Ana Sayfa / KONULAR / EKONOMİ / İRAN EKONOMİSİNİN GENEL YAPISI, ABD’NİN YAPTIRIMLARI VE İRAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNE ETKİLERİ- BABEK ŞAHİT

İRAN EKONOMİSİNİN GENEL YAPISI, ABD’NİN YAPTIRIMLARI VE İRAN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNE ETKİLERİ- BABEK ŞAHİT

Trump’ın ABD başkanı olmasıyla ABD’nin İran’a yönelik politik söylemi ciddî bir değişime giderek İran İslam Cumhuriyeti de Kuzey Kore ile birlikte ABD millî çıkarları için baş düşman ilan edildi. Bu bağlamda Eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde İran-ABD arasında gerçekleşen yakınlaşma Trump hükümetinde terk edilerek İran ekonomisinin önemli aktörlerinden biri olan Devrim Muhafızları Ordusu, ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırım listesine alındı. Trump hükümeti, DMO’yu yaptırım uygulanacak kurum ve kuruluşlar listesine aldıktan sonra Obama döneminde İran ve 5+1 ülkeler arasında yapılan nükleer anlaşmadan çıktı. ABD’nin İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çıkması İran ekonomisinin tekrar uluslararası baskılarla karşı karşıya kalacağı anlamına gelmektedir. Eski İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad döneminde Batılı ülkelerin İran ekonomisine uyguladıkları ambargolar İran ekonomisini çöküşün eşiğine götürmüştü. Günümüzde ABD’nin İran ekonomisine yönelik uyguladığı ambargolar İran’ın tekrar ekonomik tecrit yaşayacağını göstermektedir. Bu çalışmada İran ekonomisinin 100 büyük holding ve şirketinin ekonomik profili, ABD’nin yaptırımları karşısında İran’ın önündeki seçenekler ve İran-Türkiye ilişkilerine etkileri incelenmiştir.

İran Ekonomisinin Genel Yapısı ve ABD’nin Yaptırımları

İran ekonomisi, ne tam anlamıyla özel sektör öncülüğünde serbest piyasa ekonomisine dayalı bir sistem, ne de tam anlamıyla devlet tekelinde bir sistemdir. Bunun en önemli nedeni ve İran ekonomisini diğer ekonomik sistemlerle farklı kılan özelliği İran lideri Ayetullah Hameneyi’ye (Velayet-i Fakih erkine) bağlı vakıflar ve silahlı kuvvetlerin İran ekonomisindeki rolleridir. Bu oluşumların Ayetullah Hameneyi’den başka herhangi bir yere hesap vermemeleri, denetime tabi tutulmamaları, ekonomik faaliyetlerinin gizli tutulması ve ekonomik faaliyetleriyle ilgili bilgi ve istatistiklerin yayınlanmaması İran ekonomisini şeffaflıktan uzak ve ranta dayalı bir ekonomik sistem haline getirmiştir.

İran ekonomisiyle ilgili analiz yapmaya çalışan birçok araştırmacı ve uluslararası merkezin kullandığı istatistikler İran Ekonomi ve Malî İşler Bakanlığı’nın verileridir. İranlı ekonomistler ve resmî yetkililerin de defalarca dile getirdiği bir iddiaya göre bu veriler yalnız hükümetin ekonomik faaliyetleriyle ilgili veriler olduğundan ve paralel ekonomik oluşumların istatistiklerini kapsamadığından dolayı gerçek ve objektif durumu yansıtmamaktadır.

Bu iddia ve vakıfların İran ekonomisindeki rolleri dikkate alındığında İran ekonomisinin çalışma mekanizmasını gösteren ve İran ekonomisinin genel yapısından objektif bir görünüm sunan en işlevsel yöntem İran ekonomisinin omurgasını oluşturan büyük holding ve şirketlerin sektör dağılımı, hissedarları ve yıllık gelir/satışlarının incelenmesidir.

Bugüne kadar vakıflar ve silahlı kuvvetlerin mülkiyetindeki ekonomik oluşumların İran ekonomisindeki rolleri konusunda yayınlanmış kapsamlı çalışma bulunmamaktadır. Bunun için İran ekonomisini yöneten holding ve şirketlerin sektör dağılımı ve yıllık gelirlerinin incelemesinin ülke ekonomisinden objektif görünüm sunabileceği kanısındayız. İran Sanayi Yönetimi Kurumu 2015 yılında İran ekonomisini yöneten 500 holding ve şirketin listesini açıklamıştır (1). Bu kurumun yayınlandığı listenin önemi vakıflar ve silahlı kuvvetlerin mülkiyetinde bulunan holding ve şirketlerin bilgilerine de yer verilmesidir. İran Sanayi Yönetimi Kurumu’nun yayınlandığı listeye göre, İran ekonomisinin 100 büyük holding ve şirketinin sektör dağılımı şu şekildedir:

Tablo ve grafikte de görüldüğü gibi İran’ın ekonomik omurgasını oluşturan 100 büyük holding ve şirketin %27’si petrokimya, %21’i ise bankacılık sektöründe çalışmaktadır.

İran’ın 100 büyük holding ve şirketinin yıllık gelir/satış miktarlarını yabancı holding ve şirketlerin yıllık gelir/satışlarıyla kıyasladığımızda, İran ekonomisinin kötü durumda olduğunu gözlemleyebiliriz. Örneğin ülkenin en büyük ekonomik oluşumunun Millî Banka olarak yıllık 10 milyar dolar gelire sahip olması ve dördüncü sırada silahlı kuvvetlere ait İran’ın en büyük holdingi sıfatıyla Kadir Yatırım Şirketi’nin 6 milyar dolar ile yer alması, ülkedeki ekonomik krizi göstermektedir. Nitekim Kadir Yatırım Şirketi’nin yıllık 6 milyar dolar gelir/satışıyla yabancı büyük şirketlerin yıllık 800 milyar dolar gelir/satışı kıyaslandığında, İran’ın en büyük holdinginin yabancı şirketlerin karşısında küçük şirketler sıralamasına girdiği görülmektedir.

İran’ın 2025 stratejik vizyon belgesine göre son 8 senede İran ekonomisinin büyüme oranı %8 olmalıydı. Hâlbuki 1979 devriminden beri İran ekonomisi %2,5’tan fazla büyümeye şahit olmamıştır. Bu da ülkedeki stratejik belge ve planlamaların eyleme geçemediğini göstermektedir. İran devlet adamları bütün imkânları kullanarak, çeşitli stratejik planlamalar üretmiş ancak gereken sonuca ulaşılmamış, eylemde başarısız olmuştur.

İranlı ekonomistlere göre, İran ekonomisinin en büyük sorunu uluslararası pazardan tecrit edilişi ve üretim merkezli ihracat politikasının olmayışıdır. Bu durumda İran ekonomisi uluslararası sistemle entegre olmadığı takdirde, yakın gelecekte mevcut ekonomik düzenin tamamen çökeceğine dair ciddî endişeler ileri sürülmektedir.

İran ekonomisinin 100 büyük holding ve şirketinin profili ülke ekonomisinin petrokimya ve bankacılık üzerinde kurgulandığını göstermektedir. İran petrokimya sektörünün şu anda ihtiyaç duyduğu en acil mesele dış yatırım meselesidir. İran Petrol Bakan Yardımcısı Merziye Şahdayi’nin açıklamasına göre, İran petrokimya sektörünün mevcut durumdaki kapasitesi 64 milyon tondur. Petrol Bakanlığı’nın hazırladığı 10 yıllık bir programa göre bu rakamın önümüzdeki 5 sene içinde 100-110 milyon ton ve 10 sene içinde 140-150 milyon tona ulaşılması planlanmıştır. Bunun için de 55 milyon dolarlık bir yatırıma ihtiyaç duyulmaktadır ki dış yatırım olmadan imkansız gibi görünür (2).

ABD yaptırımlarının ilk etkisi İran’ın bankacılık sektöründe göründü. Yaptırımların neticesinde İran parası dolar karşısında hızlı değer kaybederek büyük bankalar iflas tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar. Benzer durum eski Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad döneminde de yaşanmıştı. O dönemde İran ekonomisine en büyük darbe uluslararası finans sisteminin İran’ın uluslararası para transferine getirdiği yasaklar üzerinden gelmişti. M. Ahmedinejad döneminde İran devleti petrol başta olmak üzere yabancı devletlere sattığı ürünlerin paralarını İran’a sokmakta zorluk çekmiştir. İran devleti ilk etapta yerel paralar üzerinden ticarî anlaşmalar yaparak bu zorluğu gidermeye çalıştı. Ancak ABD dolarının uluslararası ekonomideki yapısal baskın özellikleri bu projeyi sekteye uğrattı. İran’ın yerel paralar üzerinden başka devletlerle anlaşma yapması yalnız taraf ülkeyi kazançlı çıkarmış ve İran beklediği kârı elde edememiştir. Günümüzde İran bankacılık sistemi aynı sıkıntıyla karşı karşıyadır. Buna ek olarak Trump yönetimi İran petrolüne öngördüğü ve dile getirdiği ambargoları da yürürlüğe koyabilirse, İran ekonomisinin bel kemiğini oluşturan bankacılık ve petrokimya sektörleri iflas edip ülkenin ekonomik çöküş yaşayacağı en muhtemel gelecek olacaktır. Tabiri caizse bu durumda İran, Ortadoğu’nun Venezuela’sı olacaktır.

 İran’ın Önündeki Seçenekler ve Bu Seçeneklerin İran-Türkiye İlişkilerine Etkileri

İran tekrar bir ekonomik tecrit yaşarsa önündeki seçenekler pek fazla olmayacaktır. Çünkü bir kere İran’ın ABD karşısında geri oturup Batı’nın isteklerine boyun eğmeyeceğine kesin gözle bakılmaktadır. Zira İran’ın devlet yöneticileri zihninde yerleşmiş bir kanıya göre ABD devleti, Irak ve Libya’ya yönelik yaptıklarını aynen İran’a yönelik de yapmaktadır. İran’a göre nükleer anlaşmada yaşandığı gibi İran’ın ABD karşısında taviz vermesi hiçbir şeyi değiştirmeyecektir ve Batılı devletler bir sorun çözüldüğünde füze programı, insan hakları ve İran’ın bölgedeki varlığı gibi başka konuları sorun olarak öne sürecekler. Bu süreç de İran rejiminin devrilmesi ve ABD’ye yakın bir rejimin iktidara gelmesine kadar devam edecektir. Bu bağlamda İran ekonomisinin iflastan kurtulması için önündeki tek seçenek bölgesel ekonomik işbirliğini arttırmak ve Doğu ülkelerine yönelmek olacaktır. Bu bağlamda Rusya’nın yapısal ekonomik sorunları ve bölgedeki ülkeler içinde Türkiye hariç diğer ülkelerin İran ekonomisine herhangi bir katkı sunabilmeyecekleri gerçeği İran’ı Çin ve Türkiye Cumhuriyeti ile ekonomik iş birliğine itecektir.

İran’ın Jeopolitik adlı dergisinde yayınlanan ve dört uluslararası ilişkiler bölümü öğretim üyesinin kaleme aldığı “Arap Dünyası’ndaki Değişimlerin İran ve Türkiye’nin Bölgesel Politikalarına Etkileri” konulu araştırması İran’ın ekonomik tecrit yaşadığı takdirde Türkiye Cumhuriyeti’nin İran’a yönelik politikalarını öngörmeye çalışmıştır. Bu çalışmaya göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin İran’a yönelik dış politikası görece rekabet olmasına rağmen açık tehditten ziyade asimetrik tehdittir. Yani Türk dış politikası İran’ın zayıf yönlerini bildiğinden dolayı İran ile ilişkilerini pekiştirmek ve yakınlaştırmak isteyecektir. Çünkü İran’ın anarşik gücüne karşı Türkiye’nin ekonomik ve medyatik gücü (yumuşak gücü) Türkiye’yi kazançlı çıkaracaktır. Böylece Türkiye-İran yakınlaşması asimetrik karşılıklı bağımlılık oluşturup Türkiye Cumhuriyeti’ni güçlendirecektir. Bu çalışmaya göre Türkiye-İran ilişkilerinde Türkiye’nin elini güçlendirecek ve Türkiye lehine asimetrik karşılıklı bağımlılık oluşturacak stratejik kartları şunlardan ibarettir:

-Türkiye Cumhuriyeti, İran-Türkiye sınırındaki illere yatırım yapıp ekonomik merkezler ve fabrikalar açacaktır. (Böylece Türkiye’nin doğu illeri İranlılar için özellikle İran’ın kuzey batısında yaşayan nüfus için cazibe merkezi haline gelecektir.)

-İran’da Türk ürün ve marklarını satmak için temsilcilikler açıp İran pazarına girerek İran’ı Türk mallarının tekeline geçirecektir.

-İran’a karşı muhtemel uluslararası yaptırımlar uygulandığı durumda Türkiye’yi İran’ın paralarını transfer etmek için merkez ülke haline getirecektir.

-İran Türkü öğrencilere eğitim bursu vererek İranlı Azerbaycan Türkü öğrencileri Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinde okutmak isteyecektir. (Böylece İran’daki kalabalık Türk nüfusun varlığını kullanarak İran içinde yumuşak savaş yürütecektir.)

-İranlılara Türkiye Cumhuriyeti’nde ticarî şirket açmak için olanak sağlayıp Türkiye’yi İran mallarının satışı için güzergâh haline getirecektir. (Böylece Türk ekonomisi İran mallarının yeniden ithal ve ihracı için merkez haline gelecektir.) 

– Türkiye Cumhuriyeti’nde İran şirketlerinin sayısını artırmak isteyecektir. Nitekim Ak Parti iktidarı döneminde bu politika başarılı bir şekilde uygulanmış, Türkiye’de ticarî faaliyet yapan İran şirketlerinin sayısı 2002 yılında 319 iken, 2014 yılında 11470 şirkete yükselmiştir (3).

Peki, bu durumda İran millî çıkarlarının korunması için Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik nasıl bir dış politika güdümünde olabilir? Yani ikili ilişkilerde Türkiye’nin bu stratejik girişimini noksana uğratarak İran’ı kazançlı çıkarmak için hangi stratejiler sahaya sürecektir?

ABD’nin Georgetown üniversitesi öğretim üyesi ve İran’ın İslam Ansiklopedisi yazarlarından olan İran kökenli Shireen Hunter’in (Şirin Tahmasb) İran’ın Parsine internet sitesine verdiği demeçte bu konuyla ilgili görüşü dikkat çekmektedir. Obama döneminde Obama’nın başdanışmanı Veli Nasr ve NIAC kuruluşu ile birlikte ABD devleti ve İran devleti arasında arabuluculuk yapan Shireen Hunter verdiği demeçte İran devletine Türkiye’nin İran Türkleri içindeki ağrılığına dikkat etmesi gerektiğini ve Türk yatırımcılarının yatırımlarını İran’ın Bender-i Abbas gibi güney bölgelerine yönlendirmesini tavsiye etmiştir (4).

Shireen Hunter gibi İran reformistlerine yakın olan birçok isme göre İran, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmaktansa ABD ile uzlaşı peşinde olup uluslararası sisteme entegre olmakla sorunlarını çözmelidir. Yani reformist kesime göre, İran’ın mevcut durumdan kurtulmasının tek çaresi Trump yönetimiyle tekrar masaya oturmaktır.

Reformistlerin bu görüşüne karşı olan ve İran’ın güç merkezlerini tekellerinde bulunduran muhafazakâr kesim ise ABD ile uzlaşıya karşı olduklarını sıkça dile getirmektedirler. Muhafazakârlara göre İran devleti yurtiçine yönelik Direniş Ekonomisi Doktrini ismini verdiği ve kapalı ekonomi yöntemlerini anımsatan programı yürürlüğe koymakla sorunları çözebilir. Yurtdışına yönelik de bütün ticarî anlaşmaları yerel paralar üzerinden yapmak, Doğu ve Güney ülkeleri bankalarıyla sık ilişkiler kurmak ve birçok bankacılık işlemlerini doğu ülkeleri bankaları üzerinden yapmak, yabancı ülkelerde ünlü marka haline gelen zincir marketler ve hizmet sektöründeki firmalara ortak olmak ve yurtdışında özel ve tüzel kişiler adına takibi zor olan banka hesapları açmak ve bu vasıtayla İran devletine ait olan paraları İran içine sokmak yöntemleriyle İran üzerindeki yaptırımları hafifletebilir. Ayrıca bu çözüm yollarının etkileri yalnız ekonomik boyuta sınırlı kalmayıp sık ilişkiler kurduğu ülkelerle siyasal kader arkadaşlığı yapma imkânı verecektir. Nitekim Muhafazakâr kesim İran’ın bulunduğu durumu bir ekonomik savaş olarak değerlendirmekte ve savaş ekonomisi yöntemleriyle çözmeyi önermektedir.

Tahran Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada geçmiş yıllarda da denenen bu çözüm yollarının başarı oranı ölçülmeye çalışılmıştır. Tahran Üniversitesi Siyaset ve Hukuk Fakültesi’nin Siyaset adlı dergisinde yayınlanan bu çalışmaya göre M. Ahmedinejad döneminde yürürlüğe konulan bütün bu yöntemler başarısız kalmış, beklenen sonuçlara ulaşılmamıştır. “İran’a Yönelik Ekonomik Yaptırımlar Politikalarında Kaç Yönlü Balanssız Dengecilik” başlığıyla yayınlanan bu çalışmanın sonuçlarına göre M. Ahmedinejad döneminde İran’ın başvurduğu yöntemler şu sonuçları doğurmuştur:

-İran’da enflasyon hızlı bir şekilde yükselmiş, halkın refah oranı ve İran’ın üretim kapasitesi düşmüştür.

-Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü ve D8 ülkeleri İran’a yardımcı olmayıp bütün direnmelerine rağmen nihayet ABD egemenliği altında hareket etmeyi tercih etmişler.

-Hindistan, Rusya ve Çin ile yapılan anlaşmalar Dolar ve Euro yerine Hint, Rusya ve Çin’in millî parası bazında yapılmıştır. Bundan da en çok bu üç ülke faydalı çıkmış, İran’ın millî parasının değerine katkısı olmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti ile de petrol-altın şeklinde anlaşma yapılmıştır. Bundan da hem Türkiye, hem İran kazançlı çıkmıştır.

-İran tekrar bir ekonomik tecrit yaşarsa bu ülkeler tekrar İran ile ekonomik işbirliklerini arttırmak isteyecekler. Bu kez de taraf ülkeler bütün anlaşmaların millî paralar bazında yapılmasını talep edecekler (5).

İran’ın legal politik simasını oluşturan reformistler ve muhafazakârların çözüm önerilerinin içeriği çözümden ziyade günü kurtarmak ve sorunu yarına ertelemekten başka bir şey değildir. Aslında İran yöneticilerinin masasında bulunan bütün çözüm yolları geçmiş yıllarda da denenmiş, başarılı olmamıştır. Bu yüzden birçok İranlı gözlemciye göre İran’ın önündeki süreç varoluş mücadelesi süreci olacaktır. Ya Trump yönetimi karşısında tam teslimiyete razı olacaktır, ya da Venezuela mı olalım? Suriye mi olalım? seçenekleri arasında gidip gelecektir.

Sonuç olarak İran ekonomisini yöneten 100 büyük holding ve şirketin sektör dağılımı incelendiğinde petrokimya ve bankacılık sektörlerinin İran ekonomisinin omurgasını oluşturduğunu görülmektedir. DMO’nun ABD’nin yaptırım listesine alınması ve ABD’nin nükleer anlaşmadan çıkması İran’ın bankacılık sektörünü iflas eşiğine götürmüştür. Önümüzdeki aylarda İran petrolüne öngörülen yaptırımlar yürürlüğe konulduğu takdirde petrokimya sektörünün de iflas edeceği öngörülmektedir. Bu sebepten dolayı İran’ın karşı karşıya olduğu süreç varoluş mücadelesi süreci olacaktır. Böyle bir durumda İran her zamandan daha çok bölgesel ittifaklara ihtiyaç duyacaktır. İranlı yöneticilerin yürürlüğe koymak istedikleri karşı stratejiler ise geçmiş yıllarda denenmiş, başarılı sonuçlara ulaşılmamıştır. Mevcut durumda İran’ın uygulamak istediği çözümler günü kurtarmaktan ve sorunu yarına ertelemekten başka bir şey değildir.

Dip Notlar

(1) İktisat Dünyası Gazetesi, Sayı: 3966, 24 Ocak 2017, Link: https://goo.gl/DTfrPz

(2) İRNA Haber Ajansı, 23 Ocak 2017, Link: http://www.irna.ir/fa/News/82398491

(3) Kavvam, Seyyid Ali, Zakiriyan, Mehdi, Berzigeri, Keyhan, Musevi, Seyyid Hafız. “Arap Dünyası Değişimlerinin İran ve Türkiye’nin Bölgesel Politikalarına Etkileri”, Jeopolitik Dergisi. (İran Jeopolitik Topluluğu Dergisi). Yıl: 2015-2016. Yayın Dönemi: 12. Sayı: 1. SS.166-188.

(4) Azeriler, 13 Mayıs 2015, Link: https://goo.gl/YT69mw

(5) Musellanejad, Abbas. İran’a Yönelik Ekonomik Yaptırımlar Politikalarında Kaç Yönlü Balansız Dengecilik. Siyaset Dergisi (Tahran Üniversitesi Siyaset ve Hukuk Fakültesi Dergisi). Yıl: 2015. Yayın Dönemi: 45. Sayı: 3. SS.801-824.

Babek ŞAHİT- Tebriz Araştırmaları Enstitüsü Uzmanı

Bu yazıyı paylaşın

Benzer Konular

İran Milli Eğitim Bakanı'nın Açıklamasında Türkçenin Tehlike Olarak Algılanışı ve Ona Tepkiler

İRAN MİLLİ EĞİTİM BAKANI’NIN AÇIKLAMASINDA TÜRKÇENİN TEHLİKE OLARAK ALGILANIŞI VE ONA TEPKİLER-İBRAHİM RAMAZANİ

İran’da anadilinde eğitim meselesi yıllardır Fars olmayan milliyetler ve uzmanlar tarafında dile getirilmektedir. Bu arada …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir