Musevî Türkler: Karay Türkleri- Akın Laçiner

tebaren | 13:45 - 11.11.2017

Giriş

Tarih boyunca Türkler, yayılmacı hareketlerinden dolayı birçok toplumla temasa geçmişler, bu temasların sonucu olarak da dinî birtakım değişmeler yaşamışlardır. Geleneksel Türk dini olarak adlandırdığımız Kam/Şaman merkezli millî din anlayışını kültürel ya da dinî yollarla yaşatmaya devam eden Türkler, İslamiyet başta olmak üzere, Hristiyanlık, Musevîlik gibi Ortadoğu kökenli dinlerin de inanırı olmuşlardır.

Tarihte, Türklerin kurduğu imparatorluklardan birisi olup başlangıçta I. Türk Kağanlığı’nın batıdaki karakolu konumunda bulunan Hazar Devleti, dinî açıdan diğer Türk devletleriyle Musevî bir yapı sergilemesi sebebiyle farklılık göstermektedir. Hazarlar üzerine çalışmalar yapan bazı yazarlar, günümüzde Karay Türklerini Hazarların torunları olarak kabul etmektedir. Bu çalışmada Karay Türklerinin tarihteki ve günümüzdeki durumları hakkında bilgi verilmeye çalışılacaktır.

 

Tarihsel Arka Plan

Tarihte Musevî Türk devleti olarak adlandırılan Hazar Devleti, günümüzde Karay Türklerinin ataları olarak kabul edilmektedir. Hazarların yayıldıkları coğrafya, İdil Irmağı’nın aşağısından Kafkasya’nın kuzeyine, oradan IX. yüzyıla kadar Azak Denizi’ne kadar dayanmakta ve hatta batıda Kiev ve Dinyeper’in ortalarına uzanmaktaydı. Hazarlar ayrıca doğuda Ceyhun Irmağı’na kadar olan bölgedeki kabileleri de kontrol altında tutmaktaydı (Dunlop 2008: 15). Togan (1970), Hazar Hakanlarının sülalesinin Türk Kagalığı’nın da mensup olduğu Açina sülalesine mensup olabileceğini dile getirmiştir.

630 yılına kadar I. Türk Kağanlığı’nın Batı karakolu konumunda bulunan Hazarlar, 630 yılındaki Türk Kağanlığı’nın çöküşünden sonra müstakil bir devlet olarak görülmüştür. 627 – 628 yıllarında Bizans’ın müttefiki olarak Perslerle savaşıp galip gelen Hazarlar, bununla birlikte Kafkasya’yı işgal etmişler, Tiflis’e kadar ilerlemişlerdir (Günay-Güngör 2015: 214). Daha sonraki dönemlerde Arap ordularıyla sınırdaş olan Hazarlar, bölgedeki Arap istilâsına da bir nevi engel oluşturmuştur. Başta kağan (hakan) veya Yılig (elig) ile bey (ben, peh)in bulunduğu, şadlar, tarhanlar, turfanlar idaresinde olarak, eski Gök-Türk teşkilâtını devam ettiren Hazar devleti kuvvetli ordusu ile hâkim olduğu geniş sahada asayiş ve ulaşım güvenliği temin ederek 7. – 9. yüzyıllar boyunca, Doğu Avrupa’da tam manasıyla bir “Hazar Barışı” (Tas Khazarica) çağı gerçekleştirmiştir. “Hazar Barışı” ulaşımı hızlandırmış, mal mübadelesini artırmış, dolayısıyla hakanlık Doğulu, Batılı milletlerden kütleler hâlinde ticaret ve sanat erbabının kaynaştığı bir ülke hâline gelmişti. Bu sebeple, konuşulan çeşitli diller yanında türlü yazılar (Gök-Türk, Arap, İbranî, Kiril) kullanılıyordu. Ahali de çeşitli dinlerde idi. Hazarlar aslında eski Türk-Bozkır dini olan, Tanrı’nın birliği inancına dayalı, Gök Tanrı (Tengri-Han) inancına mensup olmuşlardır. Fakat milletlerarası sıkı münasebetler sonucunda ülkede İslâmiyet Hristiyanlık ve Musevilik de yayılmış olup, her cemaat tam bir vicdan hürriyeti içinde kendi dininin ibadet ve ayinlerini gerçekleştirmiştir. Kaynaklara (İstahrî, M. 932, el-Mes’ûdî, M. 944, İbn Havkal, M. 977) göre, Hazar şehirlerinde camiler, kiliseler, sinagoglar yan yana bulunmaktaydı. İslâmiyet’in (9. yüzyıl ortalarında) Harezmliler aracılığı ile yayıldığı, Ortodoks Hıristiyanlığın Bizans’tan geldiği (8. yüzyıl son çeyreğinde) ve Hazar hakanının isteği üzerine meşhur Slav “apostol”u Kiril’in (Kyrillos) başkent İtil’i ziyaretinden (861-862) sonra arttığı anlaşılıyorsa da, Museviliğin, üstelik yalnız hakan ve ailesi ile idareci zümre dini olarak, ne zaman ve ne suretle kabul edildiği tam kesinliğe ulaşmış görünmemektedir. Hazarların Museviliğe dönmesi umumiyetle Bulan adlı hakana bağlanmakta ve çeşitli tarihler verilmektedir. Son araştırmalarda Bulan’ın 8. yüzyılda Khersones’de (Güney Kırım’da) din değiştirdiği ileri sürülmüştür. Bazı İslâm müelliflerine (el-Mes’ûdî) göre, Hazarlar Abbasî halîfesi Hârun’ur-Reşîd zamanında (786-809) Museviliğin bir mezhebine girmişlerdir. “Karaî” denilen bu mezhep, Musa’nın tâlimlerini ihtiva ettiği sanılan Talmud’a fazla itibar etmeyen ve belki bazı İslâmî unsurlarla karışık bir itikat olup, Hazarların da kısa zaman içinde iyice Talmudculuğa yaklaştıkları söylenmektedir. 960 yıllarına doğru Endülüs Emevî devletinde Musevî nazır Hasday b. Şaprut’un Kurtuba’dan Hazar hakanı Yasef’e gönderdiği mektup ile hakanın İbranîce yazdığı rivayet edilen cevap da meseleye tam bir aydınlık getirmemiştir. 16. asırda Mısır’da ele geçirilerek İstanbul’da yayınlanan (1577) bu yazışmanın (Correspondence Khazare) ilmî yayınlara ve açıklamalara konu olan metni (en iyisi, P. P. Kokovtsov, 1932, Leningrad) hakkındaki tenkitler, belgenin gerçekliği hususunda ciddî şüpheler uyandırmış ise de, içinde verilen bilginin birçok bakımlardan doğruluğu ortaya konabilmektedir. Netice olarak, Karay mezhebi mensuplarının (Karaimler/Karaylar) Hazar ülkesinde gittikçe kalabalıklaştığı ve hatta zamanımızda Kırım’da, Polonya’da ve Türkiye’de (İstanbul’da) yaşayan Karaylardan hiç olmazsa ana dilleri ve dinî lisanı Türkçe olan cemaatlerin Musevî Hazar Türklerinin ve belki kısmen Karaim Kumanlarının torunları oldukları anlaşılmaktadır (Kafesoğlu 1998: 172-173)

 

Hazar Hakanlığının Sınırları

 

Hazar Hakanlığı 10. yüzyılın ortalarından itibaren gücünü kaybetmeye başlamıştır. Bu durum tabiatıyla daha önceki tarihlerde beliren sosyal huzursuzlukların sonucu olarak gelişmiştir. Başlangıçta Türklerden kurulu olan ordu, -Hazar unsurunun daha çok ticarî işlere kayması dolayısıyla ücretli asker sayısının gittikçe artması yüzünden, yavaş yavaş millîliğini kaybederek yabancılaşmıştır (Kafesoğlu 1998: 177). İskandinavya’dan gelen Rus – Normanların 965 yılında yaptıkları taarruzlar neticesinde devlet zayıflamış ve Hazar Hakanlığı son bulmuştur.  Daha sonra bu bölgeye Oğuzlar ve Kıpçaklar hâkim olmuştur (Togan 1970: 58).

 

Musevilikte Karai Mezhebi

Karaylık (Karailik), Milattan sonra IIIV. yüzyılda Irak’ta doğan ve Tanah’ı dinî hükümlerin tek kaynağı olarak kabul eden Yahudi mezhebidir. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayımlanan İslâm Ansiklopedisinde Karaylık “Mezhebin İbranice ismi olan Kara’im’in (okuyanlar) “okumak” anlamındaki kara’ kökünden türediği ve mensuplarının Tanah’ı (Ahd-i Atık) çok okuduklarına işaret ettiği belirtilmektedir. Ayrıca kelimenin kökünde “davet etmek” manasının da bulunduğu ve Kara’im isminin “davet ediciler” anlamına geldiği de ileri sürülmektedir. Müntesiplerine “kutsal metnin çocukları” manasında Benei Mikra. Ba’ale Mikra isimleri de verilmiştir. Kara’im ismi Arapça’da Karrai, Karra’Qn, Kuman- Kıpçak Türkçesi’nde Karaylar, Batı dillerinde Karaite. Caraime gibi kelimelerle karşılanmıştır” olarak açıklanmıştır.

Başlangıçta Ortadoğu temelli beliren bu mezhep, daha sonra dünyanın birçok bölgesine yayılmasıyla kendisini göstermiştir. Bu akımın kökleri, Yahudi tarihi içerisinde oldukça gerilere gitmekle birlikte, Abbasîler döneminde Anan Ben David tarafından hareket sistemleştirilmiş ve ilk Karaî cemaati de bu şekilde kendini göstermişse de, başta Iraktakiler olmak üzere Talmudist Yahudilerin şiddetli itirazlarına sebebiyet vermiş ve bu arada VIII. yüzyılın başlarından itibaren Kudüs, Filistin, Suriye, Kuzey Afrika, Bizans, İran, Ermenistan, Kafkasya, Kırım gibi birçok yerde Karaî cemaatleri kendini göstermiştir ki, bunlardan birisi de Hazar ülkesidir. Yahudilik her ne kadar günümüzde İsraillilerle özleştirilse de, bu durumun böyle olmadığı açıktır (Günay – Güngör 2015: 217).

Eski Sovyetler Birliği topraklarında yaşayan Karaîlerin büyük bir kısmı ihtilalden sonra buraları terk etmiş, bunlardan bir kısmı Amerika’ya ve Avrupa ülkelerine göç etmiş, diğer bir kısmı ise Mısır’a gitmiştir. 1948 Kanal Savaşı’nın patlak vermesi ile Mısır’daki Karaîler, o günün siyasî ortamından etkilenerek Mısır’ı terk etmek zorunda kalmışlardır. Mısır’dan ayrılanların büyük bir çoğunluğu İsrail’e göç etmiş, çok az bir kısmı ise Avrupa ve Amerika’ya gitmiştir. Mançurya, İran, Ermenistan, Çin gibi ülkelerde tek tük olarak kalan Karaîler de zamanla bulundukları yerleri terk ederek Avrupa ve Amerika’ya göç etmişlerdir. Halen dünyada yaşayan Karaîlerin tam olarak sayılarını tespit etmek oldukça güçtür (Kuzgun 2015: 233).

 

Karay Türkleri

Karaî mezhebine mensup topluluklardan birisi de, günümüzde Musevî Türkler olarak tanınan Karay Türkleridir. 20. Yüzyıla girildiğinde Karaî adı, bir Musevî mezhebini hatırlatmaktan çok bir lehçeyi, bir boyu ve toplumu hatırlatır hale gelmiştir. Bugün Karaim ya da Karay denince bir Türk boyu ve Türk dilinin bir lehçesi akla gelmektedir. Hâlen Rusya, Polonya ve Litvanya’da yaşayan ve Hazar-Kuman toplumlarının bakiyeleri olan Karaî mezhebindeki Türklere biz, onların kendi ifadeleriyle Karay Türkleri diyoruz (Kuzgun 2015: 303). Karaimler, bugün başta Litvanya olmak üzere, Kırım, Mısır, İsrail, Amerika, İsviçre, Fransa, İngiltere, Belçika, Kuzey Afrika, İspanya, İran, Ermenistan, Kafkasya, Güney Rusya ve İstanbul‘dur.

Karay Türklerinin modern tarihlerini gösterebilmek için Kırım’ın siyasî tarihi bilinmelidir. Kırım 1783’te Ruslar tarafından işgal edilmiştir. 1787’de Çariçe Katerina Kırım’a gelmiş, Kırım Hanlığı döneminde önemli mevkide görev yapanları huzuruna toplamıştır. Karay olan darphane emini “Benyamin Ağa” bu karşılaşmada yakınlarıyla Osmanlı ülkesine gitmelerine izin verilmesini istemiş, ancak Katerina bu isteğe hem üzülmüş hem de kızmıştır. Kınm Karaîleri bundan sonra sekiz yıl her türlü hukuk ve imtiyazın dışında bırakılmıştır. Karaîler Petersburg’a bir heyet göndererek şikâyet ve dileklerini bildirmiş, 8 Haziran 1795’de Katerina Karaî mezhebini ayrı bir “din” olarak tanımış, onlara imtiyazlarla birlikte mülkî ve askerî önemli mevkilere geçmelerine izin vermiştir. Karaîlere ayrıca Gözleve’de bir Mahkeme-i Şeriyye ve Ruhanî Reisliği verilmiştir. XVIII. yüzyılda Kırım, Polonya ve Litvanya’nın Rusya’ya ilhakından sonra bu bölgede bulunan Karaîler Rus tebaası olmuştur. Karaî cemaati XIX. yüzyılda ise Rus İmparatorluğu’nun ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde yerleşmeye başlamış, yüzyılın sonunda St. Petersburg, Moskova, Odesa, Harkov, Kişinev, Viyana, Varşova gibi Rusya’nın ve Avrupa’nın birçok büyük şehrine dağılmış, varlığını sürdürmüştür. Rusya’daki Bolşevik ihtilali Karaîleri önemli ölçüde etkilemiştir. Çok sayıda Karaî ihtilalle birlikte Kırım’ı terk etmek zorunda kalmıştır. Komünizmin bölgeye iyice yerleşmesinden sonra Kırım, Litvanya ve Polonya’da yaşayan Karaîler ya Amerika’ya ya da Orta veya Batı Avrupa ülkelerine göç etmiştir. IL Dünya savaşı sırasında çok sayıda Karay Türkü başta Sibirya olmak üzere Sovyetler Birliği’nin çeşitli yerlerine sürülmüştür. IL Dünya savaşı esnasında Nazilerin yaptığı Yahudi katliamında Alman hükümetinin yaptırdığı araştırmayla birçok Karaî, Yahudi-İsrailli nüfus olarak görülmediğinden hayatta kalabilmiştir. Ancak Karaîlerin bir kısmı Kızıl Ordu’da savaşa katılmış, diğer bir kısmı da işgal edilen bölgelerde Almanlarla işbirliği yapmıştır. Savaş sonrasında Doğu Avrupa’da Karaîlerin sayısı önemli derecede azalmış, dini ve kültürel yaşamlarında ise durgunluk dönemi başlamıştır. Hemen hemen bütün mabetleri kapanmış, sünnet uygulaması durdurulmuş, İbranice ve Karaîlerin konuştuğu dili öğrenmede kötüleşme ve bozulma başlamış, gençlerin din eğitimine dikkat gösteren kimse kalmamıştır. Bu yönde uygulamalar 1990 yılına kadar sürmüştür. Komünist sistemin çöküşüyle eski Sovyetler Birliği’nde Karaîlerin dilleri ve kültürel geleneklerinde de bir canlanma olmuş, bu bağlamda Kenesalar açılmaya, süreli yayınlar ve kitaplar yayımlanmaya başlamış, Karay Türkçesini öğrenmeye ve kullanmaya ilgi artmıştır (Arık :2005 36).

Günümüzde Karay Türklerinin nüfusu çok azdır. Şaban Kuzgun tarafından 1979 tarihinde yapılan araştırma sonucu İstanbul Karay cemaatinin sayısı 150 kişi civarındadır. 1992 yılı Ağustos ayında yapılan sayıma göre ise bu sayı 100 civarına inmiştir. Karaylar, XX. yüzyılın başlarında daha çok Hasköy’de toplanmışken, onların daha sonraları İstanbul’un muhtelif semtlerine dağıldıkları bilinmektedir. Günümüzde Karaylar, İstanbul’un Beyoğlu, Nişantaşı, Kadıköy, Bostancı, Fenerbahçe, Çiftehavuzlar gibi semtlerinde dağınık olarak yaşamaktadırlar. İstanbul cemaatindeki bu nüfus azalmasını etkileyen en büyük faktör, cemaat içi evlenme kurallarının çok sıkı olması yüzünden evliliklerin azalmasıdır. Bu faktöre bağlı olarak cemaat içinden evlenemeyen Karay Türkü gençler, çoğu zaman cemaat dışı evlilik yapmaktadır. Cemaat dışı evlenmeler bazen Talmudist Yahudilerle, bazen Hristiyanlarla, bazen de Müslümanlarla olmaktadır. Bu tür evlenmelerde baba Karay ise, doğan çocuğun Karay kabul edilmesi gerekmektedir. Anne Karay, baba Karay değilse doğan çocuk Karay kabul edilmemektedir. Ancak çoğu zaman Karay erkekleri, Karay olmayan bir kadınla evlendikleri zaman o kadının dinine geçmektedir. Yine bu tür evlilik yapmış olan erkeklerin bir kısmı, kendisi Karaî inancından ayrılmasa bile, doğan çocuğu annesinin mensup olduğu dine kaydettirmeyi tercih etmektedir. Bu durum da İstanbul Karay toplumunun nüfusunun azalmasına sebep olmaktadır (Kuzgun 2015: 236).

İstanbul’daki Karay cemaatinin dışında bir diğer önemli Karay nüfusunun olduğu yer Doğu Avrupa’dır. 1997 yılının yazında, Karaylar ve Tatarlar Litvanya’ya göçlerinin 600. yılını birlikte kutlamışlardır. Litvanya’daki Karay cemaati, 1989 yılında 289 kişi, 1997 yılında ise 257 kişi olarak kayıtlara geçmiştir. Polonya ortalama 130 Karay Türkünün anavatanıdır. Sovyetler Birliği’nde yapılan 1979 nüfus sayımında, 3.341 kişi kendisini Karay olarak belirtmiştir ve bu nüfusun 1.151’i Kırım’da yaşarken 352’si Litvanya’da yaşamıştır. Karaim nüfusunun neredeyse yarısı Moskova, Leningrad, Kiev, Odesa gibi büyük şehirlerde yaşamaktadır. Küçük grupların Türkiye, Amerika, Romanya, Fransa gibi ülkelere göçü nüfusu fazla değiştirmemiş, günümüze yaklaşık olarak iki binlik bir nüfus Doğu Avrupa’da kalmıştır (Harviainen 2003 : 633).

 

Karay Türkçesi

Karay Türkçesi, Türk dilinin Kuzeybatı (Kıpçak) Türk lehçelerine mensuptur. Bugün Litvanya‘da Troki (Trakai), Vilnius (Vilno) ve Ponevezis (Ponevej) şehirlerinde; Ukrayna‘da Luck (Lutska) ve Halicz (Galiç) şehirlerinde; Kırım‘da Gözleve (Yevpatoriya) ve Bahçesaray civarında; Polonya‘da Gdonsk, Varşova, Wroclaw, Opole bölgelerinde dağınık bir cemaat halinde yaşayan Musevi Karay Türklerinin konuştukları ve edebî bir dil olarak kullandıkları bu lehçeyi, bugün daha ziyade sözlü edebiyat ürünleriyle izlemek mümkündür. Başlangıçta Karay Türkçesi, İbrani alfabesiyle yazılmaktaydı. Fakat, 20.yy.‘dan bu yana Latin ve Kiril harfleri de kullanılmaya başlanmıştır. Latin harflerinin iki versiyonu bulunmaktaydı: Litvanya dilinde kullanılan Panivij/Panaveyiş, Lehçede kullanılan Lutsk, Haliç ve Vilna/Vilnius. Allworth, bir 1927 öncesi ve bir de 1927 sonrası için iki Latin alfabesi hazırlamıştır (Nationalities of the Soviet East). 1930‘larda Lutsk‘ta Latin harfleriyle birkaç yayın yapılmış, fakat o tarihten itibaren hiçbir şey basılmamıştır. Bu Sovyet yayınlarında Kiril harflerine dayalı bir transkripsiyon sistemi kullanılmıştır. Polonya‘da hâlâ Latin transkripsiyonu kullanılmaktadır. Bugün, Tarihî Kuman Türkçesinin en yakın halefi ve devamı, eski Lehistan-Rusya hudutlarında oturan Karayların dili olan Karay Türkçesidir. Özellikle eski Lehistan‘ın Vilna, Troki, Ponevezis‘te oturan Karayların dili, Lehistan‘ın güneyinde oturanlardan daha fazla eski Kıpçak Türkçesine yakındır. Kırım Karaylarının dili de, eskiden 14. yüzyıl sıralarında, herhalde Lehistan‘a göç etmiş olanlar ile müşterek bir lehçe olmuştur. Fakat, bugün Kırım Karaylarının dili, bir taraftan Kırım Tatarcasına, diğer taraftan da Kırım‘ın Osmanlı unsurlarına benzediğinden, kendi özelliklerini, böylelikle eski Kıpçak lehçesi izlerini de aşağı yukarı kaybetmiştir (Doğan 2002: 788).

 

Sonuç

Tarihten günümüze bakıldığında, Türklerin çeşitli inanç sistemlerini kabul ettiği görülmektedir. Bu dinsel çeşitliliğin içerisinde Musevîliğin bir mezhebi konumunda bulunan Karaîlik’i kabul eden Karay Türkleri, gün geçtikçe azalan nüfuslarıyla Türk toplulukları içerisinde önem arz etmektedir. Türkiye’de çok fazla Karaylar üzerine yapılan çalışmaların bulunmaması, bu topluluk hakkında bilgilerin yetersiz kalmasına yol açmıştır. Günümüzde Doğu Avrupa, Kırım ve Türkiye’de ufak bir nüfusa sahip Karay Türklerinin dil malzemeleri de oldukça değerlidir. Karay Türkçesi ile Kıpçak Türkçesi’nin büyük eserlerinden Codex Cumanicus’taki paralellikler, Türk lehçeleri arasında Karay Türkçesine özel bir konum vermektedir.

 

Kaynakça

Arık, D., (2005), “Türk Yahudiler: Kırım Karâîleri”, Dinî Araştırmalar, C. 7, S. 21, s. 27-49.

Doğan, İ. – Kıvrakdal İ., (2002) “Karay Türkleri”, Ed. Güzel, H. C., Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Yay.,  C.20.

Kuzgun Ş. (2015), Hazar ve Karay Türkleri, İstanbul: Bilge Kültür Sanat

Günay, Ü., – Güngör, H., (2015) Başlangıcından Günümüze Türklerin Dini Tarihi, Kayseri: Berikan Yay.

Harviainen, T., (2003) “The Karaites in Eastern Europe and the Crimea: An Overview”, Ed. Polliack, M., Karaite Judaism: A Guide to its History and Literary Sources, Leiden: Brill.

Togan, Z. V., (1970), Umumî Türk Tarihine Giriş, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay.

Kafesoğlu, İ., (1998), Türk Milli Kültürü, İstanbul: Ötüken Neşriyat

Dunlop, D. M. (2008), Hazar Yahudi Tarihi, İstanbul: Selenge Yay.

Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi: Karaîlik maddesi

Akın Laçiner- Tebriz Araştırmaları Enstitüsü Uzmanı

Anahtar kelimeler: