türk kültürünün temel kaynaklarından biri olan İbn-i Mühenna Lügati üzerinde durmaktadır. XIII. Asrın sonları ile XIV. Asrın başlarında Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmış olan bu eserde geçen kelimeler üzerinde duran H. Nutki, böylece bugün kullandığımız kelimelerin esrarının anlaşılabileceği kanaatindedir.

….

Zengin Yohsullar: Ana dili hassasiyetinden hareketle H. Nutki, Azerbaycan Türkçesi ile ilgili olarak makalenin girişinde şu tespitlerde bulunmaktadır:

1- Ana dilimiz tahkir edilmemeli ve bu dil konuşma ve yazı dili olarak kullanılmalıdır. Buna izin vermeyenler, bu devletin ve milletin can düşmanıdırlar.

2- İran’da yaşayan ancak Türkçe konuşan halkların kültür ve sanatlarına dair faaliyetler tanıtılmalıdır. Devlete ait radyo ve televizyonlardan Azeri Türkçesi ile yayınlar yapılmalı, İran’da gerçekleştirilmek istenen Türkçe yayınlara ise izin verilmelidir.

3- İran coğrafyasında çok eski bir geçmişe sahip olan Azerbaycan Türklerinin tarihleri ile aynı derinliğe sahip kültür ve edebiyatları bulunmaktadır. Pehlevi devrinin baskıcı siyaseti ile duraklama devrine giren konuşma ve yazı dilimize sahip çıkılmalıdır.

Hamid Nutki’ye göre Azerbaycan Türkçesi, büyük bir geçmişe dayanan zengin bir edebi yazı dilidir. Bu dil, hakir görülen “mahallî bir lehçe” değildir. H. Nutki, bu tespitini mukayese etmek isteyenlerin bu dil ile oluşturulmuş edebiyata bakmalarını istemektedir.

….

 Bakımsız Dil Bahçemizde: H. Nutki bu makalede milli varlıklarının temel taşı olan ana dilleri üzerinde durmaktadır. 1979 İran İslam İnkılabına kadar Avrupa merkezli üstün millet yaklaşımları neticesinde Fars dilinin hâkimiyeti altında kendi ana dillerinin bir tarafa bırakıldığını belirten yazar, bütün Güney Azerbaycanlıların “İran kavramı” içerisinde bulunduğunu hatırlatıp Farsların İranlılık kavramı içerisinde bütünden sadece bir parça olduklarının kavranmasını istemektedir.

İslam inkılabına kadar geçen süre içerisinde ana dilleri ile eğitim-öğretim yapma ve ana dillerinde yayın yapma haklarında mahrum edildiklerini belirten Hamid Nutki, geçmişte yapılanların unutulmasını ve ana dillerinde hürriyet verilmesini istemektedir. İnkılaptan sonra da aynı yaklaşımı sürdürmek isteyenlerin olduğunu ama buna izin verilmemesi gerektiğini ifade eden yazar, ana dillerinde okuma yazma haklarının kendilerine verilmesini, şovenistçe yapılan yaklaşımların artık sonlandırılmasının gerektiğini belirtmektedir. Çünkü ana dillerinin yerine bir başka dilin oturtulmaya çalışılması Güney Azerbaycanlıların varlıklarına yapılmış bir suikast, bir hıyanet, bir cinayettir. Ana dilleri olan Azerbaycan Türkçesini öğrenmeleri gerektiğini ifade eden H. Nutki, bir taraftan da imla kaidelerinin sadeleştirilmesi ve yeniden tanzim edilmesi gerektiğini hatırlatır. Bu hususta Varlık dergisinde “İmla Kaideleri” adı altında fikirlerini sunacağını belirten yazar, bu çalışmaların neticesinde ana dillerine yabancı kalmayacaklarını, ana dillerini böylece yaşatacaklarını söylemektedir. Ona göre, Pehlevi rejimi ve Farsların şovenist davranışları ana dillerini adeta bakımsız bir bahçeye çevirmiştir. Bu bahçeyi tekrar güzelleştirmek ve bahçedeki zararlı otları ortadan kaldırmak gerekir. Bu hususta Azerbaycan Türkçesi içerisine dahil edilmiş Farsça kelimeleri öncelikle temizlemek gerekir. Uzun yıllar ana dillerine gereken önemi veremediklerini belirten Nutki, buna rağmen ana dillerinin dimdik ayakta durduğunu söylemektedir. Bunu başara güç, bu dili günlük hayatta kullanan halktır. Bu bakımdan halkın gündelik hayatında kullandığı sözleri bir başka deyişle Azerbaycan Türkçesine ait sözlü hazineyi toplamak ve yaymak gerekmektedir.

Nutki’ye göre ana dillerine yönelik yapılması gereken bir başka önemli adım ise dil alimlerinin bir araya toplanarak ana dilleri üzerinde birlikte çalışmaya başlamalarının sağlanmasıdır. Böylece dillerini yabancı dil istilasından kurtaracaklardır.

….

İmla Kaideleri: Nutki, bu makalede Azerbaycan Türkçesi alfabesinde görmüş olduğu eksikliklere değinmekte ve bu eksikliklere dair önerilerde bulunmaktadır. 

….

EDEBİYATLA İLGİLİ MAKALELERİ

Dilimizde Câm-ı Cem: Nutki’nin bu makalesinin konusu tercüme eserler ve tercüme eserlerde kullanılan dil üzerinedir. Aynı zamanda bir şair olan H. Nutki’nin tercüme üzerinde söylemiş olduğu şu sözler dikkate değerdir: “Tercüme yâra benzer; güzeli sadık olmaz, sadığı gönül çalmaz.”

Yazar, ülkelerinin tarihi şartlarına ve fikir cereyanlarına ilgi duyanlara, dillerine gönül verenlere Evhâdî’nin Câm-ı Cem adlı tercümesini okumalarını tavsiye etmektedir.  

Bir Üslûp Meselesi: H. Nutki, “üslûp” kelimesinin tanımından hareketle bu makalesine başlamakta ve “üslûp” kavramını şöyle tanımlamaktadır: “Üslûp, bir dilin kendine dair unsurlarını, seslerini, kelimelerini, söyleyiş biçimlerini, sentaksını belirli bir tesir bırakmak maksadıyla farklı bir biçimde kullanmaktır.” Buradan hareketle yazar Osmanlıcanın oturmuş bir üslûba sahip bir dil olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylemektedir.

Başlangıçta yazıda ya da şiirde süs olsun diyerek alınan kelimeler, tamlamalar, mefhumlar daha sonra Farsçanın kendine özgü güzelliğini yok etmiş ve bir taklid edebiyatını ortaya çıkarmıştır. Zaman içerisinde garip bir şiir ve nesir dili doğmuştur. Farsçanın içine düştüğü bu durum Türkçe için de geçerlidir. H. Nutki, bu tespitten sonra Osmanlıca konusuna değinmekte, Türk şairlerinin de Arapça ve Farsçadaki hünerlerini göstermek maksadıyla bu iki dilin kelimelerine eserlerinde yer vermeye başladıklarını belirtmektedir. Bunda Arapça ve Farsça kelimelerin aruz veznine uygulanmasındaki kolaylık kuşkusuz etkili olmuştur. Ancak bu iki dilden alınma kelimeler öylesine sınırsız bir kullanıma ulaşmıştır ki hüner göstermek anlaşılmaz bir dile, hatta içerisinde Türkçe kelime bulunmayan dizelere kadar gitmiştir. Divan şiirinde görülen bu eğilim Halk edebiyatında da “moda” halini almış ve Osmanlıca denilen tarz doğmuştur. Bu yaklaşımın Azerbaycan Türkçesinde de görüldüğünü belirten yazar, bu hususta 1910’da Güneş isimli gazetede tartışmalar çıktığını söylemektedir. Osmanlıcanın farklı bir dil değil, sadece bir üslûp olduğunun şair Sabir tarafından da ifade edilmesiyle konuya açıklık getirilmiş ve Osmanlılar ile Azerbaycanlıların aynı dili konuştukları hatırlatılıp Osmanlı Türkçesinde yazılmış eserlerin Azerbaycan Türkçesine tercüme edilmesinin büyük bir yanlışlık olduğu belirtilmiştir.

Bir Tedkik Hakkında: Profesör Turhan Genceyi’nin “Moğollardan Önceki Fars Şiirinde Türkçe” adlı makalesinden hareketle H. Nutki, önemli tespitlerde bulunmaktadır.

1- Nutki’ye göre daha önce yapılan çalışmalarda hep Farsçanın Türkçeye etkisi araştırılmaktaydı. Bu makalede ise Farsçadaki Türkçe unsurlar üzerinde durulmaktadır. Bu anlamda söz konusu makale, ortaya koymuş olduğu bu farklı bakış açısı ile çok önemli bir yere sahiptir.

Turhan Genceyi’nin Fars şiirinde tespit ettiği Türkçe unsurlar H. Nutki’nin ifadesi ile “Türkizm”ler XIII. Asrın başından itibaren Arap dilinden sonra Türkçenin en güzel dil olarak kabul gördüğünü kanıtlar niteliktedir. Bunun en güzel örneği Özbek şairi Ali Şir Nevâî’nin Muhakemetü’l Lügateyn adlı eseridir. Nevâî, şarkın kadim ve zengin edebi dillerinden biri olan Farsça ile Türkçeyi bu eserde karşılaştırmış, hatta Türkçenin fiiller ve ifade nispetinde Arap diliyle mukayese edilebileceğini yazmış olduğu eser ile ortaya koymuştur.

….

Medeniyet ve Dil: H. Nutki, bu makalede “İran medeniyeti” üzerinde durmakta ve bu husus ile ilgili değerlendirmelerini sunmaktadır. H. Nutki’ye göre İran medeniyeti sadece Persîlerin (Persler) ya da Ariaların oluşturdukları bir medeniyet değildir. Persler (Farslar), İran medeniyetini oluşturan medeniyetlerden sadece biridir. Yazar buradan hareketle “İran medeniyeti nedir?” sorusunu sormaktadır.

İran medeniyeti, Arialardan önce Lulubi, Kutti, Elam, Med, Pers, Part ve İran toprakları üzerinde kurulan pek çok devletin ve tarihi seyir içerisinde bu toprakları vatan bilmiş Türk kavimlerinin çok uzun bir zaman dilimi içerisinde oluşturdukları müşterek bir medeniyettir. Yazara göre İran medeniyetinin özelliği, onun farklı soy ve dillerden oluşan insan topluluklarından oluşmasıdır.

İran kültürünü sadece “Ferheng-i Farisî” diye adlandırılmıştır. Bu yaklaşım İran medeniyetini oluşturan unsurlardan biri olan Farsları diğer topluluklardan üstün görmek demektir. Yazar, bu bakış açısının ne İslama, ne de içinde bulunulan çağa yakışan bir davranış olarak ifade etmektedir. Yaşadıkları topraklarda kurulan medeniyetlere hiçbir zaman milliyetçilik penceresinden bakılamayacağını söyleyen H. Nutki, bu bakış açısının İran’daki farklı kavimler ya da topluluklar arasında nifak ve düşmanlık yaratacağını; bu tutumun ise bu coğrafyadaki kardeşlik ve beraberlik fikrini ortadan kaldıracağını belirtmektedir.

1- Nutki, bu makalede son olarak Fars dili ile Türk dilinin öneminden bahsetmektedir. Fars diline, tarihin kendilerine geçmiş nesillerden emanet olarak bıraktığı bir miras gözüyle bakan yazar, kıymet biçilemez olan bu mirası güzelleştirmeye çalıştıklarını söylemektedir. Farsça için geçerli olan bu durum, Azerî Türkçesi için de geçerlidir. Bahsedilen her iki medeniyete ihanet edenler, bu medeniyetlerin düşmanlarıdırlar.

….

Biz ve Dilimiz: Hamid Nutki bu makalesine “Dilimize sahip çıkmak ne demektir?” sorusuyla başlamıştır. Azerbaycan Türkçesini korumak ve muhafaza etmek için bu dille ilgilenmek, bu dilin geçmişini bilip sınırlarını ve mahiyetini öğrenmek gerektiğini söyleyen yazar, bu hususta üç merhaleden bahsetmektedir:

1- Nutki, Azerbaycan Türkçesine sahip çıkmak için bugüne kadar bu dil ile oluşturulmuş edebiyatı ve bu edebiyatın mensuplarını (Nizâmî, Hakânî, Katran, Sâib, Şehriyar vb.) tanımak gerektiğini h-belirtmektedir.

2- Hamit Nutki, resmi tarihlerin yalan rivayetleri yerine hakikatlerin öğrenilmesini istemektedir.

3- İran coğrafyasında yaşayan Azerî Türklerinden biri olan H. Nutki, bu vatanda yaşayan her Türk gibi İran tarihine ve bu coğrafyada oluşturulan medeniyete her zaman hizmet edeceklerini ve bu hizmetten şeref duyacaklarını belirtmektedir. Ana dilleri olan Azerî Türkçesiyle oluşturulmuş edebî türleri ortak kültürel miras olarak görüp koruyacaklarını ifade etmektedir.

4- Nutki’ye göre bir dile sahip çıkmak, onun gerçek tarihini bilmekten, bu dili benimseyip sevmekten ve korumaktan geçer. Bu sebeple Azerî Türkçesinin korunabilmesi için bu dilin tarihinin ve bu dil ile oluşturulmuş kültürel vesikaların iyi bilinmesi gerekir. Milletler, kültürlerini dilleriyle oluşturduklarına göre Azerbaycan Türkçesi ile oluşturulmuş edebiyat, metinlere dayalı olarak tanınmalı ve sevilmelidir.

Kültür Meselesi ve Biz: H. Nutki, bu makalede Farsçada “ferheng”, Arapçada “sekâfe”, Güney Azerbaycan’da ise genellikle “medeniyet” ancak bazen de “kültüra” diye ifade edilen kavram üzerinde durmaktadır.

Yazara göre hakiki İranlılık nişanesi, İran’da yaşayan farklı halkları bir ailenin fertleri gibi kabul etmeye dayanmaktadır. İran’ın geçmişten bugüne getirdiği bu kültürel zenginlik şayet bu şekilde ifade bulursa daha da zenginleşecektir. İran kültürü bu vatanda yaşayan bütün halkların ve toplulukların ortak kültür dairesinin ürünüdür. Öyleyse bu kültürü “İran kültürü” ve “Fars kültürü” diye ikiye bölmemek gerekir. Nasıl ki islâm kültürü Arap, İran ve Türk kültüründen doğmuşsa İran kültürü de bu şekilde vücut bulmuştur. Bu itibarla Azerbaycan kültürünün yaratıcısı olan Azerîler ayrıca İran kültürünün de yaratıcısı olmuşlardır.

5- Nutki’ye göre İran kültürü, İran’daki halkların hepsinin bediî yaratıcılıklarının toplamından meydana gelmiştir. Azerîler ise bu hususta hem Farsçayı hem de Azerî Türkçesini kullanıp edebi ürünler verdiklerinden İran kültüründe iki kat paya sahiplerdir.

….

HAMİD NUTKİ’NİN ANA DİLİ ÜZERİNE YAPTIĞI ÇALIŞMALAR

İran Türklerinin Ana Dili ile İlgili Problemleri: İran coğrafyasında yaşayan Türklerin ana dillerine yönelik en önemli problem ana dilde eğitim hakkının bulunmaması ve ana dilde basın hürriyetinin olmamasıdır.

İran Türklerinin Ana Dili ile İlgili Çalışmaları

Bugün 63 milyonluk nüfusa sahip olan İran’da yaşayan Güney Azerbaycan Türklerinin ana dilleri ve kültürel kimlikleri ile ilgili sıkıntılar, 1828 Türkmençay antlaşması ile Rusya ve İran arasında Azerbaycan’ın ikiye bölünmesinden itibaren başlamıştır. Azerbaycan’ın güneyinde kalan ve İran’da yaşayan Azerî Türkleri konumunda bulunan Güney Azerbaycan Türkleri için en temel etkinlik İran’daki mili kimliklerini korumak adına yapılan çalışmalardır.

1946’ dan sonraki dönem ise Güney Azerbaycan Türkleri için çok buhranlı geçmiştir. Sovyet Rusya ve İngiltere’nin bu bölgede hakimiyet kurma çabaları en çok Güney Azerbaycan Türklerini etkilemiştir. Bu sebeple bu dönem, Güney Azerbaycan Türkleri için tam bir “diriliş” yıllarıdır. Bu diriliş yıllarında adeta susmak bilmez bir akış içine giren Şehriyar, ana dilinde şaheserler yaratmaya başlamıştır. Önceleri Farsça olarak şiirler yazan Şehriyar daha sonra Azerî Türkçesi ile şiirlerini yazmaya başlamıştır. Pehlevî rejiminin ana diliyle ilgili yasaklamalarına rağmen Şehriyar susmayıp içinde bulundukları duruma isyan etmiştir. Tebriz meclislerinde Şehriyar’ın yazmış olduğu şiirler ana diline dönüş anlamında adeta fırtınalar yaratmıştır.

Daha sonra “Birlik yaratın, söz bir ola biz kişilerde” diyen Şehriyar, ana dilinde tasarım projesine girişilmiştir. Bu projenin ilk eseri “Haydar Baba’ya Selam” adlı şiir olmuştur. Bu eserin ardından Bulut Karaçorlu Sehend’in “Sazımın Sözü” adlı eseri gelmiştir. Şehriyar ve Sehend’in bu eserleri ana dili projesinin ilk adımları olduğu için önemli konumlara sahiptirler.

1979’da İran Şahı Rıza Pehlevî’nin devrilmesi ile başlayan dönemde İran’da yaşayan Türklere ana dillerinde yayın yapma hakkının verilmesi ile Tahran’da Arap harfleri ile Türkçe-Farsça edebî ve kültürel bir dergi olan Varlık çıkarılmaya başlanmıştır. Bu dergi, İran’da yaşayan Türklerin adeta ana dili bayrağıdır. Varlık dergisinin amacı dergide şu şekilde ifade edilmiştir: “Dünyanın her bir halkı, bu halk tarih boyunca ne kadar uzun bir süre diğer milletler ile sıkı tarihî ve kültürel ilişkiler içinde bulunursa bulunsun, kendi millî kültürünü, kimliğini ve dilini muhafaza konusunda tarihî ve hukukî bir hak sahibidir. Azerbaycan halkı, İran’da yaşayan diğer halklar ile beraber, ortak bir kaderi paylaşmaktadır ve kendi millî kimlik, karakter ve ana dilini koruyarak ortak bir kültürün oluşumuna katkıda bulunmuştur.”

Bugün hâlâ çıkarılan bu derginin dışında pek çok Türkçe gazete ve dergi İran’da yayımlanmaktadır. Devrim sonrasında yapılmış önemli faaliyetlerden biri de Azerî Türkçesi-Farsça sözlük olan Ferheng-i Azerbaycan’ın yayınlanmasıdır. İran’da yaşayan Türklerin ada dillerine yönelik bu faaliyetler 1990’dan sonra ise ivme kazanmıştır.

Bugünkü İran’da 35’i gündelik, 173’ü haftalık, 235’i aylık, 7’si yıllık olmak üzere; 664’ü siyasi, 8’i sanat, 44’ü tıp, 52’si teknik, 17’si tarım, 374’ü kültürel, 346’sı içtimaî, 124’ü iktisadi olmak üzere 1614 değişik basın organları arasında otuz milyonluk Türk halkına ait tamamen Türkçe bir dergi ya da gazete yoktur.

Hamid Nutki Aytan’ın Ana Dili ile İlgili Çalışmaları: H. Nutki, Güney Azerbaycanlı bir şair ve Türkolog olarak 1979 yılından itibaren Cevat Heyet başkanlığında Türkçe-Farsça olarak düzenli bir şekilde çıkarılan Varlık dergisinin baş makale yazarlığını yapmıştır. Edebi ve sosyal konular üzerinde çıkarılan bu derginin Güney Azerbaycan’da yapılan Türkçe yayında taşıdığı önem büyüktür.

1- Nutki Aytan’ın ana dili “Azerî Türkçesi” hususunda Varlık dergisinde yazmış olduğu makaleler ve Azerbaycan Türkçesinin sorunlarına yönelik önermiş olduğu fikirler, onun ana dili konusunda sahip olduğu duyarlılığın bir ifadesidir. Uzunca bir süre mücadele ettiği kanser hastalığına rağmen Nutki, yazılarını düzenli olarak vefatına (1999) kadar devam ettirmiştir.

2- Nutki’ye göre insanlar ana dillerini doğuştan itibaren kazanırlar. Daha sonra bu kazanım, insanın tabiî ve ayrılmaz bir parçası halini alır. Bu bağlamda ana dili ile ilgili hassasiyetini yazar şöyle dile getirmektedir: “En doğrusu budur ki, benim dilimi, kişiliğimin ayrılmaz bir parçası olarak kabullenin. Beni dilim için küçümsemeyin ve şimdi de bir resmî toplantıya girerken dilimi, şemsiyem ve paltom gibi girişte bırakmamı benden istemeyin.

Nutki’ye göre bir milletin dilini yasaklamak, o dili ve o dilin ortaya çıkardığı kültürü yok saymak, geçmişte oluşturulmuş kültürel ve edebî birikimleri yok farz etmek, geçmiş ve gelecek arasındaki bağlantıyı koparmak demektir. Uzunca bir süre İran’da yaşayan Türklere böylesi bir uygulamanın yapıldığı hatırlandığında kültürel kimliklerinin temel ögesi olan ana dilleri kendilerine yasaklanan Azerbaycan Türklerinin millî kimliklerine dönüşlerinde Hamid Nutki’nin hem yazmış olduğu şiirler ile hem de Varlık dergisinde yayınlanan makaleleri ile çok önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir.

…..

Hazırlayan: Merve ERDOĞAN

….