Ana Sayfa / ANALİZ / İRAN’I BEKLEYEN GELİŞMELER- M. RIZA HEYET

İRAN’I BEKLEYEN GELİŞMELER- M. RIZA HEYET

Son günlerde İran yine çalkalanmaya başladı. Benzin fiyatlarına bir anda üç kat zam yapılmasının ardından alevlenen protestolar, ülkenin hemen hemen her tarafını kapsamış durumda. Önceki protesto gösterilerinde sessiz kalmayı tercih eden Azerbaycan şehirleri de bu kez olayların merkezinde. 1979 yılında yolsuzluklara, eşitsizliğe, ayrımcılığa ve diktatörlüğe karşı devrim yapan İran halkı, 40 yıl aradan sonra aynı gerekçelerle sokaklarda. Zengin petrol ve gaz kaynaklarına sahip olan ülkede yoksulluk hat safhada. Orta sınıfın bile ikinci veya üçüncü bir iş yapmadan geçinmesi hemen hemen imkansız. Buna rağmen İran’ın Irak’taki Şii gruplara, Suriye yönetimine ve Lübnan Hizbullahı’na yardımları devam ediyor. Her gün yeni bir yolsuzluk haberiyle ülke halkı sarsılıyor. Toplumsal özgürlüklerin kısıtlandığı ülkede, seçimler tamamen göstermelik. Devletin onayladığı adaylar dışında aday gösterilmesi ve dolayısıyla seçilmesi olanaksız. Devlet adeta bir aile tarafından yönetiliyor. 35 yıl önce ülkenin Yüksek Güvenlik Konseyi’nin başındaki zat bugün cumhurbaşkanı. Eski cumhurbaşkanı bugün Devrim Lideri…

Ülkenin anayasasında hala uygulanmayan, uygulanmak istenmeyen maddeler var. Halkın protesto gösterileri düzenlemesi anayasal bir hak. Fakat bu madde hiçbir zaman hayata geçirilmedi. Her gösteride onlarca kişi tutuklanıyor, yaralanıyor veya öldürülüyor. Etnik grupların eşit haklara sahip olduğunu ön gören 19. Madde ve ana dillerinin eğitimiyle ilgili 15. Madde tamamen rafa kaldırılmış durumda. Adayların seçim öncesi verdiği vaatlerin hiçbirisi tutulmuyor. Seçimler düzmece olduğu için de kimsenin hesap sormaya hakkı yok. Devrim liderliği makamı başlı başına bir muamma. Lider her şeye müdahale edebilir, fakat ülkedeki sorunların hiçbirinden sorumlu değil. Anayasaya göre Lideri denetleyen tek bir kurum var, onun da üyeleri dolaylı yolla Lider tarafından belirleniyor.

Ülkedeki altı ana etnik gruptan dördü Sünni. Fakat Sünnilerin cumhurbaşkanı veya lider olması kesin yasak. Bunu da geçelim, birçok Sünni’nin yaşadığı ülkenin başkenti Tahran’da bir tek Sünni camisi bile yok.

Kadınların başını örtmesi zorunlu. Hele devlet kurumunda çalışıyorsa, başörtüsü bile yeterli değil; özel kıyafetler, bazı kurumlarda ise siyah çarşaflar kullanması gerekir. Kızların statlara girmesi yasak; bisiklet kullanması yasak; nargile içmesi yasak. İnsanların köpeklerini dışarı çıkarması bile yasak…

Biraz da dış politikaya değinelim. İran’ın mevcut rejiminin varlığı ABD ve İsrail için büyük bir nimet. Rejimin sözde ABD ve İsrail düşmanlığı sayesinde bölge ülkelerine her yıl milyarlarca dolar silah satılıyor. İran’ın nükleer enerji oyunları ve füze denemelerinden en çok kâr elde eden yine ABD, İsrail ve Batılı ülkeler. Batı, Irak ve Suriye’de karışıklık istediğinde İran hemen devreye girer. PJAK’ın İran’da eylem yapmaması şartıyla yeri geldiğinde PKK ile işbirliği yapar, liderlerini kurduğu kamplarda ağırlar ve PKK ile Türkiye Cumhuriyeti devleti arasında arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu bile utanmadan dile getirir.

Tahran’da Ermenilere ait Ararat Kulübü’nde Ermenistan bayrağının açılmasını, “Karabağ Ermenistan’ındır” yazısına izin verir; fakat Tebriz stadında Türkiye veya Azerbaycan bayrağı açanları tutuklar; Barış Pınarı Harekatı’na destek verdiğini ifade eden oyuncuya men cezası verir. Türkiye üniversiteleri bünyesindeki Fars Dili ve Edebiyatı bölümlerinin desteklenmesini ister, çeşitli şehirlerde Farsça kurslar açarı, fakat İran’da İran üniversitelerinde Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılmasını engeller. İslam ve Şii dünyasının lideri konumunda olduğunu her fırsatta ifade eder, fakat Karabağ savaşında Ermenilerin yanında yer alır. Doğrudan veya dolaylı olarak kendine bağlı medya organlarından Türkiye ve Türklük aleyhine en çirkin hakaretlere yer verir, fakat Türk medyasında İran’la ilgili yayınlanan en ufak eleştiriye bile anında itiraz eder…

Durum böyleyken sorulması gereken asıl soru şu: İran’ı neler bekliyor? Bundan sonraki süreçte İran’da neler olabilir?

Öncelikle şunu belirtmemiz gerekiyor: Yukarıda belirttiğim nedenlerden dolayı Batı İran’da rejim değişikliğine karşıdır. Tüm yaptırımlar ve ekonomik ambargolar, aslında rejimi hizaya getirip onun ömrünü uzatmak için hayata geçirilen politikalardır. Batı için ideal durum, Devrim Lideri’nin de benimsediği ve ifade ettiği “ne savaş, ne barış” durumudur. Bu doğrultuda, ülkede bazı reformlar gerçekleşmekle birlikte İran’ın ABD ve İsrail karşıtı söylemleri şimdilik devam edecektir. Ancak bunun karşısındaki en büyük sorun halkın ciddi anlamda artan memnuniyetsizliğidir. Büyük aile yapısına sahip olan rejim, en ufak reformla yıkılabilir. Bu açıdan Sovyetler Birliği’nin son dönemleriyle benzerlik söz konusu. Bu nedenle rejim, şiddet kullanmak suretiyle protestoları bastırmakta kararlı. Büyük olasılıkla Batılı ülkeler bu süreci yalnız kınamalar veya ufak yaptırımlarla atlatmak isteyecekler. Fakat protestoların devam etmesi ve genişlemesi durumunda, Ruhani hükümetinin istifa etmesi ya da DMO’nun darbe yapması muhtemeldir. Bu durumda ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler, alternatif arayışına girerek B planlarını devreye sokacaklar. B planında yıkıcı ve yapıcı olmak üzere iki grup gündeme gelecek. Yıkıcı gruplara Halkın Mücahitleri Teşkilatı, PKK’nın İran kolu veya kolları, ve Arap-Beluç silahlı grupları dahil edilecek. Yapıcı unsur olarak şimdilik eski şahın oğlu Rıza Pehlevi hazırlıklar içinde. Rıza Pehlevi’nin Fars olmayan etnik gruplar tarafından kabullenmesi imkansız gibi görünüyor. Fakat ikinci bir alternatifin ortaya çıkmasına kadar onun adı ilk sırada yer alacaktır.

İran’da tüm siyasi gelişmeler aynı zamanda tarihî bir Türk-Fars rekabeti ekseninde gerçekleşmektedir. Türkler 1925’te bin yıllık iktidarı kaybedince Farslar hakimiyeti tam anlamıyla ele geçirdiler. Bu iktidar savaşını rejimlerin dışında ele almak gerekir. Farslar yalnız iktidarın kendilerinde kalması koşuluyla değişiklikten yanalar. Başka bir deyişle, mevcut rejim bile hakimiyeti tarihî rakibi olan Türklere kaptırmaktansa, siyasî rakibi olan Pehlevi’ye veya Farsları temsil eden herhangi birine devretmeyi tercih eder.

Tüm bu senaryolara rağmen, zayıf ancak makul bir ihtimal daha var. O da İran’ın radikal reformlar gerçekleştirerek demokratik, laik ve federatif bir sisteme geçiş yapmasıdır.

M. Rıza HEYET- Tebriz Araştırmaları Enstitüsü Müdürü

Bu yazıyı paylaşın

Benzer Konular

İRAN’IN DEĞİŞMEYEN ANLAYIŞI: “TÜRK’ÜN DÜŞMANI DOSTUMDUR”- M. RIZA HEYET

1925’ten beri İran’ın iç ve dış politikasının ana eksenini oluşturan “Türk’ün düşmanı dostumdur” anlayışı, en …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *