İran İç Politikasında Azerbaycan Türkleri- Osman EROL

tebaren | 15:46 - 28.10.2016

İran İc Politikasinda Azerbaycan TurkleriTebriz Araştırmaları Enstitüsü olarak YÖK tarafından yayım izni verilen ve PDF’si bulunan “İran Türklüğü ve Azerbaycan Türkleri” konulu tezler üzerine bir çalışma başlattık. Çalışmamızın amacı İran Türklüğü ve Azerbaycan Türkleri hakkındaki materyalleri geniş kitlelere ulaştırabilmektir. Bu çalışma doğrultusunda İran Türklüğü ve Azerbaycan Türkleri konulu kitap, makale, tez, dergi ve çeşitli belgeler siz değerli okuyucularımıza konu bütünlüğü korunarak özet şeklinde sunulacaktır.

Bu çalışmamızın ilk ürünü olarak, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı’ndaki Osman EROL’un “İran İç Politikasında Azerbaycan Türkleri” başlığıyla yayınlanan yüksek lisans tezini ele aldık.

…..

İran İç Politikasında Azerbaycan Türkleri

Bu yazıyı yazma amacımız, 1906 yılında gerçekleşen İran Meşrutiyet Devrimi’nden itibaren İran iç politikasında, Azerbaycan Türklerinin siyasi faaliyetlerinin seyrini ortaya koymaktır. Çalışmanın bir diğer amacı ise, literatüre İran’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin yüzyıllık siyasi tarihini genel hatlarıyla inceleyen yeni bir kaynak kazandırmaktır.

Azerbaycan kuzeyde Derbent’ten başlayarak, güneyde Zencan ve Hamedan’ı içine alarak İran’ın ortalarına kadar uzanan bölgedir. Bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının iki katından daha fazla yüzölçümüne sahip bir coğrafyayı kapsamaktadır. Ticaret yolları üzerinde bulunan Azerbaycan toprakları, konumu ve sahip olduğu zenginlikler nedeniyle tarih boyunca güç mücadelelerine ve şiddetli savaşlara tanıklık etmiştir ve bu durumdan en çok etkilenen de şüphesiz Azerbaycan Türkleri olmuştur.

İran etnik yapı olarak çok çeşitlidir. Azerbaycan Türkleri, Farslardan sonra İran’daki en kalabalık ikinci etnik gruptur. Son yüzyılda ortaya koydukları siyasi faaliyetlerle İran’ın kaderinde belirleyici roller üstlenmişlerdir. İran’da 1925’ten itibaren Pehlevi Hanedanı’nın başa geçmesiyle birlikte Azerbaycan Türkleri yönetimdeki etkinliklerini kaybetmişlerdir.

Azerbaycan Türkleri son yüzyılda İran’ın geçirdiği her kritik dönemde etkin rol almıştır. Birkaç kez devlet kurmuş, devrimlerde öncülük etmiş, düşünce, siyaset, bilim ve sanat alanında önemli kişileri İran’a kazandırmıştır. Bu topluluk hakkında Türkiye’de yayınlanan eser sayısı çok azdır. İran’da Azerbaycan Cumhuriyeti’ndekinden çok daha fazla Azerbaycanlının yaşadığını bilenlerin sayısı dahi çok azdır. 

Safevi ailesinin ve Şiilik mezhebinin lideri olan Azerbaycan kökenli Şah İsmail, 1502 yılında kendisini Fars ülkesinin şahı ilan etmiştir. Safevi Devleti’nin Şii devlet yapısıyla bölgede kısa sürede yükselmesiyle Osmanlı ve Safevi devletleri arasında güç mücadelesi başlamıştır. Bu mücadelede asıl yıpranan Azerbaycan Türkleri olmuştur.

Şah İsmail’den sonra Safevi Devleti Türk kimliğinden hızla uzaklaşmış ve tam manasıyla İran (Fars) Devleti haline gelmiştir. Şah Abbas’ın ölümünden sonra Nadir Şah 1736 yılında kendisini Şah ilan etmiştir. Nadir Şah’ın 1747 yılında bir saray darbesi sonucu öldürülmesiyle bozulan merkezi otorite Kaçar sülalesinin lideri Aka Muhammed Kaçar’ın İran’da başa geçmesiyle tekrar sağlanmıştır. Böylece İran-Azerbaycan coğrafyasında Kaçar Hanedanı döneminde son kez tek bayrak altında toplanılmıştır.

XIX. yüzyılın başında bölgedeki güçler dengesini ele alacak olursak, Rusya’nın gözü geçidin stratejik önemi sebebiyle Transkafkasya üzerindeydi. Fransa ile Rusya’nın Avrupa’daki, İngiltere ile Fransa’nın Hint Okyanusu’ndaki mücadeleleri hem İngiltere’nin hem de Fransa’nın İran’a ilgisini arttırmıştır.

Rusya’nın, Gürcistan’ı ele geçirip Kafkaslarda ilerlemesi üzerine Napolyon ve Rus Çarı, Kafkaslar ve İran üzerinden ilerleyerek İngilizleri Hindistan’dan çıkarma kararı almışlardır. Bunun üzerine İngiltere’den cesaretlenen Feth Ali Şah, Rusya’ya ve onun koruduğu Hıristiyan Ermeni ve Gürcülere karşı cihat ilan etti ve bazı kısmi başarılar elde etmesine rağmen çetin kış şartlarından dolayı seferini tamamlayamadan Tahran’a döndü. Kısa fakat başarılı Rus seferi aynı yıl imzalanan Gülistan Anlaşması ile sona erdi. Yapılan bu anlaşma Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün parçalanmasının ilk habercisi oldu. Bu anlaşmaya göre; İran şahı, Kafkaslarda kaybedilen toprakları Rusya’nın bir parçası olarak tanıyacaktı. Gülistan Anlaşması, sınırları kesin olarak belirlenmediği için Rusya ve İran arasında sürekli devam eden anlaşmazlıklara sebep oldu. Bu anlaşmazlıklar 10 Şubat 1828’de Türkmençay Anlaşması ile son buldu. Bu anlaşma ile Azerbaycan toprağı ve Azerbaycan Türkleri ikiye bölündü. Rusya-İran sınırı olarak kabul edilen Aras Nehri Azerbaycan’ı, Kuzey Azerbaycan (Rus Azerbaycanı) ve Güney Azerbaycan (İran Azerbaycanı) olarak ikiye ayırmış oldu. Azerbaycan Türklerinin nüfusunun büyük çoğunluğu Güney Azerbaycan topraklarında yaşamaktadırlar. Güney Azerbaycan’ın en önemli kenti ve merkezi Tebriz’dir. Tebriz, Ortadoğu’nun önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur ve aynı zamanda İran’ın en önemli kültür ve eğitim merkezlerinden biridir.

Yapılan anlaşma ile İran, Ruslara kapitülasyonlar tanıdı ve daha sonra İngiltere ve Fransa da bu kapitülasyonlardan hak iddia etti. Bir yandan kaybedilen savaşlar ve savaşların ağır faturaları, bir yandan da sonuçları düşünülmeksizin verilen imtiyazlar halkın ekonomik ve sosyal durumunu olumsuz etkilemekteydi. Eyalet düzenindeki yozlaşma başta fakir halk olmak üzere toplumun tüm kesimlerini etkisi altına almıştı. Halkın, kendilerini acımasız ağalarla karşı karşıya bırakan Şaha karşı bağlılığı veya mevcut devlete itimadı kalmamıştı. Bu sebeple Azerbaycan Türkleri, Meşrutiyet Devriminin her evresine sahip çıkmışlar hem düşünce platformlarında hem de muharebe sahasında çok önemli roller üstlenmişlerdir.

 İngiltere Rusya’nın Orta Asya’daki ilerleyişini Hindistan’a karşı bir tehdit olarak görüyordu, Rusya’nın amacı ise sıcak denizlere inmek idi. İran kuzeyden Rusya, güneyden ise İngiltere tarafından çekiştiriliyordu.

Ardı arkası kesilmeyen imtiyazlar verilirken, Meşrutiyetin belki de ilk ayak sesi diyebileceğimiz tütün ayaklanması meydana geldi. Şah içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıyı giderebilmek için İran’ın bütün tütün ekiminin ve ticaretinin kontrolünü Talbot adında bir İngiliz’e verdi. Şirket çalışanlarını İngiltere’den getirerek İranlı memur çalıştırmayacağını söyledi. Huzursuzluk kısa zamanda tüm halka yayıldı. Tebriz’de ayaklanmalar başladı ve halk İngiliz memurları şehre girmesin diye yolları kapattı. Bir grup ayaklanmacı Aşure günü memurları öldüreceklerini duyurdu. Halkın bu hareketinin şiddetlenmesinden çekinen Şah, satmış olduğu tütün tekelini, İngilizlere kurdurduğu bankada İran devlet borcu hesabı açtırarak geri aldı.

Tütün ayaklanması, halkın isteği ile bir şeylerin değişebileceğini ve Şah’ın hareketlerinin de sınırlandırılabilir olduğunu göstererek İran halkının bilinçlenmesi açısından çok önemlidir.

Nasırüddin Şah bir vatandaş tarafından 1896 tarihinde öldürüldü. Tahtına geçen Müzaferiddün Şah, masraflı Avrupa gezileri ve imtiyazlar konusunda babasının takipçisi oldu. 1900 yılında Rus bankası Tahran’da kuruldu ve doğrudan Rusya ekonomi bakanlığının bir kolu olarak çalışmaya başladı. Ruslar, İran’ın Belçika’dan memurlar getirerek İran’daki tüm mali işlerin ve gümrük idaresinin bu memurlara verilmesini şart koştu. Bu şart gereği, Belçikalı memurlar, Nus adında büyük bir yüksek memur başkanlığında göreve başladı. Rusların da desteği ile Nus kısa zamanda gümrük genel müdürü, posta telgraf nazırı, genel muhasebe müdürü, pasaport daire reisi ve devlet şura üyesi oluverdi. İran’da artık hakim güç Belçikalı Nus olmuştu.

İran halkının Batı ile ilk teması Batılıların İran’da görevli olarak bulunduğu dönemde gerçekleşmiştir. Üst üste askeri başarısızlıklar nedeniyle Şah İran ordusunun Batılı anlamda eğitilmesi gerektiğini düşünmüş ve değişik dönemlerde Fransız, İngiliz, İtalyan ve Rus subaylarının İran ordusunu eğitmek üzere İran’da bulunmalarını sağlamıştır. İran halkı bu sayede Batı medeniyetini az da olsa tanıma fırsatını bulmuştur.

İran’ın modern dünya ve modern dünyanın düşünce akımları ile asıl tanışması ise komşuları aracılığı ve Güney Azerbaycan’ın stratejik konumu ile gerçekleşmiştir. Güney Azerbaycan bir köprü görevi görmüştür ve dış dünya ile olan tüm etkileşim buradan yayılmıştır.  

İlk modernleşme hareketleri Azerbaycan valisi olarak görev yapan veliaht prens Abbas Mirza’nın politikalarında görülmüştür. Abbas Mirza III. Sultan Selim’in ıslahat hareketlerinden etkilenerek aynı ad ile ‘Nizam-ı Cedid’ ordusunu kurmaya çalışmıştır. Bu orduya Avrupalı subaylar tarafından eğitim verilmiştir.  Batı menşeli mühendislik ve askerlik kitaplarını çevirmek ve düzenlemek üzere tercüme dairesi kurulmuştur. Londra ve Paris’te daimi temsilcilikler açılmıştır. Yeni kurumlara eleman yetiştirmek üzere öğrenci grupları Avrupa’ya eğitime gönderilmiştir. Çoğunluğunun Azerbaycan Türklerinin oluşturduğu bu öğrenciler ülkeye döndüklerinde aydın kesimi oluşturmuş, özgürlük ve eşitlik gibi kavramların savunucusu olmuşlardır ve meşrutiyetin kurulmasında lokomotif görevi üstlenmişlerdir.

Meşrutiyet taraftarlığı din adamları arasında da hızla yayılmıştır. Meşrutiyet Hareketi’nin temellerini atan en önemli din adamlarından birisi Cemalettin Afgani’dir. Hamedan’da doğan ve Necef’te dini eğitim alan ve yurtdışında eğitimine devam eden Afgani, devrimci, özgürlükçü ve modern fikirlerini işlediği yazılarıyla İran halkı üzerinde büyük bir etki yaratmıştır. Meşrutiyet fikrinin tohumlarını halka ekmesiyle Nasırüddin Şah’ı rahatsız etmiştir.

XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren halkın aydınlanmasıyla birlikte İran’da Şah’a ve saltanata karşı örgütler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu örgütlerin öncelikli faydası halkın bilinçlendirilmesi yönünde olmuştur. İlk siyasi parti diyebileceğimiz ‘’Ademiyet Cemiyeti’’ 1858’de kurulmuştur. 1892’de ise İstanbul’da ‘’İttihad-ı İslam’’ partisi kurulmuş, Afgani’nin İran’daki yandaşları bu partinin ‘’Hovzayi Bidaran’’ adı ile İran kolunu kurmuştur.

Bu örgütlenmelerin, yapılan çalışmaların, aydınların eserleri ve faaliyetleri arasında İran halkının uyanışı için verilmiş en etkili çaba olarak 1876–1895 yılları arasında İstanbul’da Farsça olarak Azerbaycan Türkü Mirza Mehdi Ahter ve arkadaşları tarafından basılan ve başta İran’a ve tüm Orta Doğu’ya dağıtılan Ahter gazetesidir. Alanında bir ekol haline gelmiş olan gazetede hürriyet, meşrutiyet, kanun, adalet, sömürgeciliğe karşı mücadele fikirleri sürekli işlenmiştir. İran’da yenileşme ve çağdaşlaşma fikrinin kökleşmesi sağlanmıştır. Tanzimat Fermanı’nın tam metni bu gazetede Farsça olarak yayınlanmıştır. İran halkının eğitimine hizmet eden tek yayın olma özelliğini uzun süre elinde bulunduran gazete, Nasırüddin Şah’ın öldürülmesi üzerine II. Abdülhamid tarafından kapatılmıştır.

1905 Rusya Devriminin etkisiyle ekonomik kriz ortaya çıkmıştır ve bu kriz halk protestolarına yol açmıştır. Her bir protesto daha şiddetli olan bir sonrakini tetiklemiştir. Ardışık protestolar Ağustos 1906’da Meşrutiyet Devrimi ile sonuçlanmıştır.

Sıkıntılı sürece dayanamayan halkın ayaklanmasında bir öğrenci polisin ateş açması üzerine ölmüştür. Ayaklanma ertesi gün öğrencinin cenazesinde büyüyerek devam etmiştir ve çıkan çatışmalarda 22 kişi ölmüş, 100’den fazla kişi de yaralanmıştır. Adalet işlerini yürüten din adamları ve halk, Kum şehrine göç etmiştir ve dükkânlar protesto maksadıyla kapatılmıştır. Ayaklanan halk, artık sadece Adalet Divanı değil milli bir meclisin de kurulmasını istemeye başlamıştır.

1892’de Tütün İmtiyazı’nın İngilizlere verilmesiyle ilk defa geniş çaplı halk hareketinin ayak sesleri duyulmuştur ve 1906’da İngiliz Büyükelçiliğinin bahçesindeki büyük protestolarla Meşrutiyet Devrimi tamamlanmış oldu.  

Meşrutiyet ilan edilmesiyle birlikte meclisin kurulmasına ve anayasanın hazırlanmasına yönelik çalışmalar Tahran’da devam ederken devrimin her aşamasına katılmış olan Azerbaycan Türkleri, devrimin sonuçlarını Güney Azerbaycan’da göremiyorlardı. Azerbaycan Türkleri Tebriz’de bir kez daha ayaklanmak zorunda kaldı, on gün süren halk ayaklanması sonucunda Meşrutiyet Güney Azerbaycan’da da yürürlüğe girdi.

Meşrutiyet Anayasası kısa sürede hazırlanarak 1906 Aralık ayında Şah tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. İlk Anayasa metnini onayladıktan on gün sonra Şah vefat etti. Şah’ın yerine geçen eski Azerbaycan Valisi Mehmet Ali Mirza, tam bir meşrutiyet düşmanıydı. Yeni Şah 1907 Ekim’inde tamamlayıcı yeni anayasayı imzalamak zorunda kaldı. Tamamlayıcı anayasanın getirdiği en önemli yapısal değişiklik, madde 90-93’te eyaletlerin kendi meclislerinin olması, bu meclislerin merkezi hükümetin temsilcisi olarak vergileri belirlemesi ve toplaması gibi yerel faaliyetleri yürütmesinin belirtilmiş olmasıydı.

Bu maddenin yürürlüğe girmesinde şüphesiz en önemli etken Azerbaycan Türkleriydi. Azerbaycan Türkleri ikinci anayasanın onaylanmasından aylar önce 1906 Eylül ayında ‘’Encümen-e Milli Tebriz’’ adı altında encümenlerini kurmuşlardı. Bölgesel bir parlamentoya dönüşen Encümen-e Milli Tebriz ‘’Ceride-i Milli’’ adı ile bir gazete yayınlamaya başladı.

Meşrutiyetin ilanı ile birlikte İran’da basın bir anda gelişti ve siyasi ve sosyal hayatta çok aktif bir rol oynamaya başladı. Encümen bunların ilklerindendi, halkı gerçek anlamda bilgilendiriyor ve eğitiyordu. Gazete ve dergilerin çoğu milli, radikal ve iyimser isimler ile yayınlanmaya başladı; Terakki, Bidari (uyanış), Vatan, Ademiyet, İttihat, Ümit ve Yeni Asır gibi. En etkin ve en çok yankı uyandıranlar ise gizli cemiyetlerin yayınladıkları idi. Tebrizli gizli teşkilat üyesi aydınlar, yıllardır bastırılmış düşüncelerini Azad ve Mücahit gazetelerinde haykırıyorlardı.

 Encümen-e Tebriz’in beynini “Merke-e Gaybi” teşkilatı oluşturmaktaydı. Azerbaycan’ı yöneten gerçek gücü elinde bulunduran Merkez-e Gaybi 1905 yılında Bakü’de İranlı Azerbaycanlıların Rusya Sosyal Demokrat Partisi’nden etkilenerek ve onun tüzüğünü kendi tüzüğü olarak kabul ederek kurdukları İçtimayon Amiyon Partisi’nin İran içindeki oluşumu ve kod adıydı. Merkez-e Gaybi’de Güney Azerbaycan toplumunun tüm sınıflarının temsilcileri bir araya gelmişti. Ercümen-e Tebriz’in faaliyetleri sayesinde “Azerbaycan’da Türkçe eğitim veren okullar açılmaya başlamış, eğitim çalışmaları hız kazanmış ve daha önce Şiiliğin farklı yorumlanmasından kaynaklanan çatışmalar sona ermiştir.

1908 Şubat ayına gelindiğinde Şah ile meclis ve meşrutiyetçiler arasındaki çekişme zirveye ulaşmıştı. Şah’ın otomobiline bomba koyularak suikast düzenlendi. Suikast başarısız oldu. Bu suikast girişiminin üzerine Şah, Meclisin bombalanması emrini verdi.  23 Haziran 1908’de Meclis bombalandı ve kapatıldı, birçok saygın Meşrutiyet lideri öldürüldü.

Meclisin bombalanmasından sonra Tebriz’de Encümen kısa sürede bölgenin kontrolünü ele aldı, Şah taraftarları bölgeden çıkarıldı, aylar önce bugünler için yetiştirilmiş olan gönüllüler silahlandırıldı. Silahlı direniş uygulanacaktı. Güney Azerbaycanlılar Meşrutiyetin hazırlık aşamasında başroldeydiler. Meşrutiyet dönemindeyken de politikada etkin rol oynadılar ve bu olaylada da Meşrutiyetin geri kazanılması için silahlı mücadeleye girişen tek grup olarak ön plana çıktılar. 

Azerbaycanlıların ayaklanması, başta destek verir gözüken İngilizleri ve Rusları endişelendirmeye başlamıştı. Ayaklanmanın başarılı olması ve Tahran’a kadar ilerlemesi her iki ülkenin bölgedeki çıkarlarını olumsuz etkileyecekti. İngiltere Konsolosu Azerbaycan Encümenine bir mektupla İran Hükümeti’nin erzak yolunu açmaması nedeniyle Rus ve İngiliz Devletleri’nin erzak yolunu açacaklarını bildirdi. Encümen yapılan planı anlamıştı. Rus ordusunun Güney Azerbaycan topraklarına girmesini engellemek maksadıyla on bir ay boyunca bin bir zorlukla sürdürdükleri direnişi, düşmanın topraklarına ayak basmaması uğruna feda etmeyi kabul ediyorlardı.  

Tebriz’in direnişi bu şekilde sona ermişti fakat on bir ay süren Tebriz Ayaklanması tüm ülkeyi etkilemişti. Tahran’da ve diğer şehirlerde kıpırdanmalar başladı. Meşrutiyetçiler 13 Haziran 1909’da Tahran’a girdiler. 16 Haziran 1909’da Muhammed Ali Şah’ın Şahlığına son verilerek, oğlu Ahmed Şah ilan edildi. İkinci Meclis 7 Kasım 1909 tarihinde açıldı ve Meşrutiyet geri döndü.

 Meclisin kurulmasından sonra radikal milletvekilleri kendi politik parlamenter gruplarını organize etmeye başladılar. 22 üyesinden 12’si Azerbaycan Türkü olan İran Demokrat Partisi kuruldu. Diğer parti İ’tidaliyylun Partisi idi.  Kısa sürede iki parti arasındaki fikir çatışmaları sokağa sıçradı. Ülke yeniden kaos içerisindeydi. Ruslar 24 Aralık 1911 tarihinde İkinci Meşrutiyet Meclisi’nin kapatılmasını sağladılar. İran tekrar başladığı yere dönmüş oldu.  

Meşrutiyet Devrimi kapsamındaki faaliyetlerden sonra Azerbaycan Türklerinin ortaya koyduğu ikinci siyasal başarı, Hıyabani’nin ortaya koyduğu hareket ve Azadistan Devleti’dir. Hareket Güney Azerbaycan’da ayrı bir devletin kuruluşunu ve kısa sürede çöküşünü kapsamaktadır.

İran Demokrat Partisi’nin Azerbaycan Eyalet komitesi, partiden ayrılma kararı aldığını ve Hıyabani başkanlığında Azerbaycan Demokrat Partisi’nin kurulduğunu ilan etti. ADP kısa sürede tüm Azerbaycan illerinde teşkilatlandı ve hükümet organı gibi hareket etmeye başladı. Kurduğu komisyonlar ile Güney Azerbaycan’ın yaralarını sarma işine koyuldu.  

ADP’nin tüm faaliyetleri Hıyabani’nin öne sürdüğü Teceddüt akımına dayanmaktaydı. Akım zengin toprak ağalarını dışarıda bırakarak toplumun diğer tüm sınıflarını tek noktada birleştirmeyi amaçlayan Güney Azerbaycan’ın demokratik hakları uğrunda mücadele etmeyi öngören politik bir akımdı.

Rusya’nın Güney Azerbaycan’dan çekilmesi üzerine 1919 yazında Osmanlı ordusu tekrar bu bölgeye girdi. Osmanlı ordusu bölgede askeri faaliyetlerinin yanı sıra aktif siyasi faaliyetler icra etmeye başladı. Bu siyasi faaliyetlerin çekirdeğini Türkçülük akımının idealleri oluşturuyordu. Ordunun politik danışmanı olan Yusuf Ziya Bey, Osmanlı güçlerinin Tebriz’e geldiği anda bölgede Türkçülük hareketini yayma çalışmalarına başladı. Bu maksatla İttihad-ı İslam Partisi kuruldu. Azarabadegan isimli Türkçe gazete yayınlanmaya başladı. Kısa süre içinde Hıyabani ve ADP’nin ileri gelen iki ismi Osmanlı yetkilileri tarafından tutuklandı ve Kars’a sürgüne gönderildi.

Osmanlı ordusunun kasım ayında İran’dan çekilmesi üzerine Hıyabani ülkeye döndü ve ADP’nin faaliyetlerini hızlandırdı ve 24 Haziran 1920’de Azadistan Devleti’ni kurdu. Merkezi hükümetin uzağında kurulacak demokratik hükümet, tüm İran için örnek model olacaktı. Hıyabani’nin 7 Temmuz’da yaptığı konuşmasındaki sözleri bu modeli işaret ediyordu; ‘’Vilayetler ve eyaletler belirsizlik içindeler. Bütün İran’ın gözü üstümüzde. İran’ın gelecekteki rejimi Azadistan’da belirlenecektir.” Tamamen hukukun üstünlüğüne dayanan bir sistem kurulacaktı. 5 Temmuz 1920’deki konuşmasını ise şu sözlerle bitiriyordu: “Bir bakkal veya hamal kanunlara karşı çıkınca nasıl cezalandırılıyorsa, ben de hata işlediğim taktirde aynı şekilde cezalandırılmalıyım. Kanunlar hiç kimseye ayrıcalık tanımayacaktır. Hiç kimse kanundan üstün değildir.”

Azadistan Devleti döneminde Türkçe eğitim veren beşinin kız okulu olduğu 11 okul açıldı. Teceddüt gazetesi dönemin en ciddi siyasi gazetesi olarak Türkçe ve Farsça olarak yayınlanmaya devam etti. Teceddütün yanı sıra ADP Gençlik Kolları tarafından Azerbaycan Dergisi yayınlanmaya başladı. Dergi Rönesans düşünce ve akımlarını savunuyordu.

2 Eylül 1920’de Karadağ bölgesinde Emir Erşed adında bir feodalin çıkardığı isyan sonucunda çıkan karışıklık ile Azadistan Devleti yıkıldı.

Azerbaycan Türkleri kurmuş oldukları Azadistan Devleti ile 6 ay gibi kısa bir süreliğine İran’da demokratik ve çağdaş bir devlet modeli sergilemeye çalıştılar. Azadistan Devleti İran’ın o günkü tarihine kadar kurulmuş en demokratik devlet yapısıydı. Hıyabani hareketi o yıllarda doğuda gerçekleşen en önemli demokrasi ve hürriyet hareketleri arasında yerini aldı.

……

Pehlevi Hanedanı Döneminde İran Azerbaycan Türklerinin Siyasi Faaliyetleri

Kazvin’de Kazak Birlikleri komutanı olan Rıza Han, 1921 Şubat ayında ünlü gazeteci Seyid Tabatabai ile iş birliği yaparak Tahran’da hükümet darbesini başlattı. Tahtını korumak için imtiyaz dağıtmaktan başka çaresi olmayan Ahmed Şah, Rıza Han’ı Silahlı Kuvvetler Komutanı, Tabatabai’yi ise Başbakan olarak atadı. Tabatabai üç ay gibi kısa bir süre içinde hükümetten uzaklaştırıldı. Rıza Han orduda yaptığı çalışmalarla hızla yükselmeye başladı ve savaş bakanı oldu. Ahmed Şah sağlık durumunu bahane ederek bir daha dönmemek üzere Avrupa’ya gitti ve Rıza Han’ı başbakan olarak atadı.

Rıza Han başbakanlık döneminde askeri, politik ve ekonomik gücü merkezileştirmeye ve kendisini İran’ın üst kanun koyucusu olarak empoze etmeye çalıştı. Başbakanlık görevini iki yıl yaptıktan sonra 1925’te kendisini İran Şahı ilan ederek Kaçar Hanedanı’na son verdi. 

Rıza Şah, 1927 yılında tüm partileri yasaklarak siyasiler hakkında tutuklamalar başlattı ve tüm güç odaklarını kontrol altına alarak devlet mekanizmasını tamamen kendisine bağladı. İran’ın İslamiyet öncesi görkemini vurgulayarak birleşik bir ulusal duygu yaratmaya çalıştı. Ahameid ve Sasani İmparatorlukları’nın aslan ve güneş simgeleri İran bayrağı üzerine işlendi. Eski Sasanice’den esinlenilerek hanedanlığa ‘’Pehlevi’’adı verildi.

Rıza Şah, kültürel farklılığı ortadan kaldırarak Farslılığı geliştirmek için 1927’de ‘’Düşünce Geliştirme Kurumu’’nu kurdu. Amaç milli İran kimliğini oluşturmak ve ulus-devlet olma yolunda fikir altyapısını kurmak, geliştirmek ve buna uygun politikalar üretmekti. Farslılaştırma politikasının ana maddesi dil idi. Milli birliğin oluşması için ve ırk birliği savını desteklemek amacıyla tüm İranlılar öz dillerine geri dönmeli ve onu kullanmalıydılar. Rıza Şah tarafından Farsça İran’ın milli dili olarak ilan edildi ve diğer tüm diller yasaklandı. Farsça haricinde hiçbir dilde kitap, dergi, gazete de basılmayacaktı. Farsçanın, Arapça ve diğer yabancı sözcüklerden arındırılması için 1935’te ‘’Farhangestan’’ adında bir enstitü kuruldu.

Homojen bir İran oluşturmak için uygulanan diğer önemli politika ise eyalet sisteminin değiştirilmesiydi. Çıkarılan iki özel kanun ile ülke ostanlara, ostanlar ise şehristanlara bölündü. Bunların başında bulunacak olan genel valiler ve valiler doğrudan Rıza Şah tarafından atanacaktı. Azerbaycan eyaleti, başkenti Tebriz olmak üzere Doğu Azerbaycan ve başkenti Rezaye olmak üzere Batı Azerbaycan şeklinde iki ostan olarak bölündü. Bu yeni karıştırma yöntemi ile Batı Azerbaycan artık sadece Türkleri değil, Kürtleri de kapsıyordu.

I.yüzyılın başlarından itibaren hem Kuzey hem de Güney Azerbaycan Türkleri kimlik arayışları içersindeydi. Rıza Şah zamanında çeşitli kimlik fikirleri ortaya çıktı. Bunlardan bir tanesi Fars kültürü ve dili tarafından sindirilmenin, yani Farslaştırma politikasının avukatlığını yapıyordu. İran’ın politik ve sosyal gelişiminin tek kimlik altında birleşmeyle mümkün olabileceğine, bu kimliğin de İranlılık olduğuna inanıyorlardı. Bu kimlik yaklaşımını çeşitli fikir adamları çıkardıkları gazete ve dergilerde işleyerek, halka bu düşünceyi aşılamaya çalışmışlardı.

İkinci kimlik yaklaşımı, İran devlet kimliği ile Azerbaycan kültürel kimliğinin beraber olması gerektiğini savunuyordu. Yaklaşıma göre İran devlet kimliği etnik gruplar üstü bir devlet kimliğini ifade ediyordu. Bu yaklaşımı savunanlar İran devlet kimliği altında Azerbaycan kültürel özerk kimliğini amaçlıyorlardı.

Temelleri 1920 öncelerine dayanan kimlik yaklaşımı Rıza Şah’ın uyguladığı politika ile kısmen örtüşüyordu fakat Rıza Şah şovenist Farslaştırma politikasını uygulamaya koydu. Bu politika, kuramsal temelleri Azerbaycan Türklerinin çoğunlukta bulunduğu İran aydın kesimi tarafından atılan modern Fars milliyetçiliğinin şiddetli asimilasyona dayalı uygulamasıydı. Rıza Şah’ın Farslaştırma politikasının amaçlarında biri Azerbaycan Türklerinin asimile edilmesi ve Kuzey Azerbaycan’dan tecrit edilmesiydi. Bu siyasetin bir başka amacı ise Güney ile Kuzey Azerbaycan arasındaki iletişimi kesmekti.

……

Dünya Savaşı ve Azerbaycan Türkleri

Rıza Şah döneminde İran’ın İngiltere ilişkilerinde güvensizlik havası hakimdi. İngiltere’nin onaylanmasını istediği 1919 İngiltere-İran Anlaşması’nın 1921’de hükümsüz sayılması ilişkilerin bozulmasının başlangıcı oldu. 1932 yılında Abadan Petrolleri iki ülke arasında şiddetli bir anlaşmazlık doğurdu. Anlaşmazlık, Milletler Cemiyeti’nin araya girmesi sonucunda 29 Nisan 1933 tarihinde Anglo-Persian Petrol Şirketi ile İran arasında İran’ın hissesini artıran yeni bir anlaşma ile sona erdi.

1933’te Hitlerin Almanya’da başa geçmesi ve Avrupa’da hızla yükselen bir güç haline gelmesi üzerine Rıza Şah İran dış politikasını Almanya’ya doğru kaydırmaya başladı. İran’ın Almanya ile sıkı ilişkileri Batılı devletleri endişelendirmeye başladı. 1939 yılında savaşın patlak vermesiyle Rıza Şah kendince en iyi yolu seçerek tarafsızlığını ilan etti.

ABD ve İngiltere, Almanya karşısında güç durumda olan Sovyetler Birliği’ne yardım etmeye karar verdiler. Bu karara göre kuzeyden geçit olmaması nedeniyle İran toprakları üzerinden Sovyetlere yardım gönderilecekti. Almanya yanlısı olan Rıza Şah, bu teklifi kabul etmedi. Olumsuz cevabın üzerine, müttefikler 25 Ağustos 1941’de İran’ı işgale başladılar. İran hükümeti işgalin durdurulması için Rusya’ya müracaat ettiğinde; Rusya İran’ın Almanya taraftarlığını bırakmasını ve müttefiklere katılmasını şart koştu. Müttefikler daha ileri giderek Rıza Şah’ın tahttan inmesini de talep ettiler. 16 Eylül 1941’de Rıza Şah tahtan indi ve yerine oğlu Muhammed Rıza Şah geçti. Tahtan inmesinin yanı sıra Şah’ın ülkeyi terk etmesi de istendi. Ülkeyi terk eden Rıza Şah 1944’te yurt dışında vefat etti.

Sovyetler, Güney Azerbaycan’ı kendi askeri-siyasi gündemine aldı. Sovyetler Birliği için İran Azerbaycan’ı, demiryolu ve karayolu ile Basra Körfezi’ne oradan da Doğu Hindistan ve Uzak Doğu limanlarına ulaşmak demek idi.

Sovyetler Birliği 1920’den itibaren Kuzey Azerbaycan’da Sovyet otoritesini sağlamış, Kuzey Azerbaycan sıkı bağlarla Sovyet merkezi yönetimine bağlanmıştı. Sovyet yönetiminin İran üzerindeki ideali, Azerbaycan’ın tek bir Sovyet birimi olarak birleştirilmesiydi. Sovyetler Birliği bu hedefe ulaşmak için yaptığı ön çalışmalarda “Azerbaycan Türk Milliyetçiliğini” hazır bir altyapı olarak algıladı. Güney Azerbaycan’ın uyandırılacak milli hislerle Kuzey Azerbaycan’a ve komünizme yaklaşması, ileride İran’ın tamamının Sovyetlerin eline geçmesini sağlayabilirdi.  Bu amaçla Kuzey Azerbaycan’da Kuzey’in ve Güney’in birliği, bütünlüğü, ikiye bölünmüş tek bir vatan oldukları, Aras’ın iki yakasında yaşayan insanların soy, dil, din ve kültür bakımından bir bütün oluşturdukları hususunda makaleler yayınlanmaya, şiirler yazılmaya başlandı. Milli kimlik açığa çıkarılacak, milli şuur uyandırılacaktı. Sovyetler Birliği sistematik ve planlı bir şekilde bu politikayı uygulamaya koymuştu. Bu planda en önemli görev Kuzey Azerbaycan Türklerine düşüyordu. Kuzey Azerbaycan model olarak Sovyet yaşam kalitesini ve tarzını Güneylilere empoze edecekti.

Propaganda grubu şehirlere dağıldı. Grup açlık tehlikesi altında olan Güney Azerbaycan’a ilaç ve gıda yardımı da götürmüştü. Grubun asıl faaliyetleri ise başta yayın alanında olmak üzere, eğitim, kültür ve sağlık alanlarında yoğunlaşmaktaydı. Farsça ve Türkçe olarak yayınlanan Vatan Yolunda gazetesi grubun faaliyetlerinin en can alıcı noktasıydı.

Bu dönemde, Kuzey Azerbaycanlı aydınlar tarafından Güney’de yayınlanan eserlerde Azerbaycan’ın tek bir ülke olduğu, tarihi zorunluluklar nedeniyle ikiye bölündüğü, vatanın parçalanması sebebiyle üzerinde yaşayan milletinde suni bir şekilde ikiye ayrıldığı ve böylece aynı olan dilin ve medeniyetin birbirinden uzaklaştığı ifade ediliyordu. Rıza Şah’ın Farslılaştırma politikasına ve Fars milliyetçiliğine 16 yıldır verilemeyen cevaplar bu eserlerde ve yayınlarda veriliyordu. Bu yayınların yanı sıra tiyatro, bale ve opera kumpanyaları Güney Azerbaycan illerini dolaşıyor, milliyetçilik öğelerini işleyen eserlerini sergiliyorlardı. 

Propaganda faaliyetleri çok etkili ve hızlı ilerliyor, halktan alınan pozitif tepkiler grubun performansını olumlu yönde etkiliyordu. Milliyetçiliğin kısa zamanda bu kadar hızlı yükselmesi Sovyetleri endişelendiriyordu. Tam bu sırada 29 Ocak 1942’de Tahran’da Sovyetler, İngilizler ve İran arasında ittifak anlaşması imzalandı. Bu anlaşmanın da etkisiyle Aziz Aliyev grubu Mart 1942’de Sovyetler Birliği tarafından geri çekildi ve propaganda faaliyetleri durduruldu. Anlaşma İran Hükümeti’nin Batıya olan meylini hızlandırdı.  Bu dönemden sonra üç büyük müttefik güç II. Dünya Savaşı çerçevesinde miğfer devletlerine karşı çarpışırken, kendi aralarında da İran petrolleri için çekişmeye başladılar.

Tüm bu çekişmeler sonucunda Sovyetler 1944 ilkbaharında İran’daki propaganda faaliyetlerini tekrar başlattı. 27 basın görevlisi Vatan Yolunda gazetesini tekrar yayınlamaya başladı. Haziran 1944’te Tebriz’de Türkçe eğitim veren okul açıldı. Amaç 1941’deki propaganda faaliyetleri ile aynı alanlarda fakat daha yoğun çalışmalar ortaya koymaktı. Mart ayında “Kafkas Müslümanları Dini Yönetmenliği” oluşturuldu. Amaç din birliğini kullanarak yapılan yayınlar, kongreler, tebliğler ve bildiriler ile Güney Azerbaycanlıları etkilemekti. Tahran’da İngiliz yanlısı basına tepki olarak Sovyet Büyükelçiliği tarafından Dost İran gazetesi ve yine bu dönemde kurulan İran-Sovyet Kültürel İlişkiler Derneği, Yeni Haber dergisini yayınlamaya başladı. Kasım ayında bir adım daha ileri giden Sovyetler, Azerbaycan-İran Kültürel İlişkiler Derneği’ni kurdu.

Sovyetler Birliği’nin propaganda faaliyetleri ekonomik olarak zor durumda olan Azerbaycan Türk halkı üzerinde etkili oldu. 20 yıl boyunca ilgiden yoksun, baskı altında olan halk, özgürlük dahil özlemini çektiği çoğu şeye Sovyet propagandası sayesinde ulaştı.

Bu dönemde Azerbaycan Türkleri daha çok sosyal demokrat ve komünist hareketler içinde yer almaya başladı. 1917’de Bakü’de İranlı işçiler İran Sosyal Demokrat Partisi Adalet’i kurdular. Adalet Partisi kongresinde 17’si Azerbaycan Türkü olan ve oy verme hakkına sahip 51 üye, İran Komünist Partisi’ni kurduklarını açıkladı. Partinin başkanlığına Meşrutiyet hareketinde aktif rol alan Azerbaycan Türklerinin yetiştirdiği en büyük siyasi adamlardan biri olan Haydar Han Emioğlu getirildi.  Bu aktif politikacı 1921’de Gilan’da dini eğilimli bir militan tarafından öldürüldü. İngilizlerin ve İran merkezi hükümetin ortak çalışması sonucu Gilan Sovyet Cumhuriyeti bastırıldı. Bu olaydan sonra İran Komünist Partisi, faaliyetlerini yeraltında sürdürmeye başladı.

1925’te İran Komünist Partisi, Petrol İşçileri Birliği’ni kurdu ve faaliyetlerini arttırdı. Fakat Rıza Şah’ın baskıları sonucu tekrar yeraltına indi. 1929’da Rıza Şah tüm komünist faaliyetleri yasaklayan kanunu meclise çıkarttırdı. 1931’de esasını Azerbaycan Türklerinin oluşturduğu İran Komünist Partisi resmen yasaklandı. Aralarında çoğunluk olarak Azerbaycan Türklerinin bulunduğu komünistler yeraltında faaliyetlerine devam ettiler. 1934’te komünistler tarafından oluşturulan “Grup 53” yüksek tahsilli gençlerden oluşuyordu ve Dünya adında bir gazete yayınlayarak düşüncelerini yaymaya çalışıyorlardı. 3 yıl boyunca yasak faaliyetlerine devam eden Grup 53 hareketi 1937’de Rıza Şah tarafından bastırıldı.

1941’de İran’ın işgal edilmesinden sonra Şah’ın devrilmesiyle birlikte mahkûm edilen politikacılar serbest bırakıldı. Azerbaycan Türkleri üzerindeki baskının kalkmasıyla birlikte gelişen bağımsızlık duygusu, eskiden beri Azerbaycan Türkleri arasında var olan sosyal-demokrat ve komünist hareket, Sovyet desteği ve propagandası ile birleşti. Bunun sonucu olarak 1941 sonrasında Azerbaycanlıların katıldığı en önemli aksiyon olan TUDEH partisinin kurulması gerçekleşti. TUDEH bünyesinde milliyetçileri, komünistleri ve demokratları barındırıyordu. 

TUDEH ilk manifestosunda diktatörlüğe karşı tüm halkı birleşmeye çağırıyordu. İlk bölgesel konferansta ise parti, etnik ve dile bağlı sorunları tamamıyla göz ardı ederek işçiler, çiftçiler, memurlar, tüccarlar, aydınlar ve kadınların isteklerini ifade eden bir program uyguladı. Parti halkın sorunlarını sınıf temelinde ele alıyor, etnik farklılıkları önemsemiyordu.

1942 başlarında TUDEH Güney Azerbaycan’da ilk temsilciliğini açtı ve 12 bin üye sayısına ulaştı. Tebriz’deki temsilciliğin açıkladığı ilk programdan itibaren Tahran ile Tebriz arasında çok önemli bir fark göze çarpmaya başladı. Bölgesel problemleri göz ardı eden Tahran’ın karşısında, anayasada belirtilmiş olan encümenlerin kurulmasını, Azerbaycan Türklerinin yerel mahkemelerde, devlet dairelerinde ve ilkokullardaki eğitim programlarında ana dillerini kullanabilmesini daha ilk programda talep eden bir Tebriz temsilciliği duruyordu. TUDEH’in Güney Azerbaycan’da hızlı gelişimi etnik problemleri çözmenin aksine parti içinde etnik bir problem doğurdu. TUDEH adeta ikiye bölünmüş, Tahran ve Tebriz giderek birbirinden uzaklaşmıştı.

TUDEH’in faaliyetleri haricinde Rıza Şah devrildikten sonra Azerbaycan Türkleri tarafından iki önemli teşkilat daha kuruldu. Birincisi Cemiyet-e Azerbaycan adlı teşkilat idi.  Cemiyet-e Azerbaycan’ın düşüncesine göre Azerbaycanlılar Fars değildi ve kendilerine özgü dilleri ve kültürleri vardı. Azerbaycan’da okullar ve idari işlemler Azerbaycan dilinde olmalıydı. Diğer teşkilat ise Azerbaycan Emekçiler Teşkilatıydı. Bu teşkilatın yayınladığı ilk bildiride Eyaleti ve Velayeti Encümenlerin kurulması istenilmişti.

……

Azerbaycan Özerk Hükümeti

……

Azerbaycan Demokrat Fırkası’nın Kuruluşu ve Faaliyetleri

Müttefikler ülkeyi işgal ettiğinde ülkede Şah’ın sansürü altında periyodik olarak yayınlanan 12 adet gazete vardı. 1941–1947 yılları arasında bu sayı 40’ı günlük gazete olmak üzere toplam 57’ye ulaştı. Siyasi partilerin sayısı ise sıfırdan 21’e ulaştı.

Güney Azerbaycan Türkü olan Pişeveri 1905 yılında ailesi ile birlikte Bakü’ye göç etmiş ve Kuzey Azerbaycan’da gerçekleşen siyasal ve ekonomik gelişmelerden büyük çapta etkilenmiştir. Bakü’de İran Adalet Partisi’ne katılmış, Himmet adlı sosyal demokrat grup ile ilişki kurmuş olan Pişeveri, Açık Söz, Azerbaycan ve Himmet gazetelerinde yazılar yazmıştır. Bolşeviklere yakın olan Pişeveri, Adalet Partisi genel merkezinin onayı ile Bakü’de Hürriyet gazetesini çıkarmaya başlamış, daha sonra partisinin talimatı ile Gilan’a gitmiştir. Rıza Han’ın iktidara gelmesi ile ülke çapında baskıcı yöntemler uygulanmaya başlamasından sonra, Pişeveri 1930 yılında hapse atılmıştır. 11 yıl hapiste kalan Pişeveri Müttefiklerin İran’a girmesi ile 1941’de hapisten çıkmıştır. 1943’ten itibaren Ajir gazetesi ve Azatlık cephesi ile adından söz ettirmeye başlamıştır.

Pişeveri 14. Meclis seçimlerine Tebriz milletvekili adayı olarak katıldı. 26 Şubat 1944 tarihinde gerçekleştirilen meclis açılışına her ikisi de 16 bin Tebrizlinin oyunu alan Pişeveri ve Lenkerani’nin mazbatalarının iptali damgasını vurdu. Tebriz’den seçilen 9 milletvekilinden en çok oy alan iki milletvekilinin mazbataları iptal edilirken yaklaşık 32 bin Tebrizlinin oyu yok sayıldı.

İran’daki petrol talebini resmileştirmek ve sonuca bağlamak isteyen SSCB, 10 Eylül 1944’te petrol anlaşmaları yapmak üzere resmi heyetini İran’a gönderdi. Hükümet, SSCB’ye savaş sona erene kadar petrole ilişkin konsensüs verilemeyeceğini açıkladı. Bu açıklamanın ardından SSCB Güney Azerbaycan’ı kullanarak hükümet üzerindeki baskısını arttırdı. Güney Azerbaycan’la İran’ın güneyi arasındaki bağlantıları kısıtladı. Kuzeyden güneye tahıl sevkiyatını kesti. İran askeri güçlerinin Kuzey bölgelere geçmesini engelledi. 25 Ekim’den itibaren Tebriz’de hükümet karşıtı mitingler düzenlenmeye başladı. Beş günde Tebriz’de gösterilere katılanların sayısı 70 bindi. Tahran’da da 40 bin kişinin katıldığı gösteriler düzenlendi. Gösterilerde Stalin posterleri açılıyor, konuşmalarda Güney Azerbaycan’ın bağımsızlığı, İran’dan ayrılması, özerkliği yer alıyordu. Hükümet 10 Kasım’da istifa etti. Fakat yeni kurulan hükümet de Sovyetlerin işine yaramadı. Hatta yeni hükümet 2 Aralık 1944’te Musaddık’ın sunduğu petrol anlaşması yasağı yasasını meclisten geçirdi. Yasa, İran Hükümeti’nin petrol imtiyazı müzakeresi vermesini ve petrol imtiyaz anlaşması imzalamasını yasaklıyordu.

8 Mayıs 1945’te Avrupa’daki savaşın müttefikler lehine sonuçlanması İran’ı doğrudan etkiledi. Tam bu sırada 19 Mayıs 1945’te İran Başbakanı Hakimi İngiltere, Sovyetler ve ABD büyükelçilerine ordularını üçlü anlaşma gereğince İran’dan çıkarmaları için nota verdi. Sovyetler daha net adımlar atmaya başladı. 10 Haziran’da Stalin Tebriz ve Güney Azrbaycan’da Sovyet Azerbaycanı’nın sanayi tesislerinin alt kolları olarak ‘’Kuzey İran’da Sanayi Yatırımlarının Başlatılması’’ adlı gizli kararı imzaladı. Proje birçok fabrikanın kurulmasını amaçlıyordu. Nihai amaç ise Güney Azerbaycan’ın Kuzey’e entegrasyonunun alt yapısının tesis edilmesiydi. Sovyet Yönetiminin onayından geçen diğer önemli karar ise 6 Temmuz 1945’te imzalanan ‘’İran Azerbaycanı’nda ve Kuzey İran’da Genişlemeci Çalışmaların Sürdürülmesi Hakkında’’ konulu kararnameydi. Yayılmacı hareketlerin geniş halk kitleleri tarafından desteklenmesini sağlamak maksadıyla Azerbaycan Demokrat Partisi’nin oluşturulması ve TUDEH Güney Azerbaycan Temsilciliği’nin bu parti çatısı altına girmesi bu gizli kararnamede belirtiliyordu.

1945 yılının Temmuz ayında Bağırov tarafından, TUDEH Genel Kurulu üyesi milletvekili E. Kambahış, Tudeh Tebriz İl Kurulu Başkanı S. Padegan, yazar Şebüsteri ve Pişeveri gizlice Bakü’ye getirildi. Azerbaycan Demokrat Partisi’nin kuruluşu görüşüldü. Cafer Pişeveri’nin yeni kurulacak partinin başkanı olması kararlaştırıldı. Partinin kurulması ve ilk söylemleri İran’da şok etkisi yarattı. İran hükümeti büyük tepki gösterdi. Kuzey İran’a ekonomik ambargo uygulamaya, Güney Azerbaycan’daki askeri birliklerini artırma girişiminde bulundu. Sovyetler Birliği ekonomik ambargoya karşı Güney Azerbaycan’a ekonomik yardımda bulundu, Kızıl Ordu tarafından İran askerlerinin bölgeye girişi engellendi.

……

Azerbaycan Özerk Hükümeti’nin Kuruluşu ve İcraatları

Kasım ayına gelindiğinde ADP’nin üye sayısı 70 bine ulaşmıştı. ADP 21 Kasım 1945’de Tebriz’de Azerbaycan Milli Kongresi’ni topladı. Kongrenin ana fonksiyonu merkezi hükümete deklarasyon göndermek oldu. Deklarasyonda belirtilen ana istekler şunlardı; Azerbaycan insanına tarih tarafından belirgin milli, kültürel, dilsel ve geleneksel karakteristikler bağışlanmış ve bu karakteristikler Azerbaycan milletine bağımsızlık ve egemenlik hakkını vermektedir. Azerbaycan Milleti’nin İran’dan ayrılma veya İran’ın bölgesel bütünlüğüne zarar verme arzusu yoktur. Azerbaycan Milleti demokrasiyi ve İran’ın gerçek anayasal hükümeti’ne kavuşmasını istemektedir. Azerbaycan Milleti resmi ve açık olarak kendi hükümetini kurma hakkına ve diğer yaşayan milletler gibi kendi iç ve milli faaliyetlerini yürütme hakkına da sahip olduğunu bildirmektedir. Bu Milli Kongre Azerbaycan Özerk Hükümeti’nin bakanlarını seçmek üzere toplanacaktır. Azerbaycan Milleti’nin milli ve anadili olan Azerbaycan Türkçesine karşı özel bir bağı vardır. Mümkün olan en kısa zamanda okullarda ve resmi dairelerde Azerbaycan dili kullanılacaktır. Bu kongre, 150 bin imza tarafından desteklenmektedir ve kendisini kurucu meclis olarak tanımlamaktadır. Kongre Azerbaycan eyaletini yönetmek ve Milli Meclis kurulana kadar yukarıda bahsedilen amaçları yerine getirmek üzere bir komite atamıştır.

Kongreden sonra beş gün içinde milli meclis için seçimler yapıldı. 3 Aralık’ta parlamento seçimleri tamamlandı. Azerbaycan Parlamentosuna 95 milletvekili seçildi. Milli meclis kurulduktan sonra meclis başkanı olarak Şebüsteri seçilirken, Pişeveri milli hükümeti kurmakla görevlendirildi. 12 Aralık 1945’te Azerbaycan Parlamentosu’nun ilk toplantısında Pişeveri Azerbaycan Özerk Hükümeti’nin kuruluşunu ilan etti.

ADP’nin askeri kanadı Tebriz’de tam hâkimiyeti sağladıktan sonra tüm bölgeden merkeze bağlı askeri güçler çıkarıldı. Güney Azerbaycan’da Sovyet desteği ile yıllardan beri İran’da var olan Azerbaycan milli hareketi en üst noktaya ulaşmış oldu. 1900’lü yılların başlarında ilk temelleri atılan Azerbaycan Türk Milliyetçiliği dört yıl içinde önemli aşamalar kaydederek kendi milli hükümetini kurmuş oldu. Bir anlamda, İran’daki Azerbaycan Milleti resmiyet kazandı.

Milli Hükümet’in üzerinde durduğu en önemli konu ana dil oldu. 6 Ocak 1945’te Milli Hükümet Türkçe’yi devlet dili olarak ilan etti. Okullarda Azerbaycan Türkçesi kullanılmaya başlandı. Milli Hükümet döneminde ilk bölgesel üniversite olarak Tebriz Üniversitesi kuruldu ve burada da eğitim Türkçe yapılmaya başlandı.

22 Ocak 1946 tarihinde bölgedeki dengeleri sarsacak başka bir gelişme daha ortaya çıktı. İran’daki Kürtler Sovyetler Birliği’nin desteği ile İran Kürdistanı’nın özerkliğini ilan ettiler. Özerklik Batı Azerbaycan eyaletinde Mahabad’da kuruldu. İki özerklik arasında sınırlar nedeniyle başlangıçta anlaşmazlıklar çıksa da Sovyetler Birliği’nin baskısıyla 23 Nisan 1946’da dostluk ve birlik anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre birbirlerinin sınırları içerisinde Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Kürtler, Türklerin çoğunlukta bulunduğu bölgelerde ise Türkler devlet işlerine atanacaklardı. Her iki hükümet herhangi bir devletle anlaşma yapacağı zaman birbirine haber vereceklerdi.

Azerbaycan Özerk Hükümeti reform hareketlerine çok hızlı ve yoğun bir şekilde başladı. İcraatları toplumu ilgilendiren hemen her alanda göze çarpıyordu. Güney Azerbaycan’da yıllardır görülmemiş bir ilerleme 2-3 ay gibi kısa sürede sağlandı.

…..

Büyük Güçler, İran ve Azerbaycan Özerk Hükümeti İlişkileri ve Azerbaycan Özerk Hükümeti’nin Yıkılışı

Azerbaycan Özerk Hükümeti’nin kurulmasından itibaren Güney Azerbaycan sorunu Sovyetler Birliği’ni, ABD’yi, İngiltere’yi, İran’ı, Azerbaycan Özerk Hükümeti’ni ve BM Genel Konseyi’ni içine alan çok taraflı bir sorun halini aldı. 1942 yılında Tahran’da yapılan üçlü ittifak anlaşması gereğince II. Dünya Savaşı’nın bitiminden itibaren müttefik ordularının 6 ay içerisinde İran’dan çekilmeleri gerekiyordu.

 İran Hükümeti ‘’İran ile SSCB Sorunu’’ başlığı altında bir müracaatla BM’ye başvurdu. Müracaatta Sovyetler Birliği İran içişlerine müdahale etmekle suçlanıyordu. Sovyetler Birliği BM Temsilcisi Andrei Vişinski, İran Hükümeti’nin bu iddialarını reddetti. Güney Azerbaycan’daki özerk hükümet krizinin Kızıl Ordunun orada olmasıyla alakası olmadığını, bu sorunun İran’ın kendisinden kaynaklanan bir iç sorun olduğunu iddia ederek konunun BM gündeminden çıkarılmasını talep etti.

 BM Güvenlik Konseyi’nin 28 Ocak tarihli oturumunun Güney Azerbaycan sorununa ayrılacağı haberini alan Pişeveri, BM Genel Sekreterine yazılı müracaatta bulundu. Müracaatta, Atlanta Anlaşması’na dayanılarak Azerbaycan Ulusal Meclisi’nin ve Ulusal Hükümeti’nin kurulduğu belirtilerek, Azerbaycan halkına kendi kaderini belirleme hakkının verilmesi talep edilmekteydi. Toplantılarında SSCB ile İran’ın ikili görüşmeler yoluyla sorunu çözmeleri kararı alındı.

İran’da tüm gidişatı etkileyecek bir gelişme meydana geldi. Başbakan Hâkimi istifa etti ve yerine 70 yaşında tecrübeli siyasetçi Kavam-üs Saltana başbakan oldu. Kavam’ın başbakan olması Güney Azerbaycan’da büyük rahatsızlık yarattı. Kavam’ın Sovyetler Birliği ile anlaşacağından korkuyorlardı.

Tarih 2 Mart olduğunda Azerbaycan krizi doruk noktasına ulaştı. Kavam, henüz Moskova’da iken 2 Mart’ta Sovyetler Birliği radyodan Kızıl Ordu’nun İran’ın sadece bazı bölgelerinden çekileceğini açıkladı. ABD 1 Ocak, İngiltere ise 2 Mart itibariyle birliklerini İran’dan çekmişlerdi. 3 Mart’ta Amerikan askeri Sovyetlerin askerlerini çekmek yerine Kuzey İran’a, Türkiye ve Irak sınırına yeni birlikler kaydırdığını gözlemliyordu. 3 Mart’ta Sovyetlerin kısmen çekilme kararını protesto eden Kavam, 4 Mart’ta Sovyetlere İran’dan tamamen çekilmeleri karşılığında petrol şirketinin hazırlıklarını başlatabileceğini ve yeni kurulacak parlamentoyu petrol şirketi için ikna edebileceğini söyledi.

Sovyetler Birliği mart ayına gelindiğinde İran, Bulgaristan ve Gürcistan üzerinden Türkiye’yi sıkıştırıyor, Boğazlar ve Türkiye toprakları üzerinde hak iddia ediyordu. Sovyetlerin kışkırtmasıyla 4 Mart’ta İran’daki Kürt Özerk Cumhuriyeti Türkiye’nin güneyinde yaşayan Kürtler üzerinde yasal haklarının olduğunu iddia etti.

Kavam bir yandan ABD ile bir yandan da SSCB ile görüşmelerine devam ederken İran sorunun BM gündeminde tutarak SSCB’ye karşı elini sağlam tutmaya çalışıyordu.

Güvenlik Konseyi 3 Nisan’da tekrar toplandı. 5 Nisan’da SSCB ile İran arasında anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre Sovyet-İran ortak petrol şirketi kurulacaktı ve 15. meclis tarafından onaylanacaktı. 24 Mart tarihinden itibaren 6 hafta içinde Sovyet orduları İran’dan tamamen çekilecekti. SSCB tercihini İran’ın işgalindense yüklü petrol gelirinden yana kullanmıştı. Bu daha net ve temiz bir sonuçtu.

 8 Mayıs’ta Stalin, kendisini Sovyetler Birliği tarafından aldatılmış olarak nitelendiren Pişeveri’ye gönderdiği mektupta, İran’da derin bir devrim krizi olmadığını, Azerbaycan Özerk Hükümeti’nin varlığının tamamen Kızıl Ordu’nun bölgede bulunmasıyla alakalı olduğunu ifade ediyordu. Stalin’e göre Kızıl Ordu’nun İran’da bulunmasını ABD ve İngiltere kendi çıkarları için kullanabilirlerdi. İran’daki Sovyet varlığını bahane ederek İngilizler, Mısır, Suriye, Endonezya ve Yunanistan’da, ABD ise İzlanda, Danimarka ve Çin’de asker bulundurmaya devam edebilirlerdi. Stalin Pişeveri’ye taktiğini açıklamıştı. Stalin’in icra ettiği taktiği, büyük bir tehdit oluşturarak karşı devleti imtiyaz vermek zorunda bırakmak olarak açıklıyordu. Stalin savaş sonrasında büyük bir mücadelenin içine girmişti. Azerbaycan Türkleri ve Azerbaycan Özerk Hükümeti kullanılmıştı. Stalin bunu açıkça Pişeveri’ye ifade etmişti.

Tebriz’de yapılan görüşmelerin 2. devresinde 13 Haziran’da anlaşma imzalandı. Azerbaycan Parlamentosu anayasada yer alan il encümenine çevrildi. Milli Hükümet bırakıldı. Milli Hükümet’in Dışişleri Bakanı S. Cavid, Azerbaycan Valisi tayin edildi. 15. meclis seçimleri belli olmayan bir tarihe ertelendi. Azerbaycanlıların tüm hareketleri İran Hükümeti tarafından takibe alınmıştı. Pişeveri ise bu dönemde TUDEH ile tekrar yakınlaşmaya başladı. Amacı genel bir demokratik hareket tertipleyerek Tahran Hükümeti’ni devirmekti.

 4 Aralık’ta İran ordusu Güney Azerbaycan’a saldırdı. 12 Aralık’ta Tebriz’e giren İran ordusu 20 Aralık’ta tam kontrolü sağladı. Bir hafta içinde 3 binden fazla insan öldürüldü, 11 binden fazla insan tutuklandı.

1941 yılında başlayan süreçte Azerbaycan Türkleri milli hareket mücadelelerinde başta SSCB olmak üzere büyük güçlerin ve İran yönetiminin sayesinde önce zirvelere çıkartıldılar, daha sonra ise uçurumun dibine yuvarlandılar. Azer Hareketi’nin lideri Pişeveri, SSCB’ye Sovyet yönetiminin izni olmaksızın kaçtı ve 1947’de orada öldürüldü.

…..

Azerbaycan Türklerinin Şahlık Rejimine Karşı Devrim İstekleri ve Sebepleri

1979’da Şah’ın devrilmesiyle sonuçlanan İslam Devrimi çeşitli ideolojilere ve hedeflere sahip olan ve İran’da monarşiye karşı ortak düşüncelere sahip güçlerin koalisyonu sonucunda gerçekleşmiştir.

 Azerbaycan Türkleri hem 1906 Meşrutiyet Devrimi’nde hem de 1979 İran İslam Devrimi’nde esas ve belirleyici rol oynamışlardır. İran’da yaygın düşüncenin ifadesi olan “Tebriz istemezse hiçbir şey olmaz” bu tarihi gerçekliğin bir göstergesidir. İran’daki en büyük Azerbaycanlı nüfusa sahip olan Tebriz şehri Pehlevi rejiminin yıkılmasına sebep olan devrim hareketinin merkeziydi. Devrimin çok erken safhalarında Azerbaycanlılar tarafından desteklenmesindeki faktörlerden biri, 1960’larda ve 1970’lerde köylerden ve Azerbaycan eyaletlerinden büyük şehirlere ve Tahran’a yaptıkları büyük göçlerdir. Ayrıca Farsların üstün ırk olarak görüldüğü ülkede Azerbaycanlılar ikinci sınıf vatandaş olarak görülüp Farslar tarafında aşağılandılar ve bu onların rejimden uzaklaşmalarına sebep oldu.

1970’lerin devrim dönemi arifesinde Azerbaycanlıların kendi dillerini kullanmak istemeleri üzerine bu konuda bazı imtiyazlar verildi. Birkaç kitap Azerbaycan dilinde basıldı ve Tahran Üniversitesi’nde bazı dersler Azerbaycan dilinde verildi.

….

Devrimin Öncü Birliği, Azerbaycan Türkleri

1977’nin sonuna doğru Şah karşıtı gösteriler iyice gün yüzüne çıktı ve açıkça muhalif bir karaktere büründü. Tebriz ve özellikle Tebriz Üniversitesi bu faaliyetlerin merkeziydi. 12 Aralık’ta Tebriz Üniversitesi’nde Pehlevi rejimi aleyhtarı bir protesto hareketi başladı. Bu tarihin seçilme sebebi ise Azerbaycan Özerk Hükümeti’nin hem kuruluş hem de yıkılış gününü hatırlatmasıdır. İran Azerbaycanı’ndaki gösteriler sadece Tebriz ile sınırlı değildi. Şubat 1978’de Urmiye Üniversitesi’nde de öğrenciler bir dizi gösteri başlattılar.

Tebriz’de 18 Şubat 1978’de Şah rejimi karşıtı hareket yeni bir döneme girdi. 9 Ocak’ta Kum’da yaklaşık 162 göstericinin ölümüne karşılık olarak, Ayetullah Şeriatmedari, halkı kurbanların kırkıncı yas gününde grev yapmaya çağırdı. Ülke çapında gösteriler düzenlendi fakat Tebriz’deki protesto en tartışmalı ve şiddetlisi oldu. Tebriz’deki olaylar geniş halk tabakalarının kitlesel hareketiydi. Tebriz’deki olayları Pehlevi rejimine muhalefetin seviyesini yükselten İran çapında bir dizi kargaşa takip etti.

Tebriz olaylarına katılan Azerbaycan nüfusunun çeşitli kısımlarından bireyler “Şah’a ölüm” sloganı attılar ki bu ilk defa duyuluyordu. Sloganların çoğu Azerbaycan dilindeydi ve bu Azerbaycan dilinin yaygınlığını ve onların kültürel ifade emellerine sahip olduklarını gösteriyordu.

Rejim Tebriz’deki isyana büyük çapta baskı ve tutuklamalarla karşılık verdi. Yüzlerce ölü ve yaralı bırakıldı.

18 Aralık’ta Tebriz’de 15.000 göstericinin katıldığı bir gösteride Tebriz garnizonundan görevleri gösteriyi engellemek olan askerler göstericilere katıldılar. Daha sonra görev başına çağırılan yedek askerler de onlara katıldı. 8 Ocak 1979’da Tebriz’de şiddetli gösteriler yapıldı ve göstericiler pek çok kamu binasını ateşe verdiler. 16 Ocak’ta Şah ülkeyi terk etti. Ertesi gün Azerbaycan hareketçileri dönemin ilk Azerbaycan Türkçesiyle yayınlanan Ulduz gazetesini yayınlamaya başladılar. Ulduz’un hemen yayınlanmaya başlaması ve beraberinde bir edebi yayın patlamasının görülmesi azınlık isteklerinin daha önceden var olduğunu ve Azerbaycanlıların devrimin kültürel özgürlük sağlayacağına inandıklarının kanıtıdır.

Özetle, Azerbaycan Türkleri son yüzyılda 1906 İran Meşrutiyet Devriminde aldıkları rolle başlamak üzere İran iç politikasında sürekli aktif olmuşlardır. Çağdaşlaşmanın ve demokratikleşmenin taraftarı ve öncüsü olmuşlardır. 1920’de Azadistan Devleti’ni, 1945’te Azerbaycan Özerk Hükümeti’ni kurmuşlardır. 1979’da Şah’a karşı ayaklanmaya öncülük etmişler, idealleri ile devrim yönetiminin ters istikamette olduğunu görmeleri üzerine devrime karşı tekrar harekete geçmişlerdir. İran’ın son yüzyılda yaşadığı siyasi değişimlerde hep sahnede olan Azerbaycan Türkleri ‘’Tebriz istemezse İran’da hiçbir şey olmaz’’ sözünü akıllara kazımışlardır.

Herhangi bir nedenle İran’da yaşanacak olası bir rejim değişiminde veya bölünme sonucunda gelişecek süreçte Azerbaycan Türklerinin aktif rol alacakları ortaya koydukları siyasi karakterden dolayı kesin gözükmektedir.

Sonuç olarak Azerbaycan Türkleri bölgede önemli bir aktördür. Gelişmeler geçmişin yansımaları dikkate alınarak dikkatle izlenmelidir. Azerbaycan Türkleri ile kültürel, sosyal ve ticari alanlarda ilişkiler geliştirilmelidir.

Kaynak:

….

Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

İran İç Politikasında Azerbaycan Türkleri (1906–2006)

Yüksek Lisans Tezi

Osman EROL

Anabilim Dalı : Uluslararası İlişkiler

Kocaeli, 2007

Yayınlanmamış Tez

….

 

 

Anahtar kelimeler: