Ana Sayfa / ANALİZ / İran’da Sel Felaketi ve Tedbir Devletinin Tedbirsizliği-İbrahim Ramazani

İran’da Sel Felaketi ve Tedbir Devletinin Tedbirsizliği-İbrahim Ramazani

İran’da Sel Felaketi ve Tedbir Devletinin Tedbirsizliği

Nevruz Bayramı ile birlikte İran’da meydana gelen sel felaketi; birçok insanın ölümüne, yaralanmasına, ev ve arabalarının sele kapılmasına ayrıca birçok insanın özellikle de Cumhurbaşkanı ve bazı valilerin tatillerini yarıda kesmelerine sebep oldu.

Ortalama olarak bir yıl boyunca yağması gereken yağışın 48 saat içinde yağması (1) sel felaketine sebebiyet verdi. Bu felaketin önüne geçmek için daha önceden ve zamanında uyarıların yapılmaması ve sele maruz kalan insanların barınma sorunlarının çözülmemesi bu felaketlerin daha da artmasına sebep oldu.

Nitekim tahminlere göre barajlardaki mevcut su miktarı daha önceden azaltsalardı bu felaket, şu an daha az hasarla atlatılabilirdi. İran’da son dönemde meydana gelen sel felaketini Japonya ve Amerika’yla kıyaslamak doğru değil, ama yaşanan felaketi ve felakete maruz kalan insanları yönetmek bir bilimdir.

Pierson (2), bir kurumun şekillenmesinden önce ortaya çıkan geniş olaylar skalasında farklı denge durumlarının olabileceğini, ancak farklı denge durumlarının elenerek tek bir tanesinin kalıcı olacağını belirtir. Kalıcı kurumsal düzenlemelerin, doğrudan etkinliklerine göre değil, ama kritik bir bağlamın/anın sonucu olarak şekillenebilecekleri iddia edilir. Buna da durumsallık (contingency) denmektedir. Ayrıca başlangıçtaki olaylar sonraki olaylardan daha önemlidir. Olayların sıralaması farklı olsaydı önemli değişiklikler yaratabilecek olaylar ve olgular, doğru zamanda ortaya çıkmadığı için etki yaratamayabileceği ileri sürülür. Dengeye ulaşmış bir kuruma ise eylemsizlik (inertia) hâkimdir. Yani kurum artık değişime dirençlidir.

Yetkililerin bir olayı doğru yönetememeleri ve kendi kusurlarını kabul etmemeleri İran’da yerleşik bir hal almış ve bozuk bir düzen oluşturmuştur. Bu sistem içerisinde yer alan şahıslar ve daha doğrusu yetkili kişiler isteseler bile bu düzeni değiştiremezler. Bu düzen birbirine bağlı olan birçok yan kurumu içine almaktadır. Bunun yanı sıra İran siyasetinde sorumsuzlukla birlikte İnkar siyaseti bu dengeyi yerine oturtmuştur.

Cumhurbaşkanı Ruhani, Nevruz Bayramı tatili için Keşm’de bulunmaktaydı. Sel felaketinden 4 gün sonra sosyal medya kullanıcılarının baskılarına dayanamayıp çalışmalarına geri döndü (3). Kimse Ruhani veya diğer yetkilileri sorgulayamaz. Ruhani’den öncekiler de kimseye cevap vermemişlerdir. Bu felaketler sadece yağmurun değil yıllarca süren yanlış politikaların sonucudur.

Güvensizlik ve Yönetim Zafiyeti

Eğer selden bir hafta önce hangi bölgelerde selin ortaya çıkacağı duyurulsaydı ve sele maruz kalacak insanlara taşınmaları için her türlü imkân sağlansaydı bile insanlar yine de yerlerinde kalacaklardır. Halkın hükümete karşı hiçbir güveni kalmamıştır ve aynı şekilde hükümetin de araştırmacılara güveni yok. Nasıl halk hükümetin uyarılarına inanmıyorsa hükümet de yapılan uyarılara inanmıyor veya olumu bakarsak ihmalkârlık yapıyor. Bu güvensizlik ve ihmalkârlık günler ve ayların doğurduğu bir durum değil, belki yıllarca halk için yapılması gerekenlerin yapılmamasının sonucudur.

Türkmensahra’da yaşanan sel felaketinden sonra rejim, halktan devlete bağlı olan kurumlar aracılığıyla yardımların bölgeye gönderilmesini istedi. Ancak halk, yardımları daha çok devlet kurumları eliyle değil belki kendi imkânları ile sel mağdurlarına ulaştırmaya çalışıyor. Bunun sebebi yine de bahsettiğim güvensizlikten kaynaklanmaktadır. Belki devlet eliyle toplanan ve dağıtılan yardım daha sistematik ve daha düzgün bir şekilde karşılanması açısından doğru olabilirdi ama bunun da devlet kurumları tarafından doğru yapılmasının geçmişte olduğu gibi hiçbir garantisi yok.

 Şehirler ve büyükşehirlerin planlı bir şekilde ve uzun vadeli politikaları dikkate almadan genişletilmesi ve çevreye acımasızca müdahalelerde bulunulması gelecekte bu şehirlerin ve halkın kötü durumlara maruz kalmasına neden olacaktır. Çevre için çalışan grupları casus olarak tutuklayan rejimin bu tavrı, yukarıda bahsettiğim güvensizlikten kaynaklanmaktadır. Hükümetin kendine yarattığı dar çerçeveli bir araştırma grubu ve bilim insanı bu tür felaketleri ne yazık ki görememiştir.

Nitekim Türkmensahra, Şiraz, Ahvaz, Lursitan ve… ortaya çıkan sel felaketi bu yanlış politikaların ürünüdür. Plasko binasında yaşanan olaylar, Kirmanşah depremi, Doğu Azerbaycan’daki 2017 sel felaketi, Urmu Gölü’nün kuruması gibi olaylar geçmişte olduğu gibi gelecekte de yaşanacaktır. Geçmişten ders almayan yöneticiler, sorgulanmadıkça gelecekteki felaketlerin de önüne geçmek için gerekenleri yapmayacaklardır.

İnkâr ve Sorumluluktan Kaçma

İran yöneticilerinin hem inkâr hem de sorumluluğu diğerlerinin üzerine atarak sorumluluktan kaçma yöntemleri, yıllardır olmazsa olmazlarıdır. Kimin sorumlu olduğu belli değil. Eski Cumhurbaşkanı Hatemi’nin kendisinin bir tedarikçi olduğunu veya Ahmedinejad’ın son bir yıl cumhurbaşkanlığı döneminde dış siyasette hiçbir ilgisinin olmadığını açıklaması ayrıca son aylarda Dışişleri Bakanı Zarif’in Esad’ın İran ziyaretinde görüşmelere çağrılmaması nedeniyle istifa isteğinde bulunması, İran’ın kimlerin hangi işten sorumlu tutulduğunun bilinmediği bir ülke olduğunun göstergesidir. Bu yüzden Türkmensahra’da valinin ve Şiraz’da alt kurumlarda görevli olanların görevlerini yerine getirmedikleri başsavcı tarafından duyurulması, yıllarca üst düzeyde yer alan yetkililerin sorumluluktan kaçtıklarını göstermektedir.

Sorunu valinin görev başında olmamasına indirgemek sorunların çözülmesini ve gelecekteki felaketlerin önüne geçilmesini önlemeyecektir. Nitekim diğer illerde valilerin görev başında olmaları da bir şeyi değiştirmemiştir.

Son günlerde yaşanan sel felaketinde durumun kontrol altında olduğunu dile getiren rejim, yaşanan felaketi de her zamanki gibi inkâr etmeye çalışmıştır. Cumhurbaşkanı Yardımcısı, “Biz zengin bir ülkeyiz ve başka ülkelerden yardım için el açmayız.” (4) demesi, sorunun halledilmesi anlamına gelmektedir. Hâlbuki iki haftadır henüz Gümüştepe şehrinden sel suları çekilmemiştir. 50 bin binanın çöktüğü, ağır hasar gördüğü ve bunun da giderek arttığı bir ortamda bir sorunun olmadığını dile getirmek yine de bu inkâr siyasetinin sonucudur.

Doğal Afeti Felakete Çeviren Yöneticiler

Yaklaşık iki hafta boyunca devam eden yağış nedeniyle meydana gelen sel felaketi ülkenin genelini etkilemiştir. Bu süreç içerisinde sel felaketi 50’den fazla insanın hayatını kaybetmesine (5) ve yüzlerce insanın yaralanmasına sebep olmuştur. Ayrıca sel felaketi, İran Mesken Kurumu Başkanın açıklamasına göre 50 bine yakın binanın (6) çökmesi ve ağır hasar görmesine yol açmıştır. Genellikle İran’da bütün illerde yaşanacağı tahmin edilen sel felaketi, yapılan ve telafisi olmayan çevresel tahripler, yetersiz altyapılar, sorumsuz yönetim yıllardan beri bütün doğal afetlere kucak açacak nitelikleri taşımaktadır. Deprem, yangın ve sel gibi felaketlerin ekonomik krizin uç noktasına ulaştığı günlerde, bu yetersizliklerin ve tahriplerin daha da ağır sonuçları beraberinde getireceğini göreceğiz.

İran’ın altyapı sistemleri yağmur karşısında diz çökmüştür. Sadece bodrum katları değil, birinci katları da su basmıştır. Araçlar yollarda kalmış, bazı noktalarda sele kapılarak sürüklenmiş, altgeçitler göle dönmüştür. İnsanlar araçlarında ve evlerinde sele kapılma riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Ne valilik, ne kaymakamlıklar ve ne de belediyeler bu konudaki sorumluluklarını hala yerine getiremiyorlar. Altyapının yanı sıra geçici imkânların da olmaması durumu daha da zorlaştırmaktadır.

Şiraz’da sel güzergâhlarında yapılaşma engellenmediği için büyük felaket yaşanmıştır. Bu tür yapılaşma engellenmediği gibi orman ve ağaçlar da korunmamıştır. Son dönemlerde özellikle Azerbaycan vilayetlerinde sistematik bir şekilde ormanların ve ağaçların kesimi zaman zaman başka bölgelerde de yaşanmıştır ki bugün bunun gibi felaketlere neden olmuştur.

2018’de bazı dini kurumların bütçesini Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın bütçesinin 260 katı (7) olduğunu görmekteyiz. Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanı yardımcısı Jahangiri’nin biz güçlü ve zengin bir ülkeyiz ve yardım için hiç bir ülkeye el uzatmayız demesi, akıllara İran’ın doğal afetler için yatırdığı yatırımlar ve ayırdığı bütçe miktarı sorusunu getirmektedir. Bu zenginliğin nerelere harcandığına baktığımızda dini kurum ve kuruluşlara ayrılan bütçe miktarı bu zenginliği açıklamaktadır!

 

Kaynaklar

1 – https://bit.ly/2FSh4Tw

2 – Pierson, Paul (2000). Increasing Returns, Path Dependence, and the Study of Politics. American Political Science Review, 94(2), s. 251-267.

3 – https://bit.ly/2G2U3i9

4 – https://bit.ly/2YK13b8

5 – https://bit.ly/2G453Mh

6 – https://bit.ly/2I2jGSb

7 – https://bit.ly/2I3Gv8e

 

İbrahim Ramazani – Tebriz Araştırmaları Enstitüsü Uzmanı

Bu yazıyı paylaşın

Benzer Konular

RIZA PEHLEVİ YENİLMİŞ BİR VELİAHT MI, İDDİALI BİR LİDER Mİ?

RIZA PEHLEVİ YENİLMİŞ BİR VELİAHT MI, İDDİALI BİR LİDER Mİ?-TAHA KERMANİ

İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren hiç gündemden düşmeyen konuların başında, rejim değişikliği ve olası alternatiflerin …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *