Ana Sayfa / KONULAR / SİYASET / RIZA PEHLEVİ YENİLMİŞ BİR VELİAHT MI, İDDİALI BİR LİDER Mİ?-TAHA KERMANİ

RIZA PEHLEVİ YENİLMİŞ BİR VELİAHT MI, İDDİALI BİR LİDER Mİ?-TAHA KERMANİ

İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren hiç gündemden düşmeyen konuların başında, rejim değişikliği ve olası alternatiflerin güç kavgası gelmektedir. Farklı düşünce ve ideolojilerin zaman zaman ortaya çıktığı ve gündem gereği farklılık gösteren akımların içinde ciddî ağırlığa sahip olanlar da var. Eski rejim, yâni saltanat sistemi de bazı grupların sık sık anılanlar listesinin başında gelir. 40. yılını kutlayan İran İslam Cumhuriyeti’nin alternatiflerinden biri, eski rejim Pehlevi Hanedanı’nın mirasçısı Rıza Pehlevi de öne çıkan isimler içerisinde yerini bulmuştur.  Bu çalışmada İran’da saltanat yanlılarının başını çeken Rıza Pehlevi’nin hayatını, şimdiki konumunu ve İran siyaset alanındaki yerini ele alarak, potansiyelleri ve İran’ın geleceğiyle ilgili düşünce ve eylemlerini incelemeye çalışacağım.

Hayatı
Muhammed Rıza ve Farah Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi, 1979 İran İslam Devrimi’nin ardından belirsiz bir süre için ülkeye bir daha dönmemek üzere İran’ı terk etti. 27 Temmuz 1980’de gerçekleşen bir taç takma töreniyle sürgündeki Pehlevi Hanedanı’nın başkanı, başka bir deyişle şahı ilan edildi. Yâni Rıza Pehlevi babadan oğula geçen bir saltanatın mirasçısı olarak, 40 yıl önceden kendini yeniden kurulacağını düşündüğü saltanatın kralı ilan etmiştir. Günümüzde bu iddianın gerek İran’ın içinde, gerekse dışında halk içinde karşılık bulup bulamayacağı ciddî sorulara yol açsa da, Rıza Pehlevi, şehzade unvanlıyla hitap edilmesini hiçbir zaman reddetmemiştir.

1979’da devrimin henüz gerçekleşmediği dönemde, 17 yaşındayken savaş uçağı pilotluğu eğitimi almak üzere ABD’ye giden Rıza Pehlevi, Devrim’den ve Kral Muhammed Rıza Pehlevi’nin ülkeyi terk etmesinden sonra eğitimini ABD’nin Kaliforniya eyaletinde siyaset bilimi alanında devam ettirdi. Rıza Pehlevi, Yasemin Pehlevi ile evli ve 3 kız babasıdır.

Devrimin İlk Yılları Nasıl Geçti?

Pehlevi ailesinin trajedisinin devrimden sonraki bölümü, ilk aylarda siyasî krizlerin yanı sıra devrilmiş kralın amansız hastalığı ve 27 Temmuz 1980’de kanser hastalığından hayatını kaybetmesiyle büyüdü. Mısır Kıralı Muhammed Enver Sedat, Muhammed Rıza’yı kabul eden nadir isimlerdendi ve ölümünden sonra da resmî cenaze törenini Mısır’da bizzat düzenledi. Babasının ölümünden sonra Rıza Pehlevi, doğal olarak daha çok öne çıkma fırsatı buldu ve ilk siyasî hamlelerini İran-Irak savaşı esnasında halkın hükümete karşı büyüyen memnuniyetsizliğini fırsat bilerek gerçekleştirdi.

Rıza Pehlevi’nin ilk ve ciddî siyasî girişimleri, babasının ölümünden sonra Ekim 1981’den itibaren Fas’a göç etmesiyle yeni bir aşamaya girdi. Rıza Pehlevi, Fas’ın başkenti Rabat’ta üç yıllık ikameti döneminde, devrilmiş eski rejimin son Başbakanı Şapur Bahtiyar ve eski rejimin en etkili isimleriyle sık sık bir araya geldi. Fakat geçen zaman, bu çabaların kısa dönemde bir işe yaramadığını gösterdi, ancak genç veliaht, siyasette olgunlaşarak büyük bir tecrübe kazandırmış oldu. Ardından ABD’nin başkenti Washington’a taşınan Rıza Pehlevi, günümüze kadar hayatının büyük çoğunluğunu rejim taraftarı İranlıların gözünde büyük şeytan olarak anılan ABD’de geçirmektedir.

İlk Ciddî Kriz Kardeşlerinin İntiharı

İran’ın son kralının üçüncü eşi Farah Pehlevi’nin oğlu Veliaht Rıza Pehlevi’nin kendinden küçük biri erkek, ikisi kız üç kardeşi vardı. Fakat Pehlevi ailesi üyelerinin siyasî hayatta olduğu gibi özel hayatları da çok çalkantılı geçti. Muhammed Rıza Pehlevi’nin Farah Pehlevi’den olan en küçük kızı ve kendisinin dördüncü kızı Leyla Pehlevi, 10 Haziran 2001 tarihinde İngiltere’nin başkenti Londra’da The Leonard Hotel’de intihar ederek hayatına son verdi. Aile, Leyla’nın intihar sebebini “Babasını kaybetmekten kaynaklı aşırı depresyon” olarak açıkladı, ancak bu açıklama hiçbir zaman kamuoyunu ikna etmedi. Çünkü babası Muhammed Rıza’nın vefatı tam 21 sene önce gerçekleşmişti ve bu hiç de mantıklı bir gerekçe olarak kabul görmüyordu.

Şahın ikinci oğlu Ali Rıza Pehlevi de aynı kadere mahkûm oldu. O, 4 Ocak 2011’de kendini vurarak intihar etti. ABD polisinin incelemelerinin sonuçları hiçbir zaman açık bir şekilde kamuyla paylaşılmadı. Rıza Pehlevi’nin kardeşinin şüpheli ölümüyle ilgili açıklaması ise intihar olasılığının inandırıcı olmadığına yol açtı. Rıza Pehlevi başta olmak üzere Pehlevi ailesi, Ali Rıza’nın intihar sebebini, “Babası ve kız kardeşi Leyla’nın ölümü sonucunda girmiş olduğu yoğun bunalım ve depresyon” olarak açıkladı, ancak bu da kamuoyunu ikna etmedi, aksine suçlayıcı oklar Rıza Pehlevi’yi işaret ederek güvensizliğe neden oldu ve aralarında gizli bir güç kavgası sonucu, ailenin ikinci erkek üyesinin ön plana çıkma iddialarını gündeme getirdi.

İran Millî Şurası (National Council of Iran)

2009 yılında İran’da Ahmedinejad’ı ikinci kez iktidara getiren tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra başlayan ve aylarca, hatta yıllarca ülke siyasetinin ana gündemini oluşturan protesto dalgası, yurtdışında muhalefet cephesinde de bir hayli hareketliliğe neden oldu. Sistemin içinden açık ve görünür bir şekilde başlayan itirazlara sokak eylemleri de geniş bir biçimde eşlik etti. Hâkimiyet içinde derin ihtilafların dışa vurulduğu hesap edilen bu olaylar, İran İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesini bekleyen gruplarda hayallerine kavuşma umudunu güçlendirdi. Muhalif cumhurbaşkanı adaylarının reformcu profile sahip olmaları ilk başlarda bu itirazların da iki ana grup içerisinde tezahür edeceği düşünülüyordu. Fakat gün geçtikçe liderlerin halkla iletişimi zorlaşarak, nihayetinde Mir Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi ev hapsine mahkûm edildi. Hükümetin sert tavrı ve muhalefet liderlerinin söylemlerinde halkın isteklerini çok az dile getirmesi, sokaktaki insanlarda ciddî bir hayal kırıklığına yol açtı. İnsanların yaşadığı bu hayal kırıklığı ilk etapta reform ve hükümetin halka yakınlaşmaması yönünde değerlendirilse de, göstericiler zamanla reformculardan uzaklaşarak, reforma olan umutlarını kaybettiler. Hal böyleyken, ülkeden uzakta ve sadece ellerindeki sınırlı medyayla yetinen muhalif gruplar daha da öne çıkarak, odak noktası haline geldiler. Saltanatçılar ve Rıza Pehlevi’nin İran’ın siyasî arenasındaki konumuna bakacak olursak özellikle okumuş kitleler tarafından çok ciddiye alınmadığı ve söylemlerinin bu kesimlerde karşılık bulmadığı gözlemlenmektedir. Fakat ülke içinde, halkın memnuniyetsizliğini ortadan kaldırıp umutları yeşertecek ortak bir isim bulunamadığından ülke dışındaki muhalif grup ve kişilerin halkın nezdinde etkisi daha belirgin gözükmeye başladı. Bu ortamda Rıza Pehlevi saltanatçıların ağırlıklı olarak toplandığı bir platformda yeni bir hamleye hazırlandı. İran Millî Şurası, 2013 yılında Paris’te saltanatçıların ve onlara sempati duyan diğer rejim karşıtı şahısların bir araya gelmesiyle kuruldu. Bu platformun başkanlığını ve sözcülüğünü kuruluşundan itibaren Rıza Pehlevi üstlendi. Saltanatçıların gerçeklerden uzak ve fantastik söylemleri; platformda faaliyet gösteren bazı ünlü simaların sayesinde ve ülke içindeki sorunların etkisiyle belirli ölçüde önem kazandı. “İran Millî Şurası” üç aşamada amacına ulaşacağını açıkladı:

Birinci aşama; İran İslam Cumhuriyeti’nin tasfiyesi ve geçici hükümetin kurulması,

İkinci aşama; geçici hükümetin yeni anayasa hazırlaması,

Üçüncü aşama; millî, demokratik ve aynı zamanda dünya ülkeleriyle barışık bir devletin kurulması.

Amacını ve ona ulaşma aşamalarını “Özgür Seçim İçin İran Millî Şurası” sloganıyla açıklayan kuruluş, Rıza Pehlevi’nin o zamana kadar en profesyonel ve ciddî yürüttüğü kampanya olarak değerlendirilebilir. Kemikleşmiş klasik saltanatçıların çetelerinden uzaklaşarak çağdaş, kapsayıcı ve modern bir görünümle yürüttükleri reklam kampanyası, halk nezdinde Rıza Pehlevi için babasından miras aldığı yenilmiş profil yerine muhalif bir olgun siyasî karakteri ortaya çıkarmayı kısmen başardı. Rıza Pehlevi, ülke içindeki bazı rejim muhaliflerinin başta ABD olmak üzere Batıdan yeterince destek alamadıklarını ve yurt dışında etkin bir lobicilik faaliyetinin bulunmamasını değerlendirip bu boşluğu doldurabilecek en önemli isimlerden biri olduğunu düşünerek, söylemini değiştirmeye başladı. O, ciddiye alınabilir bir lider profiliyle ortaya çıkabilmek için, geleneksel saltanatçı ve eski rejimden kalma emekli bürokratların televizyon kanallarında verdikleri mesaj ve söylemlerden farklı olarak, daha kapsayıcı bir dil ve söylemle geniş kitlelere hitap etmeye çalıştı. Bunun için reklam kampanyalarını daha ciddî ve profesyonel bir biçimde şekillendirerek, kendisini muhalefeti bir araya getirebilen ana karakter olarak gösterme çabasını hızlandırdı. Fakat birkaç yıl sonra, 16 Eylül 2017’de “İran Millî Şurası”nın üyelerinin arasında yapılan dönemlik seçimlerde aday olmayacağını duyurarak görevden ayrıldı.

Fereşgerd (Revival/فَرَشگَرد)

28 Aralık 2017 tarihinde beklenmeyen bir şekilde İran’ın Meşhed kentinde başlayan hayat pahalılığına karşı protestolar, kısa sürede İran’ın geneline yayıldı. Bu protestoların özellikle toplumun alt kesimleri üzerindeki yankısı sonucunda, kısa sürede onlarca küçük şehri harekete geçirmesi, uzmanların beklentilerinin dışında olmasa da, hızla yayılması şaşırtıcı ve rejim muhaliflerine umut verici oldu. Ambargoların sonucu olarak kabul edilen bu geniş ayaklanma başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin ekonomik anlamda uyguladıkları baskı, rejimi dize getirebilme olasılığını da bir nevi ileri sürmüştü. Bu durumda, herkesten daha çok heyecanlanan saltanatçıların yanı sıra radikal rejim muhaliflerinin de canlanmasına ve yeniden harekete geçmesine neden oldu. Bu hareketlerin en popüleri de Fereşger isminde bir grubun 17 Eylül 2018 tarihinde resmen faaliyete başladığını duyurması idi.

İlk önce bu grubun isminin kelime anlamına bir bakalım; Avesta’dan alındığı söylenen ve fereş+gerd kelimelerinin birleşmesiyle ortaya çıkan Fereşgerd, yenilenme, canlanma, tekrardan dirilme anlamına gelmektedir. Zerdüşt inancına göre, Fereşgerd, tüm yaradılışın kötülüklerden arınarak iyiliklerin dünyada hâkim olduğu kutsal bir günün adıdır. İslam’daki mahşer felsefesine yakın görünse de, Zerdüşt inancına göre, Fereşgerd olayında hesap görme günü yerine kötülüklerin gitmesiyle iyiliklerin dünyaya hâkim olduğu gündür.
“Ama neden bu isim” diye soracak olursak, asıl burada saltanatçıların hiç değişmeyen çizgisinin öne çıktığını tekrar görmek mümkündür. Pehlevi Hanedanı çağdaş İran millî kimliğini Fars etniği üzerinden inşa eden ilk siyasî güçtür. Saltanatının 2500 yıllık bir geçmişe dayandığını iddia eden bir hükümranlık, kendisini geçmişin devamcısı olarak sunmakta ve bu durumu İslam dini ile değil, eski Farsların dini olarak gösterdiği Zerdüşt diniyle açıklamaktadır. Ayrıca İran’da gerek Pehlevi, gerekse İran İslam Cumhuriyeti döneminde öne sürülen, hatta yoktan var edilip üretilen “millî kimlik”, Fars etniğine ve ırkçılığına dayalı radikal bir milliyetçilikle tanımlanır. Bu yaklaşım ilk günden beri ötekilere karşı pozisyon alarak kendini korumaya çalışmıştır. Bu düşünceye göre, dinî hassasiyeti olan toplumun ötekileştirilmiş üyelerinin tepkisine neden olunmaması amacıyla, doğrudan İslam’a değil, Araplara ve Türklere karşı bir nefret ve düşmanlık beslenmesi daha uygundur. Bu yaklaşım rejim değişikliğine rağmen aynı hızla hala devam etmektedir. İşte tam burada medya güçleri vasıtasıyla kendini topluma empoze etmeye çalışan “asilzade”, “vatansever” ve “kurtarıcı” rolündeki bir karakterin, düşüncelerini ve yaklaşımını tahmin etmek çok da zor olmasa gerek. Bu oluşuma göre, Rıza Pehlevi; liderliğin olmazsa olmaz vasıfları olan vatanseverlik, herkes tarafından beğenilme, Fars milliyetçiliği ve elit kesime hitap etme özelliklerine sahip bir şahsiyettir. 1925’ten itibaren İran’ın resmî siyasî yaklaşımı olan aşırı Fars milliyetçiliğinin ülkedeki diğer etnik grupları içinde eritme ve görmezden gelme anlayışı doğrultusunda faaliyet gösteren Rıza Pehlevi’nin siyasî alanda ne kadar başarılı olabileceğini zaman gösterecek, ama bugüne kadar İran’daki reformcu ve muhalif güçleri birleştirmekte ve toplumun tümünü harekete geçirmekte başarısızlığının en büyük nedenini de bu özellikte aramak lazımdır.

Fereşgerd, faaliyete başlama bildirisinde açık bir şekilde Aralık 2017 itirazlarına değinerek, halkın memnuniyetsizliğinden rejim değişikliğine ulaşmak için yararlanmaya çalışacağını vurgulamıştır. Ayrıca ABD Başkanı Trump’ın rejimi değiştirmek için uyguladığı ambargoları açık bir şekilde savunarak, yaptırımların daha da sertleşmesini istemiştir. Batılı güçlerle işbirliği içerisinde olduğunu saklamayan Fereşgerd, bir lobicilik faaliyeti sonucunda ortaya çıktığını da açıklamaktadır. Seküler ve Liberal bir demokrasinin gelmesi için çalıştığını iddia eden Fereşgerd, Rıza Pehlevi’yi yurtdışında olan rejim muhaliflerini bir araya getirecek ve hedefe taşıyabilecek lider olarak öne sürmekte ve rejim değişikliği konusunda yol haritası olarak halkın ayaklanması yönünde bir çaba sarf ettiğini duyurmaktadır.

İran Millî Şurası’ndaki başkanlık görevine son veren Rıza Pehlevi, şu anda faaliyetlerini tamamen Fereşgerd platformu adı altında yürütmektedir. Dile getirdikleri sloganın “İran’ı geri alacağız” şeklinde olması ve Rıza Pehlevi’nin adından bahsedilirken şehzade sıfatının hiç eksik olmaması, arzu ettiklerinin saltanat sisteminden başka bir şey olmadığına şüphe bırakmamaktadır. Fakat meşrutiyet saltanatı, gelecek rejimin belirlenmesi için referandum ve yeni anayasa gibi konuları öne sürerek, daha kapsayıcı ve yumuşak bir söylem yürütmeye çalışmaktadırlar.

Geleceğe Vadettiği Yönetim Şekli ve Fars Milliyetçiliğinin Belirleyici Rolü

Rıza Pehlevi konusunda asıl kafaları karıştıran noktaların biri de gelecek ve rejim değişikliği sonrası için vadettiği yönetim şeklidir. Özellikle Milli Şura’yı kurup bir nevi ciddî siyasî faaliyete başladığından itibaren sürekli ismine takılan Şehzade ünvanlından görünümde kurtulma çabasında bulunduğunu görebiliriz. Her ne kadar Saltanatçıların, özellikle Pehlevi hanedanına duyduğu vefa ve sağladıkları maddî imkânlardan vaz geçemese de, bu kemikleşmiş söylemle ülkenin genç nüfusunda kayda değer bir kitleye hitap edemediğini de iyi biliyor. Bu yüzden anlaşılan o ki arkada yapılan bir anlaşma sonucu Rıza Pehlevi sözde de olmuş olsa, padişahlık unvanlarından uzak durarak kendinden bir Süpermen ve demokrat karizması çizmeye çalışıp gelecek rejimin şekli konusunda da “ben saltanat istemiyorum, bunu milletin iradesine bırakmalıyız” gibi açık uçlu açıklamalarla kendisinin de ifade ettiği gibi tüm muhalifleri rejim değişikliğine yönlendirmeye çalışıyor.

Özellikle son 10 yıldaki faaliyetlerini faktör alırsak, Rıza Pehlevi’nin en az söylemde demokratik diyalog yürüterek, reklam kampanyalarında kendini milletin iradesi karşısında teslim olacağını söylediğini görebiliriz. Kısacası, babadan oğula geçen bir saltanattan şimdilik söz etmemeye özen gösterdiğini gözlemlemek mümkündür. Günümüzde çok önemli görünmese de, bu bilgiyi de burada kaydetmemiz de fayda var. Rıza Pehlevi 3 kız çocuğu babasıdır. Model ve İnstagram fenomeni olan büyük kızı dahil hiçbir çocuğunun siyasî faaliyeti bulunmamaktadır. Hatta radikal bir değişiklikle saltanatın babadan kıza geçeceğini varsayarsak bile, şu anda 59 yaşında olan Rıza Pehlevi’nin saltanatı sürdürebileceği konusunda şanslı olduğu söylenemez.

İran’da her geçen gün daha çok tartışmaya açılan federatif ve adem-i merkeziyetçi yönetim şekli konusunda da Rıza Pehlevi’nin tartışmalı ve hatta radikal diyebileceğimiz açıklamaları mevcuttur. Örneğin bir açıklamasında, Fars etniğini temel alarak İranlı üst kimliğini vurgulamakla birlikte diğer etnik ve dini azınlıkların kimliklerinin de resmiyete tanınması gerektiğinden söz etmişti. Fars etnik kimliğini tek meşru vatandaş tipi olarak resmiyete tanıyıp başkalarını yok sayma pahasına katı bir ırkçı yönetim tarzının siyasal temellerini atıp sürdüren Pehlevi şahlığının mirasçısı olan, üstelik şehzade unvanını sırtlanan bir iktidar iddialısından bu gibi açıklamalar radikal sayılabilir. Rıza Pehlevi Fars radikal milliyetçiliğinin temellerinden sayılan Farsçanın resmi dil olma gerekliliğini en ılımlı açıklamalarında vurgulasa da, federalizm yönetim şeklini kabul ettiğine dair sarf ettiği cümleler de önemli sayılır. Nitekim, bu açıklamaların ardından, özellikle geleneksel saltanatçılar ve Fars milliyetçileri bu açıklamaya ciddî tepki gösterdiler. Hatta bir grup saltanatçı bildiri yayınlayarak Rıza Pehlevi’yi saltanat değerlerine saygısızlık etmek ve ülkeyi parçalamaya sürüklemekle suçladı. Fakat Rıza Pehlevi en son İran İnternational televizyon kanalının programındaki açıklamasında, tipik saltanatçıların savunduğu üst İranlı (Fars) kimliğinden ayrılmayarak, radikal Fars milliyetçilik değerlerini millî değer gibi öne sürmüştür. Rıza Pehlevi bu televizyon programında, “İran, Türklerin ve Arapların saldırısına uğradı ve bu yüzden geri kaldı” cümlesiyle seleflerinden farklı düşünmediğini, federalizm konusunu da diğer etnikleri kendine yakınlaştırmak amacıyla söylediğini bir kez daha kanıtlamış oldu. Rıza Pehlevi İran Türkleriyle ilgili uydurma “Azeri” kelimesini kullanarak, Fars milliyetçilerinin ana düşüncesini tekrar savunup Türklerin talep ve itirazlarına karşı duyarsız olduğunun, iktidara geldiği durumda Farslaştırma politikalarını sürdüreceğinin sinyalini verdi.

Rıza Pehlevi’nin Maddî Kaynakları

Rıza Pehlevi hakkında işin en karamsar yanı, belki de tam bu nokta. Pehlevi hanedanının devrim öncesi ve esnasında ülkeden kaçırdıkları mal varlıkları hakkındaki rivayetler çok değişik ve farklıdır, ancak kesin olan şu ki ciddî bir miktarın ülkeden çıkarılmıştır. Bu miktar bir rejimi değiştirmeye yetmez belki, ama özgürlük vadeden bir siyasî lider için kara leke olarak iyi puan sayılmaz. Rıza Pehlevi’ye geçim kaynağı sorulduğu zaman “annem destek çıkıyor” cevabı ve ne iş yapıyorsun sorusuna ise “siyasî mücadele veriyorum” yanıtı bu kara lekeyi temizlemeye yetmeyeceği gibi ona karşı olumsuz bir algıya da neden olmuştur. Fereşgerd’in başında olan Rıza Pehlevi ve bu platforma üye olan kişilerin ciddî ve net bir şekilde hiçbir zaman inkâr etmedikleri husus, başka devletlerden maddî destek almalarıdır. Lobicilik faaliyeti adı altında meşruiyet kazandırılmaya çalışılan maddî kaynak, başta ABD olmak üzere Suudi Arabistan gibi İran’ın bölgesel düşmanlarından da sık sık alındığı iddialar arasında yer almaktadır.

Son yıllarda daha çok gündemde olan Rıza Pehlevi, son olarak Aralık 2018’de tekrar gündemin ana karakteri oldu. ABD’nin başkentinde Washington Enstitüsü’ne konuk olan Pehlevi, gazetecilerin sorularını cevapladı. Pehlevi çok tartışmalara yol açan bir açıklamada bulunarak Batılı ülkelere İran İslam rejimi ve yetkililerine ait mal varlıklarına el koymalarını ve “demokrat muhaliflere” verilerek rejimi devirmek için maddî kaynak sağlanmasını istemişti. Batılı ülkeler, özellikle Avrupa’yı İran rejimine karşı radikal bir muhalif duruş sergilememekle eleştiren Rıza Pehlevi, İran İslam Cumhuriyeti rejiminden kurtulmanın tek yolunun etkin bir şekilde muhalefet yapan gruplara ciddî siyasî ve maddî destek sağlanmasının kaçınılmaz olduğunu savunuyor.

Rıza Pehlevi’nin Liderliği İran’da Karşılık Bulur Mu?

İran’da “İranlılar ne istemediklerini bilirler, ama ne istediklerini hiç bilmezler.” diye meşhur bir söz vardır. Bu söze derinlemesine bakıldığında, aslında gerçeklik payı olduğunu görmek mümkündür. Gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi İran siyasî tarihinde de lider profilinin ne kadar önemli ve belirgin bir yere sahip olduğunu görebiliriz. Bunun en son örneğini 1979 İslam Devrimi’nde Ruhullah Humeyni’nin oynadığı rolde de görmek mümkündür. 79 Devrimi’nin en büyük kaybedeni olarak Rıza Pehlevi’nin başında olduğu platformun seçtiği slogan çok anlam ifade etmektedir; “İran’ı geri alacağız.”

Fereşgerd’in kurulduğu günden itibaren yürüttüğü “Milyonluk Meydanlar” kampanyası, Aralık 2017 protestolarından umutlanarak tekrar ve daha geniş, hatta rejim değişikliğine varacak kadar kapsayıcı protesto ve grevler düzenlemeyi planlamakta ve arzu etmektedir. Ancak İran’ın içinden gelen desteğin çok az ve sığ olduğunu göz önünde bulundurursak, Rıza Pehlevi’nin etkin bir yere sahip olmadığı şimdilik ortaya çıkmaktadır. Nitekim Fereşgerd grubu da işe başladığı günlerdeki özgüvenle kampanyalarını devam ettiremiyor ve daha çok lobicilik faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyor. Tabii ciddî bir iddiaya sahip olduğu için de ülkede olası bir isyan hareketini de hızlı bir şekilde sahiplenip yönetmeye çalışabilir. İlerleyen süreçte İran’ın özellikle ambargolar yüzünden geçirdiği ekonomik anlamda zor günler dikkate alındığında, Aralık itirazları gibi hayat pahalılığından kaynaklı toplumsal protestolar da tekrar yaşanabilir. İşte bu ortamda İran içinde tüm gücünü kitlelerin sokak itirazlarına ve yurtdışında ise rejim karşıtı devlet yetkilileriyle müzakereye odaklayan Pehlevi’yi görmezden gelemeyiz, yok sayamayız!

Taha KERMANİ- Gazeteci

Bu yazıyı paylaşın

Benzer Konular

İRAN’DA MODERNLEŞME HAREKETİ ve DEMOKRATİKLEŞME ÇABALARI-İBRAHİM RAMAZANİ

Eğer demokrasi günümüz anlamında hâkimiyet hakkının halka ait olması ve hükümet yetkililerinin halk tarafından seçilmesi, …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *