Ana Sayfa / ANALİZ / AHVAZ SALDIRISI VE İRAN’IN TERÖRE KARŞI MÜCADELESİ-TAHA KERMANİ

AHVAZ SALDIRISI VE İRAN’IN TERÖRE KARŞI MÜCADELESİ-TAHA KERMANİ

İran’ın Huzistan eyaletine bağlı Ahvaz kentinde askeri geçit töreni sırasında düzenlenen terör saldırısı, bakışları bu günlerde ABD ile başı dertte olan komşuya çevirdi. Haziran 2017’de IŞİD’in başkent Tahran’daki saldırılarından sonra en kanlı terör eylemi bu kez İran’ın güneybatısında yaşandı. Saldırının gerçekleştiği askeri geçit töreni, İran’ın “Kutsal Savunma” olarak adlandırdığı İran-Irak savaşının başlangıcının yıl dönümü münasebetiyle ülke genelinde düzenlenen onlarca askeri geçit töreninin birinde oldu. Açıklanan resmî bilgilere göre, saldırıda 25 kişi hayatını kaybetti, 60 kişiden fazla kişi de yaralandı. Ölen ve yaralılar çoğunlukta asker olmakla birlikte töreni izlemeye gelen sivillerden de ölen ve yaralananlar oldu. Gerçekleşen saldırının muhtemel sonuçları sadece ülke sınırları içinde kalmayıp uluslararası toplumu da etkilemiştir. Saldırının buraya kadar bilinen faillerinin yanı sıra, terörün yeri ve zamanı da bir hayli anlam ifade ediyor. Saldırıdan hemen sonra bölgede aktif olan Arap milliyetçisi ayrılıkçı El-Ahvaziye Örgütü sözcüsü saldırıyı üstlendi. Hükümetten gelen ilk suçlamalar da bu yönde olunca bu grup olayın faili olarak tabloda netleşmeye başladı. Fakat daha sonra IŞİD’in yayın organı olan Amak, Ahvaz saldırısını üstlendiğini duyurdu. Açıklamada İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin de olay yerinde olduğu ileri sürüldü. Ancak Ruhani, Ahvaz’da değil, başkent Tahran’da düzenlenen askeri geçit törenine katılmıştı. Hatta Tahran’daki törende yaptığı konuşma canlı olarak yayımlandı. Örgüt daha sonra bu iddiayı düzelterek Ruhani’nin Ahvaz’daki törene katılmadığını belirtse de, saldırganların kimliği konusunda kafaları iyicene karıştırdı. Gerçi IŞİD daha sonra saldırganlara ait olduğunu iddia eden ikinci bir video görüntüsünü de paylaştı ama bahsi geçen terör eyleminde esas tartışma konusu, faillerin kim olduğu değil, sonuçların ve İran’ın cevabının ne olacağıydı.

Saldırıyı ve onun iç ve dış tesirlerini olası hipotezler altında değerlendirebiliriz.

Saldırıda İran hükümetinin eli olabilir mi? Kârı ve kaybı ne olabilir?

Bu varsayım İran’da hükümete olan güvensizlikle birlikte daha önce benzer olaylarda şeffafsızlıkla sonuçlandığından her zaman ortaya konulur. Şöyle ki birbiriyle rekabet halinde olan, hatta zaman zaman zıt düşen Devrim Muhafızları Ordusu ve diğer güvenlik ve istihbarat güçlerinin sürtüşmesinden doğabilecek bir olasılık söz konusudur. Nitekim daha önce de Ayetullah Ali Hamaneyi’ye yakınlığıyla bilinen Devrim Muhafızları İstihbarat birimi, Ruhani hükümetini başarısız göstermek adına kabineye bağlı olan İstihbarat Bakanlığıyla karşı karşıya gelmiştir. Peki, bu hipotez doğruysa rejimin elde ettiği ne olabilir?

Bir kere Ruhani’nin New York ziyareti ve BM Genel Kurulu’nda konuşma öncesinde, uluslararası camiada Ortadoğu’da terörü desteklemekle suçlanan Tahran yönetimi sağlam bir bahane elde etmiş olacaktı. Sınır ötesi askeri operasyonlarını meşru gösterebilir, ABD’nin İran’ı terör devleti olma gerekçesiyle tek taraflı anlaşmayı terk etmesine karşılık, kendisini terör kurbanı gösterip, meşruiyet kazanması açısından yararlanılabilirdi.

İç siyasette ekonomik zorlukların artmasıyla birlikte kamuoyu tarafından sınır ötesi askeri müdahalelerin meşruiyeti ciddi şekilde sarsılmış vaziyettedir. Bu yüzden hükümetin “Suriye’de savaşmazsak sınırlarımızda savaşmak zorunda kalırız” propagandası az da olsa kabul görebilir. Ayrıca güvenlik meselesini gerekçe göstererek, ülke atmosferini daha da sıkıyönetim haline sokup muhalifleri kolayca sık boğaz edebilirdi. Ancak hipotezin kabul görünmemesine sayabileceğimiz gerekçeler de az değil. Şöyle ki İran İslam Cumhuriyeti’nin içeride ve dışarıda açmazda sıkışıp kaldığı nokta güvenlik değil, ekonomik meselelerdir. Yani Ali Hamaneyi ve taraftarlarını her geçen gün savunmasız hale getiren ekonomik sıkıntılar zerre kadar azalmamış, üstelik piyasadaki döviz kuru hız kesmeden artışına devam ediyor. Ayrıca saldırıda hükümetin parmağı olsaydı Huzistan eyaleti hiç uygun bir seçenek olmayacaktı. Çünkü Huzistan İran’ın Irak savaşından sonra sürekli yabancı güçlere karşı bir kale olarak tanımladığı propagandanın simge isimlerden sayılır ve olası bir projede seçilecek en son kentlerden biridir.

Saldırının Ülke İçindeki Boyutu

Yurtdışı müdahale ürününü Kasım Süleymani markasıyla paketleyen Tahran yönetimi, eskimiş malını yeterince satıp karşılığını bulmuştur. Ancak bugün halkın geçim derdi gündemi öyle işgal etmiş ki bunun dışında bir konu kâle alınmıyor. Her geçen gün artan enflasyon ve yokluk, halkın günlük hayatını olumsuz etkilerken, böyle bir kargaşa hükümetin yıkılmaz güvenlik profilini ciddî bir şekilde zedeliyor.

Dikkate alınması gereken başka bir konu İran’daki güç merkezlerinin kendi aralarındaki çekişmeleridir. İranlılar yoksulluklarının yönetimin dış politikasından kaynaklandığını düşünüyorlar. Zaman zaman itiraz sesini yükselten vatandaşların ilk ve en çok itiraz ettikleri husus, yönetimin Ortadoğu, özellikle Suriye’de yayılma siyaseti olmuştur. Dolayısıyla halk, ülke servetlerinin milletin menfaatlerine ters bir şekilde Suriye’de Beşşar Esed’e, Yemen’de Husilere ve Lübnan’da Hizbullah’a harcandığını düşünüyor. Kamuoyu Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve kabinesinin özellikle dış siyasette Ali Hamaneyi ve Devrim Muhafızlarının onayı olmadan hareket edemediğini biliyor. Hal böyle olunca, İran’da yönetim iki ana gruba ayrılmış durumda. Yani Ali Hamaneyi ve Hasan Ruhani kabinesi olarak değerlendirirsek pratikte Hamaneyi ve Devrim Muhafızları, özellikle dış siyasetten sorumlu tutuluyor. Bu mantıkla bakacak olursak Devrim Muhafızlarının halk içinde makbul görülebilecek tek faktörü yabancılara karşı sınırları korumak ve sınır güvenliğini sağlamaktır. Devrim Muhafızları Ordusu da bu kozu kullanarak az da olmuş olsa meşruiyet kazanmak için özellikle Şiicilik ve Fars Milliyetçiliği duygularını kullanıyor. Örneğin yaklaşık bir ay önceye geri dönersek, DMO’nun Kuzey Irak’ta muhalif Kürt terör örgütlerine karşı düzenlediği füze saldırısında bunu görebiliriz. Tahran bu gövde gösterisiyle, muhaliflere ciddiyetini göstermekle birlikte içeriye bir mesaj olarak da füze projelerine ve askeri harcamalara yapılan eleştirileri geçersiz göstermek istedi. Ama birkaç gün sonra, sıkıyönetimin uygulandığı en önemli eyaletlerden biri olan Huzistan’da, içeriye ve dışarıya iktidar mesajı vermek için düzenlenen askeri geçit töreninde onlarca askerin ölümüne sebep olan terör saldırısı istihbarat ve iktidar karizmasına büyük darbe indirdi, Devrim Muhafızları’nın tutunabileceği tek dal da kırılmış oldu. Sistem yanlıları muhafazakârlar arasında meşhur olan “refahımız yok ama güvenliğimiz var” sloganı ise dipten çöktü.  Saldırıdan bir kaç gün sonra 4 kişilik terör takımıyla bağlantılı oldukları gerekçesiyle kentte 300’den fazla kişi gözaltına alındı. Bu durum güvenlik güçlerinin ve istihbarat birimlerinin başarılı olması pozlarını halk nezdinde iyice itibarsız hale getirdi. Nihayetinde her ne kadar Ortadoğu’da terör sıradan bir olay gibi anılsa da, bu olaylardan nispeten uzak kalan İran da nasibini almaya başladı. Buna rağmen halk bugün terörü değil, günden güne fakirleşen sofrasını tartışıyor. Daha doğrusu, sorunlar o kadar büyümüş ve yayılmış ki onlarca kişinin teröre kurban gitmesi diğerlerinin yanında hafif kalıyor.

Saldırının Uluslararası Boyutu

Saldırının ilk dakikalarından itibaren Tahran Batı ve bölgesel müttefiklerini hedef almaya çalıştı. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ilk açıklamada, saldırının sorumlusu olarak “ABD ve terörün bölgesel destekçilerini” gösterdi. Zarif, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Eğitilen, silahlandırılan ve yabancı bir rejim tarafından desteklenen teröristler Ahvaz’a saldırdılar” ifadelerini kullandı. Devrim Muhafızları ise ilk andan itibaren Suudi Arabistan’ı hedef aldı. Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Ramazan Şerif, saldırının El-Ahvaziye adlı ayrılıkçı örgüt tarafından düzenlendiğini açıkladı. Şerif, söz konusu örgütün Suudi Arabistan tarafından desteklendiğini iddia etti. İran dini lideri Ali Hamaneyi, “Ahvaz saldırısını gerçekleştirenler Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından finanse edildi, ABD tarafından da desteklendi” dedi. Hamaneyi açıklamasında “Alınan bilgilere göre bu korkakça saldırı Irak ve Suriye’de tuzağa düştüklerinde ABD’lilerin yardımına koştuğu kişilerce yapıldı. Bu kişiler Suudi Arabistan ve BAE tarafından fonlandı” dedi. İran dini lideri açıklamalarının devamında saldırıyı planlayanların sert bir şekilde cezalandırılacağını ifade etti ve güvenlik güçleri daha araştırma ve şüphelileri gözaltına alma aşamasındayken gelen bu talimat sonucunda kimse faillerin gerçekten IŞİD veya El-Ahvaziye üyeleri olup olmadığıyla ilgilenmedi ve bu tartışmalar uzun sürmeden bitti. Suudi Arabistan İran’ın “yayılmacı” politikaları karşısında daha aktif bir siyaset izlemek zorunda bırakıldı. İki ülke arasındaki gerginlik Tahran’ın Irak, Suriye ve Yemen’de her geçen gün artan nüfuzuna karşılık Suudi Arabistan’ın Bahreyn ve Yemen’de askeri müdahaleye başvurmasıyla birlikte daha da tırmandı. Suudi Arabistan’ın Ocak 2016’da İran’a yakın Şeyh Nimir El-Nimir’i idam etmesi İran yönetimini de daha sert adımlara itmişti. Suudi Arabistan’ın İran’daki Meşhed Başkonsolosluğunun işgal edilerek ateşe verilmesi iki ülke arasındaki bağların kopmasına neden oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nde Cumhuriyetçilerin Donald Trump başkanlığıyla iktidara gelmesinin ardından İran ve Arabistan arasındaki ikili çekişme Riyad’ın lehine değişti. Suudi Arabistan ve bölgedeki müttefikleri Trump’ın İran’a karşı açtığı cephede daha da aktif yer aldılar. Bu sebeplerden dolayı iki taraf hem söylem olarak hem de pratikte birbirlerine karşı daha cesur bir yol izlemeye başladılar. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD’nin İran ile nükleer anlaşmadan ayrılması ve 2015’te askıya alınan İran yaptırımlarının yeniden uygulanacağı gündeme geldi. Enerji sektörünü de kapsayan yaptırımların ikinci bölümü 5 Kasım’da devreye girecek. İşte o zaman ekonomik dar boğazlarda yalnız bırakılan İran, körfezdeki komşularının desteğinden de mahrum kalacak görünüyor. Suriye konusunda Moskova ve Ankara’yla ortak adımlar atmaya başlayan Tahran, özellikle 5 Kasım’dan sonra başka sıkıntılarıyla nasıl baş edecek? İçeriden ve dışarıdan baskı altında kalan İran gününü kurtaracak müttefikler bulabilir mi? ABD ile tekrar masaya oturup yeni bir anlaşma sağlanabilir mi?

Taha Kermani- Gazeteci

Bu yazıyı paylaşın

Benzer Konular

İRAN’DA UYUŞTURUCU MADDELER VE GÜVENLİK MESELESİ-TAHA KERMANİ

Uyuşturucu maddeler ülke veya toplumları birçok açıdan etkileyebilmektedir. Bu etkilerin incelenmesi ise bir hayli dikkat …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir