Ana Sayfa / KONULAR / SİYASET / İRAN İSLAM CUMHURİYETİ’NİN KİTLE İLETİŞİM AĞLARIYLA BİTMEYEN SAVAŞI- TAHA KERMANİ

İRAN İSLAM CUMHURİYETİ’NİN KİTLE İLETİŞİM AĞLARIYLA BİTMEYEN SAVAŞI- TAHA KERMANİ

Tüm güç odaklarında olduğu gibi siyasi otoritelerde de dış görünüm çok önemli bir husustur. Kısacası en az kendimizi nasıl gördüğümüz kadar başkalarının da bizi nasıl gördüğü önemlidir. Bu temelden yola çıkarsak nasıl göstermek ve gösterebilmek hiç de hafife alınacak bir faktör olmadığı gibi bunun değerlendirmesi de ciddi ayrıntılarla ele alınmalıdır. Komşu İran’ı bizden uzaklaştıran kendine has özellikler olsa da aslında temel kurallara tabidir denilebilir. Bu yüzden bu yazıda tekrardan uzak durmak adına temel klasik propaganda tartışmalarına fazla girmeden İran’ı biraz daha farklı kılan özelliklerinin üstünde durmaya çalışacağım. İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihini (1979) dikkate aldığımızda radyo ve özellikle televizyonun küresel anlamda propagandanın merkezi haline geldiğini görebiliriz. Bu önemin farkına varan devrim kuvvetleri, rejim değişikliğinin hemen ilk anından itibaren bu kurumu ele geçirip kendi sistemine uygun hale getirmeye başladı. Bu olayı zamanın akışına bırakmayan devrimciler, devrim heyecanının geçmesinden sonra olası değişimleri de ön görerek katı kurallarla bu düzeni tamamen kontrolde tutmaya çalıştı. Bu hususta garantici davranarak hiçbir risk payı tanımamaya çalışan iktidar, Anayasa’nın yazılışı esnasında da ciddi bir şekilde direnerek ülkenin gelecekte de propaganda araçlarının hepsini kontrollü bir şekilde sistemin emri altına sokmaya çalıştı. Bu fırsatta devrimin ilk aylarına dönersek süreci anlaşılır dilde aktarmaya özen göstereceğim.

Kaset Devrimini Yapanlar Bu Fırsatı Başkalarına Vermek İstemedi

İran Devrimi bir başka adla “Kaset Devrimi” ile de anılır. Devrimin vazgeçilmez birinci karakteri olan Ruhullah Humeyni, devrimden önceki yıllarda sürgünde olduğu zaman mesajlarını o zamanın en popüler iletişim aracı olarak bilinen kasetlerle İran’a iletirdi. Özellikle Fransa’da olduğu zamanlar devrimin sokaklarda söylemini seslendiren kitleler Humeyni’nin simasından önce sesiyle tanıştılar desek yeridir.

Devrim yıllarında İran’ı yakından takip eden The Daily Telegraph gazetesinin gazetecisi James Allan, devrim yıllarında Humeyni’nin İran halkıyla en etkili iletişim yolu olarak kasetten söz ediyor.

Şah dönemi diktatörlüğünü eleştiren tüm muhalif liderler gibi 79’dan önce de özellikle basın ve ifade özgürlüğü, devrimin öncü isimleri tarafından da sıkça eleştirilirdi. Son 30 yıldan beri İran’ın en güçlü ferdi olarak bilinen Ali Hamaneyi ise devrimden önce rejimin özgürlükler konusunda tutumunu şiddetle eleştirirdi. Ali Hamaney, 79 Devrimi zaferinden bir yıl sonra halka hitaplarının birinde şöyle der: “Farklı görüşler ve düşünceler, kendi inançlarını ve sözlerini ifade edebilirler. Hiçbir keskin düşünce karşısında direnmek mümkün değildir. Düşüncelerle savaşmak ancak düşünceleri ifade etmekle mümkün olur. Aksi değil.”

Bugün özellikle özgürlükler açısından eleştirilen İran hükümetinin başındaki isimler görüldüğü üzere devrimden önce ve hatta devrimin ilk yıllarında ifade özgürlüğünü savunmuşlardı. Muhalif düşüncelere karşı şiddete başvurulmasını kınayan genç liderler zaman geçtikçe türlü gerekçe ve bahanelerle tutumlarını tamamen değiştirdiler ve bunu bir çeşit yönetim tarzı olarak şekillendirerek resmen tanıdılar. İşte bu değişimin garantiye alınmasının en bariz yolu ve yöntemi ise Radyo ve Televizyon Kurumu’nun devlet tekeline alınmasıydı ki bu durum Anayasa’da da katı bir şekilde güvenceye alındı.

İran Anayasasında Radyo ve Televizyon Kurumu

İran Anayasası2nda Radyo ve Televizyon Kurumu’na özel bir bölüm [Fesl] tahsis edilmiştir. Toplam 14 bölümden oluşan İran Anayasası’nın 12. bölümü Radyo ve Televizyon Kurumu hakkında resmî hukuki görüşü beyan etmektedir. Tek maddeden oluşan ve İran Anayasası’nın 175. maddesine tekabül eden bu madde, çok açık ve net bir şekilde kurumun devlet tekelinde olmasını garantiye alır. Madde şöyle başlar:

İran İslam Cumhuriyeti’nin radyo ve televizyonunda, ifade özgürlüğü ve düşünce paylaşılması İslami kurallar ve ülke maslahatlarına riayet edilerek temin edilmelidir. Radyo ve Televizyon Kurumu başkanının göreve atanıp veya görevden alınması devrim liderinin talimatı ile olur ve cumhurbaşkanı, yargı erkinin başkanı ve İslami Şura Meclisi tarafından oluşan ve her biri 2 üyeden ibaret şura tarafından denetlenir.

Görüldüğü üzere kurumun başkanını bizzat devrim lideri atıyor. Yasanın ön gördüğü denetleme mekanizmasına da bakacak olursak yargı erkinden denetim heyetinde olan iki üye de bizzat devrim liderinin temsilcisi olarak değerlendirilebilir çünkü yargı erkinin de başkanını zaten devrim lideri atamaktadır.

Böylelikle Anayasa’yı değerlendirecek olursak evvela ifade özgürlüğünü İslami kurallara uyulması çerçevesine bağlıyor. Böylelikle birinci hitapta İslam inancına mensup olmayanlar ülkenin tek resmî Radyo ve Televizyon Kurumu’nda temsil edilmeyerek devre dışı bırakılıyor. Öte yandan İslami kuralların kime ve neye göre tanımlaması ve bunu açıklamada sıklıkla ihtilafların ortaya çıkması, iktidarı muhalifleri uzaklaştırma konusunda elini güçlendirmiş oluyor.

Şah rejiminin devrilip İslam Cumhuriyeti’nin 40 yıllık iktidarına baktığımızda özgürlüklerin seviyesinin devrimin sloganlarından çok uzaklaştığının kanıtı olarak söylenebilir. Anayasa’da da olduğu gibi Radyo ve Televizyon Kurumu eşittir devrimin lideri Ali Hamaney’nin propaganda aracı diyebiliriz. Söz konusu kurum Ali Hamaney kadar güçlü ve en az onun kadar halktan kopuk bir şekilde denetimden uzak tutulmuş gizemli bir kurum.

Ülkenin ekonomik olarak en zor durumlarında bile kendine has bütçe payını koruyup üstelik kimseye de hesap vermek gibi zorunluluğu bulunmuyor. Bununla birlikte halka ulaşmak ve kısaca propaganda görevini de iyi derecede yerine getirmiş değil, öyle ki sürekli sistemin muhafazakâr kesimleri tarafından izleyici düşüklüğüyle eleştiriliyor.

Propaganda Aracı Mı, Millî Televizyon Mu?

Aslında bu soruya herkesin vereceği cevap malum. Yani tekelci siyasete bakıldığı zaman millî televizyon eşittir hükümetin propaganda aracı. Lakin internet devrine ayak basınca olaylar değişti, sosyal medyanın yaygınlığı tüm dünyayla birlikte İran’da da kitle iletişim araçları konusunda köklü değişimler yarattı. Yetkililer her ne kadar milli internet projesini gündeme getirip ülkede kullanılan internet ağını uluslararası internet ağından koparıp daha kolay kontrol edebilecek kıvama getirmeye çalışsalar da pratikte bu durum pek de mümkün olmamıştır.

İran Devlet Radyo ve Televizyon Kurumu’nun bir başka sorunu ise tüm yatırımlara rağmen halk tarafından benimsenmemesidir. Söz konusu kurum günümüzde internet ve sosyal medyayı kendine rakip görse de geçmişte olduğu gibi bugün de yabancı uydu kanallarıyla ciddi bir çatışma içinde olduğu saklanılması mümkün olmayan tartışmalı bir ortam yaratmıştır. İranlı yetkililerin yurt dışı rakipleriyle çatışmalarının geçmişi neredeyse bu kurumların kuruluşu kadar eskidir. Günümüzde bile insanların çanak anten bulundurması suçken baskıların işe yaramadığı gerçeği de bir başka önemli konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İran ceza hukuku, çanak antenleri satanlar ve kullananlar hakkında para ve hatta hapis cezası öngörmektedir. Velhasıl tek değişmeyen bir husus var oda şu ki İran İslam Cumhuriyeti kurulduğu ilk günden itibaren radyo televizyon başta olmak üzere tüm etkili kitle iletişim araçlarını kendi tekelinde tutma çabasın girmiş ancak günümüzün iletişim dünyasının gerçekleri karşısında hep yenilmeye mahkûm olmuştur. Baskıları arttıkça ters sonuç vermiş ve halk günden güne hükümetten daha da uzaklaşarak muhalefetin sesi evlerin dışına taşmıştır…

Taha Kermani- Gazeteci

Bu yazıyı paylaşın

Benzer Konular

DOĞU TÜRKİSTAN SORUNU ve 1979 DEVRİMİ’NDEN SONRA İRAN-ÇİN İLİŞKİLERİNDE DOĞU TÜRKİSTAN’IN YERİ-İBRAHİM RAMAZANİ

Günümüzde birçok ülkede farklı milliyetler ve azınlık guruplar yaşamaktadırlar. Bu açıdan farklı bölgelerde yaşayan Türklere …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *