Ana Sayfa / ANALİZ / TAHRAN ABD’NİN PETROL AMBARGOLARIYLA NASIL BAŞ EDECEK?!-TAHA KERMANİ

TAHRAN ABD’NİN PETROL AMBARGOLARIYLA NASIL BAŞ EDECEK?!-TAHA KERMANİ

ABD’nin Avrupalı müttefikleri ve ülke içinde anlaşmaya destek verenler, büyük çabalara rağmen Başkan Donald Trump’ı İran’la imzalanan mutabakata sadık kalmaya ikna edemediler ve nihayetinde ABD tek taraflı olarak anlaşmadan çıktığını ilan etti. Trump, 2015’te gerçekleşen müzakerelerle ilgili “Zamanında yapıcı bir anlaşmaya varmak kolay olabilirdi. Ama bu yapılamadı” açıklamasında bulundu ve tekrar İran hükümetini masaya oturtmak için yıkıcı yaptırımlara başvuracağını söyledi. Başta ABD olmakla Batının İran’a yönelik siyasî ve ekonomik yaptırımları İslam Cumhuriyetinin kurulma tarihiyle beraber anılır, ancak bu sefer durum çok daha ciddî görünür.

CIA Direktörlüğü’nden ABD Dışişleri Bakanlığı’na geçen Mike Pompeo, Tahran’la yeni anlaşmaya varmak ve ilişki kurmak için 12 şart öne sürmüştü. İran’da rejim değişikliğiyle tehditte bulunan Pompeo, tarihteki en güçlü baskı ve yaptırımla İran’ı ezeceğiz ifadesini kullanmıştı. ABD’nin İran’a karşı rahatsızlık duyduğu noktaların tamamı bu 12 maddelik ön şartlarda sıralanmıştır. Müzakere için öne sürülen bu şartlar, o kadar ağır ve kapsayıcı ki Tahran yönetimi uygulamaya başladığı takdirde kendi kuruluş felsefesini ve hüviyetini kaybedebilir. Trump yönetiminin de ismen olmasa da fiilen İran’da rejim değişikliliğini takip ettiği yok sayılmayacak kadar ciddî bir mesele olarak ortadadır.

Peki, plan ne? ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Hazine’nin İran’la iş yapan şirketlere kontratlarını sonlandırmaları için 180 gün süre vereceğini söyledi. Yaptırımlar İran’ın ABD ile doğrudan yaptığı ticari ilişkilerle birlikte ve hatta daha önemlisi diğer ülkelerle olan ilişkilerini hedef almaktadır. Nitekim Obama döneminde de olduğu gibi ambargoları ihlal edenlere ağır cezaların ön görüldüğü ve Trump’ın bu konuda kararlılığı Tahran’ı tehlikeli bir uçuruma sürükleyebilir. İran’ın can damarı olan petrol zenginlikleri adeta bir baş belasına dönüşüp tabiri caizse “at var, meydan yok” deyimine mahkum edilerek, ülke sahip olduğu servetleri satıp paraya çevirmekte sıkıntılı bir sürece itilmiştir. ABD’nin Maliye ve Hazine Bakanlığının uyguladığı yaptırımlar ilk etapta 6 Ağustos 2018’de hayata geçirildi. Bu yaptırımların yürürlüğe girmeden önce 90 günlük bir adaptasyon süresinin uygulanacağı duyuruldu ve İran’la ticari ilişkiler yapan şirket ve firmalardan İran’la ilişkilerine son vermeleri istendi. Bu yaptırımlar, İran parasının değerlini, hükümetin dövize ulaşımını, otomobil sanayii ve birçok kritik can damarını hedef aldı, yürürlüğe girmeden bile etkilerini en açık haliyle toplumda göstermeye başladı. İran’da ABD Doları fırlarken, millî para kısa sürede tarihî bir düşüş yaşadı. Nükleer anlaşmayı başından beri savunan AB tarafları Trump’ı anlaşmayı terk etmemeye ikna edemedikleri gibi, otomobil sanayilerini de İran’la çalışmalarını devam ettirmeye ikna edemediler. Örneğin ilk etapta Citroën ve Peugeot şirketleri ticari ilişkilerini sonlandıracaklarını duyurdular. Ardından Volkswagen ve birçok başka büyük şirket de İran’ı terk edeceğini duyurdu. Otomobil üretiminin ülke sanayiinde önemli yere sahip olmasıyla birlikte neredeyse tüm modellerde dışa bağımlılık yüzde 15 ile 80 arasında değişmekte ve bu yaptırımların İran’ın hasta ekonomisine indirilmiş bir darbe daha demektir.

Yaptırımlar bununla da sınırlı değil. Özellikle ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından planladığı ve 4 Kasım’da yürürlüğe soktuğu petrol satışıyla ilgili ambargolardır. Washington yönetiminin amacı ve sık sık dile getirdiği konu, İran’ın petrol satışının sıfıra indirilmesidir. Bu iddianın teknik olarak olasılığı tartışılsa da, AB’nin buna sert bir şekilde karşı çıkması ve var olan anlaşmanın sürdürülmesi için direneceği yönündeki açıklamalarına rağmen daha başlamadan ekonomiye ciddî zarar verdiği ortadadır. Öte yandan Avrupa’nın pratikte ne kadar sözünü tutabileceği veya tutmak istediği de tartışma konusu. Avrupa ABD’nin tek taraflı anlaşmadan çıkmasına karşı İran tarafının haklarını savunmak adına bir takım garantör işler yapacağını duyurmuştu, fakat bunların da ne kadar çözüm olabileceği şüphe konusu. AB Tahran’la malî ilişkilerini yürütmek adına bir malî kanal oluşturacağını belirtmişti. Fakat ismi açıklanmayan bir diplomatın Financial Times gazetesine konuşmasına göre, hiçbir ülke bu kanala ev sahipliği yapmak istemiyor. Görünen o ki çözüm olarak sunulan bu yöntemler pratikte sonuç vermeyecektir.

 4 Kasım Sonrası İran’ı Neler Bekliyor?

ABD’nin yürürlüğü girmesi için 180 günlük bir adaptasyon süreci tanıdığı petrol ambargoları, 4 Kasım’da devreye girdi. İran’ın petrole bağlı ekonomisine büyük darbe indiren bu yaptırımları ve yasaklanan maddeleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:

– Ham ve işlenmiş petrol ile petrokimya ürünlerinin ticareti,

– İran liman işlemleri, gemi ticareti ve gemi inşa sektörü,

– Endüstriyel üretime entegre olan bilgisayar yazılımları,

– İranlı kişi ve kuruluşlarla ilgili tüm sigortacılık işlemleri,

– İran enerji sektörüyle ilgili diğer tüm işlemler.

Yukarıdaki maddelerden de anlaşıldığı gibi kâğıt üstünde İran’ın petrol satışının sıfırlanması için tüm yollar dikkate alınmıştır. Ancak bunlara rağmen pratikte sıfırlanması pek mümkün gözükmese de, ciddî bir düşüş yaşanması, kuşkusuz köşeye sıkışmış İran’ın boğazını biraz daha sıkacak. Obama dönemimdeki yaptırımlarda da ABD, müttefiklerini memnun edip ambargolarla ilgili maksimum işbirliği sağlamak amacıyla, özellikle İran’ın petrol müşterileri için “özel muafiyet izni” çıkartarak petrol ve doğalgaz almalarına sınırlı bir şekilde izin vermişti, aynı yöntem yine de uygulanacak gibi duruyor, ama eskisinden daha sıkı bir denetimle. Şöyle ki Amerika Dışişleri Bakanından İran’ın petrol müşterilerinin alış miktarlarını düşürme şartıyla sınırlı muafiyetlerin verileceği yönünde açıklamalar geldi. Bu muafiyetlerden hangi ülkelerin nasıl yararlanabileceği henüz netleşmedi, ama kesin olan şu ki petrol satışında ciddî bir düşüş yaşanacak ve bunun sarsılmış İran ekonomisine hiç de iyi bir haber olmayacağı aşikâr. Amerika Dışişleri Bakanının Hindistan, Çin ve Türkiye temasları ciddî bir şekilde yürütülüyor ve ABD eski petrol müşterilerini daha az alış için ikna etmeye çalışıyor. Her ne kadar siyasiler muafiyet alıp yaptırımlardan bir şekilde kaçmaya çalışsalar da, iş dünyasında ekonomik kaygılar devam ediyor. Örneğin İran’ın doğalgaz ve petrol müşterilerinden Güney Kore Dışişleri Bakanı muafiyetten yararlanmak için ABD’li mevkidaşıyla temasa geçse de, büyük şirketler İran pazarından çekilme kararını çoktan açıklamışlardı.

Yeni ambargolar gündeme geldikten itibaren, petrol ihracatının sıfıra indirilmesi iddiaları ve iddianın teknik olasılıkları ve pratikte iş dünyasının yaklaşımını göz önünde bulundurduğumuzda İran’ın petrol satışında ciddî bir düşüş yaşandığını ve maddî kaynakların azaldığını görebiliriz.

İş dünyası ve yatırımcının en temel birinci ihtiyacının güvenlik ve istikrar olduğu kabul edilirse, ABD’nin siyasal ve ekonomik egemenliği aracılığıyla bu faktörü etkilediği gözlemlenebilir. Öte yandan petrol satışının düşüşüyle ilgili yeterince dikkate alınmayan önemli bir konu daha var, o da İran’ın gelecekte piyasadaki payını tekrar geri kazanmayacak bir şekilde kaybetmesi ve yerini ABD ile aynı safta yer alıp İran’ı ortak hedef olarak kabul eden Suudi Arabistan başta olmakla körfez Arap ülkelerine bırakmasıdır. Ambargoların devam etmesi durumunda İran’ın klasik müttefiklerinin de Tahran’ı yalnız bırakacakları muhtemeldir. En büyük müşterilerin başında gelen Çin yönetimi, petrol şirketlerinden İran’la petrol ticaretini kesmelerini istedi. Çin, CNPC ve Sinopec’ten İran petrolünü satın almamasını istedi. Son olarak da Bank of Kunlun İran’dan ödeme kabul etmeyeceğini duyurdu. Öte yandan İran’ın Petrol ve Enerji Bilgilendirme Ağı-ŞANA sitesinin haberine göre, dünyadaki petrol rezervinin üçte ikisini elinde bulunduran 12 ülkenin üye olduğu OPEC üyelerinden Suudi Arabistan ve Rusya, İran’ yönelik ambargolar sonucunda petrol piyasasındaki boşluğu doldurmak amacıyla üretimlerini anlaşmalara ters bir şekilde artırdıklarını açıklamıştı. Tahran’ın bu yöndeki rahatsızlığı Rusya ve Arabistan’ın üst düzey görüşmelerinde üretimlerinin artıracağını duyurmasıyla hat safhaya ulaştı. Şöyle ki İran’ın OPEC temsilcisi bu kuruluşun Rusya ve Arabistan tarafından “rehine” alındığını iddia etti.

Her ne kadar bu artışın piyasa fiyatlarının kontrolü için yapıldığı dile getirilse de, özellikle Arabistan’ın ABD’nin İran karşıtı siyasetlerinde Tahran’a karşı elinden geleni esirgemediğini açık açık ifade etmiştir. Kısacası, 4 Kasım sonrası İran ekonomisinin ciddî olarak sarsılmasıyla birlikte, aylardır devam eden toplumsal itirazların da yayılabileceği ve siyasî sorunları da beraberinde getirebileceği öngörülmektedir.

Taha KERMANİ- Gazeteci

Bu yazıyı paylaşın

Benzer Konular

İRAN’DA UYUŞTURUCU MADDELER VE GÜVENLİK MESELESİ-TAHA KERMANİ

Uyuşturucu maddeler ülke veya toplumları birçok açıdan etkileyebilmektedir. Bu etkilerin incelenmesi ise bir hayli dikkat …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir