Karabağ Sorunu ve İran- Araz Aslanlı

tebaren | 12:04 - 30.06.2016

Teb-KarabagGiriş

İran’ın Karabağ sorununa ilişkin politikasını bu ülkenin genel olarak dış politikasının bir parçası ya da İran`ın geniş anlamda bölgeyle (Orta Doğu, Orta Asya, Kafkasya ve Güneydoğu Avrupa dahil olmak üzere tüm çevresiyle) ilgili politikasının bir parçası olarak değerlendirmek mümkündür. Biraz daha dar çerçevede Karabağ sorunu, İran’ın Kafkasya politikasının bir parçası, ama özellikle de Azerbaycan ve Ermenistan politikasının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle de konunun daha iyi anlaşılması açısından bu çalışmada öncelikle İran’ın Güney Kafkasya, özel olarak da Azerbaycan (ve kısmen de Ermenistan) politikalarına kısaca göz atılacak, daha sonra Karabağ sorununa yaklaşımı ve soruna ilişkin politikaları değerlendirilecektir.

Çalışmanın temel tezi İran açısından Karabağ sorununun belli bir çerçevede çözümsüz olarak sürmesinin arzu ediliyor olmasıdır. Fakat İran sorunun uzun süreli sıcak çatışma halinde kalmasını da arzu etmemektedir.

……

İran’ın Azerbaycan politikası

İran bölgedeki en önemi aktörlerden birisidir. Ayrıca, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin de derin dinsel, kültürel ve tarihsel bağlara sahip olduğu bir sınır komşusudur. Azerbaycanlıların (Azerbaycan Türklerinin) büyük çoğunluğu ülkelerinin, İran ve Rusya arasında 1813 yılında imzalanmış Gülüstan ve 1828 yılında imzalanmış Türkmençay anlaşmaları ile ikiye bölünmüş olduğunu ve İran’da günümüzde yaklaşık 35 milyon Azerbaycan Türkünün yaşadığını düşünürler.[i]

Bu düşüncenin Azerbaycan`da yaygın olduğunun İran tarafından da bilinmesi nedeniyle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği`nin (SSCB) dağılması ve kuzey Azerbaycan’ın, 18 Ekim 1991’de bağımsızlığını ilan etmesi, İran yönetiminde rahatsızlığa neden olmuştur. Tahran yönetimi ilk başlarda bağımsız Azerbaycan’la ilişkilerinde nasıl bir tutum sergileyeceği konusunda karar verememiştir. Zaten 28 Mayıs 1918 tarihinde Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurulurken de benzer “sıkıntılar” yaşanmış, İran Azerbaycan isimli bir devletin kurulmasını kabul etmek istememiş ve bu nedenle de Azerbaycan`ın bağımsızlığını sadece cumhuriyetin Rusya tarafından işgalinden kısa bir süre önce, 20 Mart 1920 tarihinde tanımıştır.

Sovyetler Birliği döneminde İran-Azerbaycan ilişkileri SSCB-İran ilişkileri çerçevesinde sınırlı çerçevede söz konusu olmuştur. İkinci Dünya Savaşı`nın ardından 1945 yılı sonlarında İran`ın kuzeyinde kurulan Azerbaycan Milli Hükümeti yaklaşık bir yıl ayakta kalabilmiş, büyük güçler arasındaki uzlaşmanın sonucu olarak kurban edilmiş ve İran Güney Azerbaycan coğrafyası üzerinde egemenliğini sağlamıştır.

İran Sovyetler Birliği ile ilişkilerini geliştirmeye başladıktan sonra 1968 yılında Bakü`de Başkonsolosluk açmıştır. Sovyetler Birliği`nin dağılmasının ardından bu başkonsolosluk büyükelçiliğe dönüştürülmüştür.

1991’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan etmesinin ardından iki ülke arasındaki ilişkiler yeni bir döneme girmiştir. Yukarıda da ifade edildiği üzere bağımsızlık mücadelesi sırasında İran Azerbaycan`a ihtiyatla ve çelişkili bir biçimde yaklaşmıştır. Bu çelişkiler İran`ın Azerbaycan`ın bağımsızlığını tanıma sürecine ve bu konuya ilişkin günümüzdeki resmi bilgilere bile yansımıştır. Çok ilginçtir ki, İran bazı resmi kaynaklarında ve bu arada İran`ın Azerbaycan`daki Büyükelçiliğinin resmi internet sitesinde İran`ın Azerbaycan`ın bağımsızlığını resmen tanıma tarihi olarak 12 Mart 1992 tarihi gösterilmektedir.[ii] Azerbaycan resmi kaynaklarında ise 12 Mart 1992 iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin tesis edildiği gün olarak kaydedilmekte, İran`ın Azerbaycan Cumhuriyeti’ni 25 Aralık 1991’de tanıdığı belirtilmektedir.[iii] Yine İran kaynaklarında “dönemin Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’nin aslında Kasım 1991’de yaptığı bir konuşmada Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının tanıdıklarını ve BDT üyesi ülkelere yardım için emir verdiğini açıkladığı” ifade edilmektedir.

1990’lı yılların başlarında İran’ın Azerbaycan’la ilgili hedefleri aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

– Öncelikle Azerbaycan Cumhuriyeti’nin güçlü bağımsız bir ülke olarak ortaya çıkmasını ve onun Güney Azerbaycan’a etkisini önleyerek İran’ın toprak bütünlüğünü ve iç istikrarını güvence altına almak;

– Azerbaycan`da, genel olarak Kafkasya`da ve Orta Asya’da ABD liderliğinde Batı`nın ve Türkiye’nin etkisinin artması önlemek;

– Azerbaycan Cumhuriyeti örneğinde bir etki/yayılma alanı, aynı zamanda bir pazar kazanmak;

– Resmi “İslam devrimi ihracı“ doktrinine uygun olarak Azerbaycan Cumhuriyeti’nde İran tipli İslamcı rejim oluşturmak;

– Azerbaycan ve genel olarak Hazar havzası enerji kaynaklarının Batılı şirketler tarafından üretilmesini ve uluslararası piyasalara nakledilmesini engellemek.

İran bu amaçlarının her birisine ulaşmak için stratejiler belirlemiş, uygulamaya çalışmış, hedeflerinin büyük çoğunluğuna sınırlı ölçüde ulaşabilmiştir. 1991`den günümüze kadarki aşamada İran-Azerbaycan ilişkilerinde zaman zaman ortak değerlere, ortak tarihe ve dostluğa ilişkin vurguların yer aldığı söylemler, ama genelde ihtiyatlılık dikkat çekmiştir. Bazı dönemlerde ikili ilişkilerde karşılıklı suçlamalar ilişkileri kriz noktasına kadar taşımıştır. Özellikle İran yetkililerinin Azerbaycan`ı İsrail ve ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerle işbirliğinde, Azerbaycan`ın ise İran`ı Ermenistan`a destek vermekle ve Azerbaycan içerisinde istikrarsızlık çıkarmakla suçlaması sıkça tekrarlanmıştır. Azerbaycan mahkemeleri bazı ünlü isimlerin (Azerbaycan Parlamentosu Başkan Birinci Yardımcısı Afyeddin Celilov’un, ünlü tarihçi Ziya Bünyadov’un ve diğerlerinin) öldürüldükleri suikast olaylarının ve Bakü`deki bazı terör girişimlerinin İran`la bağlantılı olduğuna hükmetmiştir. Bu kararlar İran`ın tepkisine neden olmuştur. Dünya Azerbaycanlıları Kurultayları ve genel olarak Azerbaycan diasporasının faaliyetleri de İran tarafından zaman zaman eleştirilmiş, Bakü`de gerçekleştirilen bazı bilimsel toplantılar vesilesiyle İran Azerbaycan`a nota bile vermiştir. İran`ın Azerbaycan topraklarını işgal eden Ermenistan ile işgal altındaki bazı bölgelerde Aras nehri üzerinde santrallerin kurulmasına ilişkin işbirliği içinde olması da Azerbaycan`ın sert tepkisine neden olmuştur.

İran-Azerbaycan ilişkilerinde göreceli olarak başarılı sayılabilecek husus İran`ın 1990`lı yıllarda Azerbaycan’la ekonomik ilişkilerini geliştirmesi olmuştur.[iv] Günümüzde ikili ilişkiler krizler sonrası olumlu bir seyre kavuşmuş gibi gözüküyor.

…….

İran ve Karabağ Sorunu

İran açısından Karabağ sorunu farklı anlamlar ifade etmektedir. İran için Karabağ sorunu yukarıda ifade edilenler çerçevesinde Azerbaycan üzerinde kullanılabilecek bir baskı aracı anlamına gelmektedir. Çünkü Karabağ sorununu çözememiş Azerbaycan Cumhuriyeti`nin Güney Azerbaycan için cazibe merkezi olma şansı ve İran’a yönelik iddialarda bulunma kapasitesi sınırlı olacaktır.

İran için Karabağ sorunu Ermenistan ile ilişkilerinde kullanılabilecek bir baskı aracı anlamına gelmektedir. İran aynı anda Azerbaycan ve Türkiye ile sorun yaşayan, Gürcistan ile de ortaklıklar geliştiremeyen Ermenistan`ın kendisine mümkün kadar daha çok bağımlı olmasını sağlamak için Karabağ sorunundan da yararlanmaktadır.

Ama İran için Karabağ sorunu aynı zamanda Güney Kafkasya’ya bölge dışı güçlerin müdahale etmesi için fırsatlar demektir. İran için Karabağ sorunu aynı zamanda dış politikada çelişkiler ve zorluklar (ideolojik dini söylemle reel çıkarların çelişmesi) anlamına gelmektedir. Karabağ sorunu İran`daki Türk nüfusun milli duygularının güçlenmesi ve İran`ın hem toprak bütünlüğü anlamında, hem de rejimi koruma anlamında ciddi sorun yaşaması anlamına gelmektedir.

İran için Karabağ sorunu demek hemen sınırında bir sıcak çatışma demektir. Çünkü Karabağ sorununun temel odak noktası olarak gösterilen eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi İran-Azerbaycan ve İran-Ermenistan sınırına yakın bir bölgedir. Ayrıca 1990`lı yılların başlarında şiddetli savaşların önemli bir kısmı hemen İran sınırında yaşanmıştır. Nisan 2016 başlarında da çatışmaların yeniden şiddetlendiği iki bölgeden birisi de Azerbaycan-İran sınırının hemen yanındaki topraklar idi.

İran Karabağ sorununa ta başından beri bu hususlar çerçevesinde yaklaşmaya çalışmış, soruna yaklaşımı ve müdahaleleri bazen riskleri azaltmaya, bazen de sıkıntılarının daha da artmasına neden olmuştur.

Özellikle 1992 yılı başlarında Ermenistan`ın Azerbaycan`a yönelik işgalci saldırıları sonrasında şiddetlenen savaşın kendisi açısından riskleri artırdığını düşünen İran taraflar arasında arabuluculuk girişimlerini de yoğunlaştırmaya çalışmıştır. 24 Şubat 1992’de İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti, taraflar arasında arabuluculuk yapma amacıyla bölgeye bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Taraflar arasında ateşkes için temel konularda uzlaşmaya çalışılırken Ermenistan Hocalı Soykırımı`nı gerçekleştirmiştir. Bilindiği üzere Hocalı Soykırımı Ermenistan`ın Azerbaycan topraklarını işgali sürecinde yaşanan ve genel olarak insanlık tarihinin en acı olaylarından birisidir. 25–26 Şubat 1992’de Ermenistan güçlerinin Hocalı’ya düzenledikleri saldırı bir soykırıma dönüşmüştür. Saldırıda 63’ü çocuk, 106’sı kadın, 70’i yaşlı olmak üzere 613’den fazla insan katledilmiştir. Ayrıca 1275 kişi Ermenilerce rehin olarak götürülmüş, 500’den fazla kişi yaralanmış, 150 kişiyle ilgili olarak ise günümüze kadar her hangi bir bilgi edinilememiştir. Kuşatma altındaki insanların çoğu acımasız yöntemlerle öldürülmüş, uluslararası kuruluşlar[v] ve dünya medyası[vi]  olayı insanlık dramı olarak nitelendirmiştir.

Azerbaycan resmi olarak, Hankendi’deki 366’ncı Rus Alayının saldırıya katıldığını açıklamıştır.[vii] Çünkü saldırıda en gelişmiş konvansiyonel silahlar kullanılmıştı. Bunlar değil bölgedeki yerel gruplarda, yeni oluşmaya başlayan Azerbaycan ve Ermenistan ordularında bile mevcut olmamıştır.[viii] Rus tarafı daha öncekilerde olduğu gibi yine de saldırılarla ilişkisi olmadığını açıklamıştır. Fakat ismi geçen alaydan firar eden 3 Rus askeri 3 Mart 1992’de düzenledikleri basın toplantısında, “beyinlerinin yıkandığını ve Hristiyan Ermeniler yanında Müslüman Azerbaycanlılara karşı savaşmalarının istendiğini” itiraf etmiştir.[ix]

Nisan 1992 sonlarına doğru İran’ın arabuluculuk girişimleri yeniden artmış ve 7 Mayıs 1992’de, Tahran’da Azerbaycan Parlamento Başkanı (aynı zamanda Devlet Başkanı Vekili) Yagub Memmedov, Ermenistan Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan ve İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani arasında sorunun çözümüne yönelik görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşme sonucunda Azerbaycan ile Ermenistan arasında sekiz maddeden oluşan bir anlaşma imzalanmıştır. Ama anlaşma imzalandıktan sadece iki gün sonra 9 Mayıs 1992’de Ermenistan ordusu Karabağ bölgesinin anahtarı konumundaki Şuşa’yı, 17 Mayıs 1992’de ise bölgeyi Ermenistan’a bağlayan Laçın’ı işgal etmiştir.[x] Bu da İran’ın arabuluculuk ve Ermenistan’ın barış konusundaki tutumunun “samimiliyi” konusunda sorular ortaya çıkarmış ve bir barış girişiminin daha sonuçsuz kalmasına neden olmuştur. Bu iki süreç üzerinde ayrıntılı bir biçimde durmamızın temel nedeni şudur: Hocalı`nın, Şuşa`nın ve Laçın`ın işgali Karabağ sorununun askeri anlamda kaderini belirleyen en önemli gelişmeler olmuştur. Hocalı bölgedeki tek havaalanının bulunduğu yer olması, Şuşa Hankendi ve çevresini kontrol edebilecek bir yükseklikte yerleşmesi, Laçın ise eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi ile Ermenistan`ı birleştiren bir yol olması dolayısıyla stratejik konuma sahipti. İran`ın arabuluculuk girişimleri sonrasında bu bölgelerin işgalinin ve soykırımın gerçekleştirilmesinin Azerbaycan üzerinde bıraktığı olumsuz etki sonraki dönemlerde İran yetkilileri tarafından ortaya atılan arabuluculuk önerilerinin ölü doğmasına neden olmuştur.

İran’ın 1994 ateşkesi sonrasındaki teklifleri bu defa Azerbaycan tarafından tepkilerle geri çevrilmiştir. İran sürekli olarak AGİT Minsk Grubu`nun bir işe yaramadığını ve bölge dışı güçlerin soruna müdahale etmesinin çözüme değil, çözümsüzlüğün sürmesine katkı sağladığını ifade etmiştir. Eşbaşkan ülkeler ve özellikle Rusya da İran`ı mümkün kadar sorunun dışında tutmaya çalışmıştır. Fakat 2001 yılında Karabağ sorununun çözümü ise girişimler yoğunlaştığı zaman (hatırlanacağı üzere 2001 yılının Ocak, Mart ve Nisan aylarında Azerbaycan ve Ermenistan devlet başkanları arasında ikisi uzun olmak üzere 3 görüşme gerçekleştirilmişti) Eşbaşkanlar İran`ın da katkısından yararlanmayı düşünmüşlerdi. Özellikle 3-7 Nisan 2001 tarihlerindeki Ki-West görüşmelerinde konuya ilişkin karar bile alınmış, bu doğrultuda Fransa AGİT Minsk Grubuna Eşbaşkan olarak eski Tahran Büyükelçisi Philippe de Suremain’ı atamıştı.[xi]  İran`ın Karabağ sorununun çözüm sürecine davet edilmesinin temel nedenlerinden birisi hem Azerbaycan, hem de Ermenistan ile sınırdaş olması, her iki ülkeyle ilişkilerinin bulunması, ama en önemlisi görüşmelerin bu aşamasında Azerbaycan ile Ermenistan arasında toprak değişimi konusunun da gündemde olması ve bu toprakların İran sınırındaki topraklar olmasıydı. İran bu konuya sıcak bakmamaktaydı. 2001 yılının Mayıs ayında AGİT Minsk Grubunun Fransız Eşbaşkanı Suremain daha önce büyükelçi olarak görev yaptığı Tahran’ı ziyaret ettiği zaman gerekli ilgiyi görememişti. Daha sonra AGİT Minsk Grubunun İran’ın da katılımıyla Almanya’da ya da İngiltere’de toplantı gerçekleştirme girişimi de İran`ın olumsuz tutumu nedeniyle gerçekleşmemişti.

Özellikle Ağustos 2008 olaylarından (Rusya-Gürcistan savaşından) sonra İran bölgedeki sorunların bölge içinde çözülmesi gerektiğini ve bölge dışı aktörlerin süreçlerin dışında bırakılmasını savunan görüşlerini sıkça dile getirmeye başlamıştır. 2009 ve 2010 yıllarındaysa açıkça arabuluculuk girişiminde bulunmuştur. İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Motteki Dağlık Karabağ sorununun çözüm sürecini görüşmek amacıyla Azerbaycan, Ermenistan ve İran dışişleri bakanları arasında Tahran’da üçlü görüşme yapılması önerisini sunmuştur. Fakat Ermenistan bu aşamada Karabağ sorununun çözüm süreci açısından format değişikliğine gitmek istemediği, Azerbaycan ise Tahran görüşmesinin işgali ortadan kaldırma açısından ciddi bir katkı sağlayacağına inanmadığı için İran`ın bu önerisi gerçekleşmemiştir.

İran yetkilileri Nisan 2016 başlarında Ermenistan-Azerbaycan cephe hattında yaşananları da kaygıyla izlemiştir. Sıcak çatışmalar devam ederken her iki tarafın Savunma Bakanlarını arayan iki yabancı ülke savunma bakanından birisi de İran Savunma Bakanı Tuğgeneral Hüseyin Dehkan (diğeri ise Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu) olmuştur. Çatışmalar durduktan ve “ateşkes”e geri dönüldükten sonra da İran yetkilileri Karabağ sorununa ilişkin olarak aktifleşmeye çalışmıştır. Ama Rusya`nın sorunu kontrolünde tutma stratejisi doğrultusundaki adımları İran`ın girişimlerini yine sonuçsuz bırakmıştır.

İran Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgaline resmi olarak tepki göstermiş, genellikle işgali kınayan açıklamalar yapmıştır. Örneğin, Nisan 1993 başlarında Azerbaycan`ın Kelbecer rayonu Ermenistan tarafından işgal edildikten sonra Türkiye, Pakistan, İngiltere ve genel olarak İslam Konferansı Örgütü ile beraber İran da işgale tepki göstermişti.[xii] Bilindiği üzere Kelbecer`in işgali sonrasında BM Genel Sekreteri tarafından BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporda da işgale ilişkin hususlar üzerinde durulmuş,[xiii] 30 Nisan 1993’te BM Güvenlik Konseyi de Ermenistan`ın Azerbaycan topraklarını işgaline ilişkin ilk kararını (822 sayılı kararı) 15 üyenin oybirliği ile kabul etmişti.[xiv]

Sonraki dönemlerde İran yetkilileri çoğu zaman Karabağ sorununun toprak bütünlüğü ilkesi çerçevesinde çözümüne desteklerini ifade etmiş, ama Ermenistan`ın işgalci bir devlet olduğunu ifade etmekten çekinmişlerdir. Hatta Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 14 Mart 2008 tarihinde 62/243 sayı ile kabul edilen ve “İşgal altındaki Azerbaycan topraklarındaki durum” başlığını taşıyan kararın oylamasına katılmamıştır.[xv] Azerbaycan tarafının tepkisi üzerine İran yetkilileri sonradan, önemli işleri çıktığı için toplantıya katılamadıklarını, ama Azerbaycan`ın önerisini desteklediklerini açıklamıştır.[xvi]

İran`ın Ermenistan ile geliştirdiği ilişkiler bu ülkenin kuşatılmışlık duygusundan ve aslında aynı zamanda genel olarak tecritten kurtulması açısından önemli rol oynamıştır. Ermenistan yetkilileri defalarca İran`ın kendileri açısından nefeslik rolü oynadığını ifade etmiştir. Azerbaycan yetkililerine göre Ermenistan`ın işgalci politikalarında ısrar etmesinin temel nedenlerinden birisi de İran`ın bu ülkeye yönelik olarak işgalci ülke muamelesi yapmamasıdır.

…….

Sonuç

Sonuç olarak İran açısından Karabağ sorunu karmaşık bir sorundur. İran Azerbaycan`ın zayıf, Azerbaycan`ı ve Ermenistan`ı kendisine bağımlı tuttuğu için Karabağ sorununun sürmesini arzu etmektedir (tabii ki, bunu arzulayan tek ülke İran değildir. Komşu ülkelerin tamamına yakını ve çok sayıda bölge dışındaki ülke bunu arzulamaktadır). İran Karabağ sorunundan bölgeyle ilgili çıkarları olan güçler karşısında bir araç olarak da yararlanmayı arzu etmektedir. Bu bağlamda sorunun devam etmesi İran için önemlidir.

Öte yandan sorunun sıcak çatışmalara dönüşmesi ise İran tarafından çok arzu edilmemektedir. Sıcak çatışmaların sürmesi İran`ın dış politikada ideolojik çelişki yaşamasına (Hristiyan Ermenistan karşısında Müslüman Azerbaycan`ı desteklemediği için) neden olmaktadır. Bu sorun İran içinde rejimin niteliği ile ilgili sorunların doğmasına da neden olmaktadır. Sıcak çatışmalar ayrıca İran Türkleri açısından milliyetçiliğin artmasına da neden olmakta ve toprak bütünlüğü konusunda risk oluşturmaktadır. Sıcak çatışmaların sürmesi bölge dışı güçlerin soruna askeri müdahalesi ve bu vesileyle bölgeye yerleşmesi (bölgede güçlenmesi) ihtimalini de artırmaktadır.

Tüm bunları dikkate alan İran Azerbaycan ve Ermenistan ile ilişkilerini kontrollü olarak geliştirmekte, Karabağ sorunu ile bağlı etkisini diğer güçler (özellikle de Rusya) izin verdiği ölçüde artırmaya çalışmaktadır.

……..

Dip Notlar:

[i] Nesib Nesibzade, Bölünmüş Azerbaycan Birleşik Azerbaycan, Bakü, Ay-yıldız, 1997, s. 236.

[ii] Möhsün Pakayin, “Heydər Əliyev və İranla daimi dostluğa əsaslanan baxış 1-15”,

http://baku.mfa.ir/index.aspx?siteid=439&pageid=24973

[iii] “Azərbaycan-İran münasibətləri”, http://mfa.gov.az/files/file/Azerbaycan_-_Iran_munasibetleri.pdf

[iv] Nesib Nesibli, “Azerbaycan ve Moskova-Erivan-Tahran İttifakının Jeopolitik kuşatması”, Stratejik Analiz, Cilt 1, Sayı 4, 2000, s. 61-62.

[v] http://www.amnesty.org/ailib/aipub/1994/Eur/551294.Eur.Txt; http://www.unhchr.Ch/huridocda/huridoca.Nsf/0/7c3561e40d2d3d07c1256bae00447b7f?Opendocument

[vi] “Nowhere To Hide For Azeri Refugees”, The Guardian, 2 Eylül 1993; “The Face Of A Massacre”, Newsweek, 16 Mart 1992; “Massacre By Armenians”, The New York Times, 3 Mart 1992; Thomas Goltz, “Armenian Soldiers Massacre Hundreds Of Fleeing Families”, The Sunday Times, 1 Mart 1992; “Corpses Litter Hills In Karabakh”, The Times, 2 Mart 1992; Jill Smolowe, “Massacre In Khojaly”, Time, 16 Mart, 1992, “Nagorno-Karabagh Victims Buried In Azerbaijani Town”, The Washington Post, 28 Şubat 1992;

[vii] Aslanlı, “Tarihten Günümüze Karabağ Sorunu”, s. 404.

[viii] http://president.gov.az/Azerbaijan/Khojali/Bge.Htm.

[ix] Hürriyet, 4  Mart 1992; X. Taqiev, “Press-konferetsiya o sobıtyax v Xodjalı”,  http://karabakh-doc.azerall.info/ru/isegod/isg011-2.htm ; Aydın Mextiyev, Brifinq v pres-tsentre prezidenta Azerbaydjan”, Nezavisimaya qazeta, 4 mart 1992-ci il, http://karabakh-doc.azerall.info/ru/isegod/isg011-2.htm

[x] “Qarabağ”, http://www.president.az/azerbaijan/karabakh.

[xi] “Philippe de Suremain”, http://icps.com.ua/en/about-the-center/the-supervisory-board/philippe-de-suremain/.

[xii] “Xarici diplomatların mövqeyi”, Azerbaycan, 3 Nisan 1993 ve Cafersoy, a.g.e., s. 85.

[xiii] “Items relating to the situation between Armenia and Azerbaijan”,  www.un.org/en/sc/repertoire/93-95/CHAPTER%208/EUROPE/item_9_ArmeniaAzerbaijan.pdf,  s.4.

[xiv] BM resmi internet sayfası,  “RESOLUTION 822 (1993) Adopted by the Security Council at its 3205th meeting, on 30 April 1993”, http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N93/428/34/IMG/N9342834.pdf?OpenElement ; “1993 UN Security Council Resolutions on Nagorno-Karabakh”, http://2001-2009.state.gov/p/eur/rls/or/13508.htm

[xv] “GENERAL ASSEMBLY ADOPTS RESOLUTION REAFFIRMING TERRITORIAL INTEGRITY OF AZERBAIJAN, DEMANDING WITHDRAWAL OF ALL ARMENIAN FORCES”, http://www.un.org/press/en/2008/ga10693.doc.htm

[xvi] “General Assembly Sixty-second session”, http://www.un.org/en/ga/search/view_doc.asp?symbol=A/62/PV.86

…….

Note: Yazıyı PDF Olarak İndirmek İçin Buraya Tıklayınız

Anahtar kelimeler: