Brookings Enstitüsü Uzmanları Gözünden İran’ın Ortadoğu Aktörlüğü (VII. Bölüm: Daniel Byman)

tebaren | 10:44 - 02.11.2017

Daniel Byman, Brookings’deki Ortadoğu Politikaları Merkezinde terör ile mücadele ve Ortadoğu güvenliği konuları üzerine yoğunlaşmış bir uzmandır. Günümüzde Georgetown’un Terörizm ve Terör ile Mücadele Merkezi (MOOC)’nde öğretim görevlisi olarak görev yapmasının yanı sıra aynı üniversitenin Walsh Dışişleri Yüksekokulu’nda dekan yardımcısı ve Güvenlik Araştırmaları Programında profesördür. Daha önceki dönemlerde Birleşik Devletler’de Terörist Saldırılar Ulusal Komisyonu (“9/11 Komisyonu”) ve Beyaz Ev ve Senato İstihbarat Komisyonları’nın 9/11 Ortak Soruşturma Ekibi üyesi olarak görev yapmıştır. Bu görevinden önce Daniel Byman, RAND Derneği`ndeki Ortadoğu Kamu Politikası Merkezi’nde araştırma direktörü ve siyasi analist olarak Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti için çalışmıştır. Amherst Koleji’nden lisans, Massachusetts Institute of Technology’den (Massacgusetts Teknoloji Enstitüsü`nden) doktora derecesine sahiptir.

Daniel Byman`in “Devlet Destekli Terör: İran’ın Küresel Tehdidi” isimli makalesi, 11 Şubat tarihinde Brookings Enstitüsü’nün internet sayfasında yayınlanmıştır. Byman, bu makalede İran liderlerinin İran İslam Cumhuriyeti`nin kuruluşundan itibaren (1979 İslami Devrimi’nden bu tarafa) teröre destek verdiklerini iddia etmiştir.

“İran, 35 yıl sonra terörizmi kullanmaya ve terör organizasyonuna sahip devletle ilintili gruplarla çalışmaya devam etmektedir. İran’ın teröristleri ve bu grupları destekleme konusundaki stratejik hedefleri arasında şunlar yer almaktadır:

  • Rakipleri yaralama ve zayıflatma amacı: İran, kendisine karşı olan ve kafa tutan hükümetleri zayıflatmak için isyancı ve terörist grupları kullanmaktadır 1980’li yıllarda Saddam Hüseyin’in Irak`ta yönetimde olduğu dönemde Irak ve daha az hasımlık derecesine sahip Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi hükümetleri zayıflatmak için el altından terör faaliyetlerine destek sağladığı bilinmektedir.
  • Güç projeksiyonu: Tahran’ın askeri gücü ve ekonomisi zayıftır. Petrol fiyatlarının düşmesi ile birlikte, yaptırımların yürürlüğe girmesiyle bu zayıflık daha da belirginleşecektir. Ayrıca ideolojik cazibesi de güçlü değildir. Bunlara rağmen İran rejimi, kendisini bölgesel bir güç hatta bir dünya gücü olarak görüyor. Bu yüzden de teröristler ile birlikte çalışmayı İran sınırları dışındaki olayları etkilemek için bir yol olarak kullanıyor. Lübnanlı Hizbullah`a, Filistinli İslamî Cihad Hareketine ve Hamas’a verdiği destek İran’ı, İsrail – Filistin ve İsrail – Arap tartışmalarında bir oyuncu olarak gündeme getirmektedir. Ve aynı şekilde İran’ın Yemen’deki Husi’lere verdiği destek, Suudi Arabistan’ın güney sınırında etkili olabilmek doğrultusunda yapılmaktadır.
  • Oyun bozanlık: İran, İsrail – Filistin ve İsrail – Suriye barış görüşmelerini aksatmaya çalışan grupları desteklemekte ve bu durumu kendisi için bir zafer saymaktadır. Çünkü İran, Müslüman harekete ihanet olarak gördüğü bu barış müzakerelerini, İran’daki dini rejiminin izole edilmesi için bir araç olarak görmektedir.
  • Gözdağı verme (tehdit): İran’ın terör organizasyonuna sahip devletle ilintili gruplarla çalışması onu yıkıcı bir tehdit olarak ortaya çıkarmaktadır İran’ın bu gruplara destek vermesi, komşularına Amerika Birleşik Devletleri’nden uzak durmaları için yapmış olduğu bir baskı politikası olmasıyla birlikte komşularının kendisi için planlayabilecek oldukları ekonomik veya askeri saldırılara karşı alınan bir önlem niteliğindedir. Ancak İran’ın bu çabaları (İran’ın terörist gruplara destek vermesi) ters sonuçlar vermektedir çünkü komşu devletler İran`ın iç işlerine müdahele ettiğini ve bölgedeki şiddet ve terörizmi desteklediğini görmektedirler. Böylelikle bu devletler Tahran`a yönelik askerî ve ekonomik baskı yapma girişimlerini daha da desteklemektedirler.
  • Engelleyicilik: İran’ın terörist gruplarla olan bağlantıları, özellikle de küresel altyapıya sahip olan Lübnan Hizbullah`ı, terörist misilleme ile düşmanlarını tehdit etme imkanı sağlamaktadır. Bu durum İran’a, askerî veya başka bir baskıya maruz kaldığında, yanıt verebilmek için alternatif bir yol sağlamaktadır.
  • İntikam: İran, terörizmi bir intikam yolu olarak kullanmaktadır. Rejim, intikam almak istediği oluşumlara – bu grupların şiddet içerip içermediğine bakmaksızın – terörist grupları kullanarak saldırmaktadır. İran, 1980`li yıllarda Irak’a verdiği destekten dolayı Fransa’ya saldırmış. aynı zamanda ara ara İsrail`i hedef almaya çalışmıştır. İran nükleer çalışmalarda bulunan bilim adamlarının ve Lübnan Hizbullahının operasyonel şefi İmad Muğniya`nın 2008 yılında öldürülmesinin arkasında İsrail’in rol aldığını düşünmüş ve bu yüzden terörist grupları kullanarak bunların intikamını İsrail`den almak istemiştir.
  • Koruma seçenekleri: Çevresi düşmanlarıyla çevrili zayıf bir devlet olan Tahran, olasılıklara ve beklenmedik durumlara hazırlanmak istemektedir. İran’ın komşuları defalarca kez düşman olduklarını kanıtlamış ve yapılan uzlaşmalar ve yakınlaşmalar her defasında kısa süreli olmuştur. İran, şüphenin alenî düşmanlık haline gelmesi durumunda şiddet yanlısı gruplarla bağlantı kurmaya çalışmaktadır.

Sık sık Hizbullah ile çalışan İran, terörizmi defalarca kez İsrail ve Batı üzerinde kullanmaya çalışmıştır ve bu durum son yıllarda da devam etmektedir. Söylentilere göre bu komplolar, 2013’te Nijerya’daki bir İsrail nakliye şirketi ve USAID (Amerika Birleşik Devletleri`nin Uluslararası Kalkınma Ajansı) bürolarına yönelik yapılan saldırılardan başlamakta, İsrail`in Bakü’deki elçiliğine yönelik yapılan saldırıya kadarki tüm komploları kapsamaktadır. Hizbullah ajanları, Bangkok’taki İsrailli turistler için 2014 yılında bir saldırı planladı. Ekim 2014’te Hizbullah ajanları, Peru’da İsrail ve Yahudi hedeflere karşı saldırı planlama gerekçesi ile tutuklandı.

Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı savaş tiyatrosu dışında gerçekleştirilen son başarılı İran terörist saldırısı, 1996`da 19 Amerikalı`nın öldürüldüğü Khobar Towers (Arabistan`da, Khobar Kuleleri) saldırısı olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri 2011 yılında, Suudi Arabistan büyükelçisinin uğrak yeri olan Washington’daki bir restoranın patlaması için hazırlanan İran komplosunu henüz planlama aşamasının başındayken bozmuştur. Bu suikast girişimi Suudi Arabistan büyükelçisini hedef almasına rağmen başarılı olsaydı muhtemelen restoranda yemek yiyen birçok Amerika Birleşik Devleti vatandaşının öldürülmesi ile de sonuçlanacaktı.

Nükleer silaha sahip olan bir İran, bölgede daha tehlikeli bir güç haline gelecektir. Bunun önlenmesi Amerika Birleşik Devletleri için öncelikli hale gelmelidir. Nükleer silah yapımında başarılı olması durumunda İran cesaretlenir.Bu durumda İran, Pakistan gibi olabilir. İslamabad nükleer silahları elde etmesinin ardından, Hindistan karşıtı olan devletle alakalı terörist grupları destekleme konusunda daha da saldırgan hale gelmişti.

Beklenmeyen bir durum olmadıkça İran, nükleer silahı terör örgütlerine devretmeyecektir. İran`ın  nükleer silahları bir terörist gruba vereceğini düşünürsek, yanılmış oluruz. Çünkü Tahran’ın devrim sonrası dönemdeki politikaları hiçbir dönemde bu kadar riskli olmamıştı. İran, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in böyle bir hareketi istisnaî olarak kışkırtıcı ve provokatif göreceğini ve böyle bir hareket yaparsa, onların İran’a karşı uygulayacakları olumsuz politikanın büyük ölçüde artacağından emindir. Böyle bir durum yaşandığı taktirde ABD ve İsrail, İran`a karşı alacağı tedbirler konusunda dünyanın diğer süper güçlerinin de desteğini kazanacaktır çünkü Pekin ve Moskova bile önemli terör sorunları nedeniyle İran tarafından yapılabilen bu tür silah transferlerini ciddi bir tehlike olarak görmektedir ve durum gerginleşip İran nükleer silah yapımında başarılı olması akabinde terörist gruplara nükleer silah sağlarsa, onlar da Amerika ve İsrail ile aynı cephede yer alacaktır ve İran da tüm bu meselelerden haberdardır.

Böyle bir olayın imkânı bile endişe verici iken, reddedilebilirliği değerini kaybettirmektedir ve böyle bir olasılık yaşanmaması için ciddi bir şekilde önlem alınmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri politikası, İran’ın terörist organizasyonları kullanımını azaltabilir ve aslında bir miktar azaltabilmiştir de. Ancak bunun için bir dizi kısıtlamalar da vardır. Amerika Birleşik Devletleri, İran destekli terörizm ile mücadele etmek için müttefiklerle çalışmaya devam etmelidir. Hizbullah söz konusu olunca, ABD’nin müttefikleri ile anlaşması özellikle sorunlu bir hal almaktadır. Çünkü ABD’nin müttefikleri, kendi ülkelerindeki Hizbullah faaliyetlerinin terör faaliyeti olmadığını düşünüyorlar. Çünkü bu grup “meşru” siyasî ve sosyal refah sorunlarıyla da uğraşmaktadır. Hizbullah için herhangi bir biçimde destek verilmesi durumunda şiddetle uygulanan bir yasak, Lübnanlı örgütün şiddet kullanımını azaltma yönünde teşvik ve güdü yaratacaktır. Müttefikler, İran diplomatik amaçlarının etkisini azaltmaya teşvik edilmelidir.Ya da en azından İran istihbarat ajanlarının özgürce davranmalarını zorlaştırmalılar.

İran`ın terörizme verdiği destekleri durdurmak veya azaltmak, tamamen veya kısmi bir şekilde olsa da bu ülkenin nükleer programa yönelik yaptığı yoğun çalışmalar yüzünden oldukça zordur. Amerika Birleşik Devletleri`nin İran`a karşı yaptırım kampanyası, (halihazırda uygulanmakta olan yaptırımlar ve müzakereler devam ederken askıya alınan faaliyetler dahil) İran`ın nükleer programı üzerinde yoğunlaşmıştır. Halihazırda İran`a yönelik uygulanan ambargoların sayısı oldukça yüksektir ve İran`ın nükleer programı gerekçesi ile veya teröre destek vermesi sebebiyle ilave edilebilecek başka ambargoların sayısı oldukça azdır. Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupalı müttefikleri, böyle bir hareketi İran’ın nükleer programı konusundaki müzakere çabalarını baltalamak ve altını kazmak olarak algılayacaklardır.  

Sonuçta, İran’ın stratejik seçeneklerden yoksun oluşu ve dünyayı kendine düşman olarak görmesinin sonucu olarak bu düşmanlığa karşılık verme arzusu, Tahran’ı terörist gruplar ile çalışmaya ve şiddet kullanmaya yönlendirmektedir. Başarılı bir ABD politikası, İran’ın uyguladığı şiddetin kapsamını ve ölçeğini azaltabilir, ancak bunu tamamen sona erdirip, yok edemez.

Daniel L. Byman, 31 Temmuz 2012`de Brookings Enstitüsü`nün internet sayfasında yayınlanmış olan başka bir makalesinde, İran`ın el Kaide ile gizli bir ilişkisi olduğunun hakkında bir inceleme kaleme almıştır:

“Amerika Birleşik Devletleri Hazine Bakanlığı, 16 Şubat 2012 tarihinde İran’ın istihbarat teşkilatı olan İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın Irak’ta El Kaide ve benzeri terörist gruplara destek verdiğini belirtmiştir. Bu şekilde, İran’ın terörizme yüksek düzeyde sponsorluk yaptığını ve bunun İran’ın devlet politikası olduğunu bir kez daha ifade etmiştir.

İran, Ortadoğudaki çıkarlarını ilerletme amacı ile yaklaşık olarak 30 yıldır Lübnan Hizbullahı ve Hamas gibi önde gelen terörist gruplar ile birlikte çalışmıştır ve bu gruplara eğitim, finansman ve silah sağlamıştır.

Amerika Birleşik Devletleri`nin Dışişleri Bakanlığı’nın 2010 yılına ait terörizm ile ilgili ülke raporlarına göre (18 Ağustos 2011’de yayınlanmış rapor) İran, teröre destek veren en aktif devlettir. İran’ın Ortadoğu ve Orta Asya’daki terörist ve militan gruplara verdiği maddi malzeme ve lojistik destek, barışa yönelik çalışmalarda bulunan uluslararası çabaları doğrudan olumsuz yönde etkilemesiyle birlikte körfez bölgesindeki ekonomik istikrarı tehdit etmiştir. Böylelikle büyümeyi ve demokrasiyi tehlikeye atmıştır.

İran`ın, Hamas ve Filistin İslami Cihat (PIJ) grubuyla olduğu gibi Hizbullah ve Filistin militan gruplarıyla da ilişkileri iyi belgelenmiştir. Ancak El-Kaide ile olan bağları çoğunlukla gizlilik içinde ya da en azından gizli kanallar vasıtasıyla gizli olarak kalmaktadır. Bununla birlikte son on yılda çıkan bazı belgeler, İran’ın El-Kaide ile bağlarının olduğunu ortaya çıkarmıştır. Örneğin, Temmuz 2004’te yayınlanan 9/11 (ikiz kuleler olayı) Komisyon Raporu’na göre, İran ve El – Kaide 1990’lı yılların başında, üst düzey El – Kaide liderlerinin Sudan`da bulunduğu dönemde birlikte çalışmışlardır. Buna ek olarak El Kaide’nin üst düzey lideri Sayf al Adl’ın yazılı çalışmaları da İran’ın El Kaide’ye verdiği desteği özgün bir bakış açısı ile ortaya çıkarmaktadır. (Sayf al Adl’ın, Tanzanya ve Kenya’daki 1998 ABD büyükelçiliği bombalamalarında rol aldığı iddia ediliyor ve bü yüzden ABD tarafından aranmaktadır.)

Bu raporlar, İran’ın El – Kaide’ye verdiği desteği belgelemiştir. Belgelere göre İran, bu grubun  saldırılarını daha etkili bir şekilde yürütmesine ve Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin terörle mücadele çabalarından kaçınmasına olanak sağlayarak yardım etmiştir. Buna rağmen, Tahran ile El – Kaide üyeleri arasındaki güvensizlik iki tarafın yakın bir ilişki geliştirmesini engellemiştir. Mayıs 2011’de Usame bin Ladin’in Pakistan’daki Abbottabad toplu yerleşim alanına düzenlediği baskın sırasında ortaya çıkan belgeler, bu ilişkinin zorluklar ile dolu olduğunu göstermektedir. Bu bilgiler, Teröre Karşı Mücadele Merkezi (CTC, Combating Terrorism Center) tarafından 3 Mayıs 2012’de “Abbottabad’dan Mektuplar: Bin Ladin’in Devre Dışı Kalması” başlığı altında yayınlanmıştır. Rapora göre, “İran ile ilgili belgeler, bu ilişkinin bir ittifak ilişkisi olmadığını, bu ilişkinin Bin Ladin’in ailesinin üyeleri de dahil olmak üzere tutuklu cihatçıların ve ailelerinin serbest bırakılması üzerine kurulmuş dolaylı ve tatsız  bir ilişki olduğunu gösteriyor. Seçkin El – Kaide üyelerinin İran tarafından gözaltında tutulması ve rehin alınması, bir tehdit kampanyasının başlatılmasına yol açmıştır ve El – Kaide ile İran arasında hala devam eden dolaylı bir ilişkinin geliştirilmesine sebep olmuştur.

Bu raporlar, İran ile el Kaide`nin arasındaki bağlantıları sadece kısmî bir şekilde açıklamıştır. Ancak raporlar en azından İran’ın bu grupla çalışma sebeplerinin kritik bazı nedenlerini saptamaya yardımcı olmuştur. Bunlar, Tahran’ın Amerika Birleşik Devletleri üzerinde bir miktar manivela gücü kazanma isteğini, tehditlerle dolu bölgedeki seçeneklerini korumayı, İran topraklarına ve çıkarlarına yönelik herhangi bir potansiyel El – Kaide saldırılarını önleme arzusunu içermektedir. Aynı zamanda, İran Pakistan merkezli el Kaide liderliğini hedef alan saldırılardan kurtulmak için, El Kaide’ye önemli bir hayat çizgisi sağlıyor.

Daniel Byman`ın bir başka makalesi de 25 Temmuz 2012 tarihinde Brookings Enstitüsü’nün web sayfasında yayınlanmıştır. Byman, bu makalede de İran`ın Ortadoğudaki terörizme verdiği desteği incelemiştir:

“İran uzun zamandan beri terörizmin dünyadaki en önemli ve tehlikeli destekçilerinden biri olmuştur. Yıllar boyunca, İran İslam Cumhuriyeti`nin güdüleri değişse de İran liderleri yıllardan beri istikrarlı bir şekilde  terörist gruplar ile ilişkilerini ve onlara verdiği desteği millî gücün önemli bir aracı olarak devam ettirmişlerdir. İran’ın teröre verdiği destek son yıllarda korku ve oportünizmin karışımı olan bir grup nedenlerden dolayı rahatsız edici bir şekilde agresif hale gelmiştir. İleriki yıllarda İran daha da agresif hale gelebilir. Zira, İran önümüzdeki dönemde bir nükleer silah geliştirebilirse bundan elde edeceği güç, askerî veya diğer yollar ile engellenirse öfkesini gidermek ve intikam almak için teröristleri daha çok destekleyebilir. Bununla birlikte mevcut koşullar altında Tahran`ın 9/11’e benzer bir kitle imha saldırısı veya kimyasal, biyolojik ya da nükleer silah içeren bir saldırı gibi büyük terör eylemlerini uygulama olasılığı hala oldukça düşüktür.

Amerika Birleşik Devletleri, İran ve desteklediği terörist grupları engellemek için saldırgan bir istihbarat kampanyasını sürdürmek ve genişletmek için müttefikleriyle birlikte çalışmalıdır. 11 Eylül’den (9/11 olayından) sonra Amerika Birleşik Devletleri, El-Kaide’ye karşı kapsamlı bir kampanya başlattı. İran destekli terörle mücadele için de benzer bir küresel yaklaşıma ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak Amerika Birleşik Devletleri, İran’ın nükleer programı nedeniyle bu ülkeye yönelik uyguladığı yaptırımlar ve diplomatik tecrit yoluyla, Tahran’a zaten muazzam bir baskı uygulamaktadır; uyguladığı bu baskılardan dolayı Amerika’nın fazla bir seçeneği de kalmamıştır. Bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri, terör yüzünden İran’a daha fazla baskı yapmakta zorlanmaktadır.

Bu makalede, önce desteklemek için terörizme destek veren İran’ın çalışmalarını ortaya koydum. Daha sonra İran’ın tepki olarak, terörizm kullanımında nasıl daha agresif hale geldiğine ek olarak nedenlerine de ilişkin açıklamalar sundum. Ardından terörizm ve İran’ın nükleer programı ile ilgili ikilemi ayrıntılandırdım: İran’ın nükleer bomba elde etmesine müsaade etmek tehlikelidir ve bu başlı başına Tahran`ın teröristlere olan desteğini artırmasına sebep olabilir. Ancak programın yok edilmesi için yapılan herhangi bir askerî saldırı İran’ı, intikam almak için terörizmi kullanmaya yönlendirecektir.

Yazımın sonucunda Amerika Birleşik Devletleri politikaları için tavsiyeler sundum.

ABD için Politika Önerileri:

  • İran destekli terörizmle mücadele için müttefikleri ile çalışmaları genişletmek.
  • İran ve Hizbullah`a karşı, polisin ve istihbarat servisinin kampanyalarının genişletilmesi.
  • Amerika Birleşik Devletleri, terörle ilgili açık “kırmızı çizgi” sistemi düzenlemelidir.
  • Bir diğer öncelik de İran ile El-Kaide arasındaki bağlantıyı kesmeye çalışmaktır.

Daniel L. Byman, Esat rejiminin devrilmesinin Hizbullah için büyük bir yenilgi olduğunu düşünse de bunun İran`ın teröre destek vermeye yönelik politikalarının ve çabalarının azalması için etkili olmayacağını, tam tersine bu siyasetlerin artmasına sebep olacağını düşünmektedir.

Daniel Byman`ın Amerika Birleşik Devletleri için önerdiği politikalar İran medyasına da yansımıştır. Aftabnews.ir da yayınlanan bir makalede, Daniel Byman`e istinaden Amerika Birleşik Devletleri`nin İran karşısında seçeneklerinin az ve kısıtlı olduğu iddia edilmiştir. Ona göre, Amerika`nın İran nükleer tesislerini bombalaması rejim değiştirme çabası veya İran`a karşı uygulayacağı diğer baskılar, Amerika Birleşik Devletleri için ters bir sonuç verebilir. Byman`a göre, İran yetkililerinin ABD karşısındaki düşmanca tutumları, Amerika`nın Ortadoğu bölgesindeki konumunu olumsuz yönde etkilemiş ve zayıflatmıştır. Bu ülke nükleer silah elde ederse, daha güçlü bir düşmana dönüşebilir. İran yetkililerinin birçoğu İran`ın nükleer programına sadıktırlar. Bunun için israrcı ve kararlı bir tutum sergilemektedirler ve bu istikamette halk da devlete ve bu programa destek vermektedir.

Aşağıda bağlantısı verilmiş makaleye göre Daniel Byman, ABD`nin Irak`ı işgal etmesini skandal olarak değerlendirmiştir ve bu saldırının Amerika Birleşik Devletleri`nin Ortadoğu bölgesindeki konumunun zayıflamasına neden olduğunu söylemiştir. Byman kendi analizinde, Amerika Birleşik Devletleri`nin dört olası stratejisini diyalog kurmak, ekonomik baskı, askeri saldırı ve rejmi değiştirmek olarak sıraladıktan sonra bunlardan son ikisinin etkili olmadığını, hatta ters sonuç verebileceğini söylemiştir. Byman, ekonomik baskıyı bunlar içersindeki en etkili strateji olarak belirtmiştir.

….

Yazar: Emir Şahin- Tebriz Araştırmaları Enstitüsü Uzmanı

Geçmiş Bölümler:

I. Bölüm: Brookings Enstitüsü Uzmanları Gözünden İran’ın Ortadoğu Aktörlüğü (I.Bölüm: Suzanne Maloney)

II. Bölüm: Brookings Enstitüsü Uzmanları Gözünden İran’ın Ortadoğu Aktörlüğü (II.Bölüm: Richard Nephew)

III. Bölüm: Brookings Enstitüsü Uzmanları Gözünden İran’ın Ortadoğu Aktörlüğü (III.Bölüm: Vali Nasr)

I.V Bölüm: Brookings Enstitüsü Uzmanları Gözünden İran’ın Ortadoğu Aktörlüğü (IV. Bölüm: Bruce Riedel)

V. Bölüm: Brookings Enstitüsü Uzmanları Gözünden İran’ın Ortadoğu Aktörlüğü (V. Bölüm: Dan Arbell)

VI. Bölüm: Brookings Enstitüsü Uzmanları Gözünden İran’ın Ortadoğu Aktörlüğü (VI. Bölüm: Daniel Benjamin)

Anahtar kelimeler: