ABD’nin Yeni İran Yaptırımları Ne Anlama Geliyor?- Ümit Baykara

tebaren | 13:14 - 30.10.2017

13 Ekim 2017 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump yaptığı açıklamada, İran’a yönelik daha sert bir tutum izleneceği sinyalini vermiştir. İran ile ilgili görüşlerini açıklayan Trump, nükleer anlaşma ile ilgili kararı Kongre’ye bırakmıştı. Kongre’nin 60 gün içinde İran’a yönelik yeni yaptırımların uygulamaya konup konmayacağına ilişkin karar vermesiyle birlikte yaptırım kararının çıkması, ABD’nin anlaşmadan çekildiği anlamına gelmektedir.

Trump açıklamasında  “İran teröre destek veriyor. Devrim muhafızlarına yönelik sert yaptırımlar uygulayacağız” demiştir. Trump açıklamasında ABD Hazine Bakanlığı’na Devrim Muhafızları Ordusu’nu OFAC listesine alınmasına izin verdiğini de açıklamıştır.

Trump’ın, Devrim Muhafızları Ordusu’nu S722, SDA 2017, hr3364 ve CATSA adlarıyla bilinen kararnameyle OFAC listesine alabileceğine yönelik açıklamaları, İranlı yetkililerin sert yanıtlarıyla karşılaşmıştır. İran Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı General Muhammed Ali Caferi, Trump’ın yeni İran stratejisi hakkındaki açıklamasına birkaç gün kala Amerika’nın Devrim Muhafızları’na karşın muhtemel yaptırım kararına ilişkin Devrim Muhafızları Stratejik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada “İran İslam Cumhuriyeti, CATSA yasasının yürürlüğe konulmasını ABD’nin tek taraflı nükleer anlaşmadan geri çekilmesi olarak değerlendirecektir. ABD’nin yeni ambargoları yürürlüğe konulduğu zaman, Amerika bölgesel üslerini İran füzelerinin hedefi olabileceği 2 bin kilometreden daha uzağa taşımalıdır. ABD’nin İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu terörist gruplar listesine alma durumu olursa Devrim Muhafızları Ordusu, Amerikan ordusunu özellikle Ortadoğu’da DAEŞ ile aynı statüde görecektir.” demiştir. Caferi’nin yanı sıra İran’ın diğer üst düzey yetkilileri de çeşitli demeç ve açıklamalarla Devrim Muhafızları Ordusu’nun arkasında olduklarını dile getirmişlerdir.

Peki, neden Devrim Muhafızları Ordusu’nun OFAC listesine alınması, İran için bu kadar önemlidir?

Dış Yatırımlar Kontrolü Ofisi (Office of Foreign Assets Control) kısaltılmışı olan OFAC, ABD Hazine Bakanlığına bağlı malî istihbarat alanında çalışan bir kurumdur. OFAC, ABD’de istihbarat, ekonomi ve siyasetin birleştiği bir oluşum olarak dikkatleri çekmektedir. 1789’da kurulan OFAC, dünyadaki terör örgütleri üzerine istihbarat çalışmaları yaptıktan sonra, finansal kaynaklarını bulup ambargo uygulayarak terörle mücadele etmektedir. OFAC, listesinde yer alan örgüt, şirket ve bankalarla herhangi bir ülke, şirket, banka ve ticarî kuruluşun terör örgütleriyle iktisadî bir irtibatı olması durumunda otomatik olarak bu kurum ve kuruluşları terör finansörleri listesine dâhil edilerek ABD ambargosuna tabi tutmaktadır. ABD Hazine Bakanlığı, Devrim Muhafızları Ordusu’nun tümünü OFAC listesine aldığı taktirde İran ekonomisine ciddi bir darbe vurmuş olacaktır. Çünkü Devrim Muhafızları Ordusu askerî bir yapılanmaya sahip olmasının yanı sıra güçlü bir ekonomik yapıya da sahiptir. Birçok şirket sahibi olan Devrim Muhafızları Ordusu, İran’ın dev projelerini yürütmektedir ve bir nevi ülkenin ekonomisi Devrim Muhafızları Ordusu’nun tekeline geçmiş durumdadır.

The Journal of Political Risk (Siyasi Risk Dergisi) 7 Kasım 2013 sayısında yer alan “Political Risk toInvestment in Iran: Sanctions, Inflation, Protectionism, War, Bonyads, andthe IRGC” (İran’da Yatırımın Siyasi Riski: Yaptırımlar, Enflasyon, Korumacılık, Savaş, Vakıflar ve Devrim Muhafızları Ordusu) adlı yazıda bu askerî yapının İran ekonomisindeki rolü incelenirken, İran millî güvenliği için önemli bir potansiyel tehdit olduğu ileri sürülmüştür.

Nitekim bu mesele Devrim Muhafızları Ordusu komutanları tarafından da dile getirilmiştir. Devrim Muhafızları Ordusu’nun en önemli ekonomik oluşumu olan Hatem-ül Enbiya İmar Karargâhı Komutanı General İbadullah Abdullahi bu kapsamda şu demeci vermiştir: “Hatem-ül Enbiya İmar Karargâhı ülke genelinde 60 dev iktisadî projeyi öngörmüştür ve Cumhurbaşkanı Ruhani’nin himayesiyle bu projelerin birçoğu gerçekleşmiştir. Amerika’nın başı çektiği düşmanlarımız bize ekonomi yoluyla darbe vurmak istemektedir. Bu duruma Direniş Ekonomisi’nin oluşması vasıtasıyla karşı durabiliriz.

İran’da muhafazakarlara yakınlığıyla bilinen Efkar News adlı internet sitesi, Amerika’nın Devrim Muhafızları Ordusu hakkındaki bu yaptırım hamlesini, İran’ın ekonomisine saldırı olarak nitelendirmiş; bu ambargonun yürürlüğe konulduğu taktirde Devrim Muhafızları Ordusu – Hatem-ül Enbiya İmar Karargahı’yla işbirliği ve anlaşması olan 5 bin müteahhit ve şirketin de ambargoya dahil edileceğini söylemiştir. Efkar News’in bu konu hakkındaki analizine göre, ABD’nin bu yaptırım hamlesi Devrim Muhafızları Ordusu ile birlikte İran ekonomisini de ciddi sıkıntılarla karşı karşıya bırakacaktır.

İran Muhafazakârlarının ünlü ekonomistlerinden olan Abdülmacit Şeyhi, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı’na verdiği demeçte OFAC ambargosunun ciddiyetine şu ifadeyle değinmişti: “Bugün biz sıfır noktasına döndük. Düşman, hükümetin alttan almasından istifade ederek günden güne daha çok ilerliyor. Bu süreçteki en az zararımız zaman kaybımız olmuştur. CATSA ambargosu yürürlüğe konulduğunda Devrim Muhafızları’yla işbirliği yapan bütün şirketler ve özel sektör ambargoya alınacaktır. Bu durum, ambargoların genelleşerek bütün ekonomi çevresine yayılması anlamına gelmektedir. Buna karşın ikili parasal anlaşmalarla ambargoları delebiliriz. Biz ikili ve çok yönlü anlaşmalar yaparak ambargoları alaya alabiliriz. Bu iş milliî paramızı güçlendirecektir. Biz Euro ve Dolar dışında kanallar aramalıyız.

Daha önce Tebriz Araştırmaları Merkezi Farsça bölümünde yayınlanan bir araştırmada, İran ekonomisinin ilk 50 dev holdinginin profili incelenmiştir. Varılan sonuca göre İran ekonomisinin ilk 50 dev holdinginden 32 holding bankacılık ve petrokimya sektöründe çalışmaktadır. Bu holdinglerin sahiplerinin profili incelendiğinde, %68 gölge devlet olarak bilinen Silahlı Kuvvetler ve Valiye Fakih Ayetullah Hameneyi’ye bağlı olan oluşumlar olduğu saptanmıştır. Bu gerçekler dikkate alındığında İran ekonomisi içinde yapılanan Devrim Muhafızları Ordusu devre dışı bırakılırsa, ülkede ciddi iktisadî sıkıntılara yol açacağına kesin gözle bakılmaktadır. OFAC yaptırımının yürürlüğe konulması İran merkez bankasını bile ambargo listesine dâhil edebilecek potansiyele sahiptir. İran merkez bankası ambargo listesine alındığı taktirde, ülkenin finans merkezleri sonucu öngörülemeyecek ciddi krizlerle karşılaşacaktır.

ABD’nin bu yaptırımdaki ve yeni İran stratejisindeki amaçları nedir?

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un 25 Ekim 2017 tarihinde yaptığı Hint ziyaretinde ABD’nin İran’a yeni yaptırımların asıl amacını Trump’ın da ciddiyetle vurgu yaptığı gibi İran halkına rejimi devirmekte ve kendi kaderlerine hâkim olmak yönünde yardım etmek olduğunu söylemiştir. İran’da devlet işleyişi ve halktaki genel düşünce dikkate alındığı durumda, rejimin iflas ettiği ve polis devleti yöntemleriyle ayakta durabildiği açıkça görülmektedir. İran’daki mevcut durum, Lucian Pye’in “iflas etmiş devlet ve beş meşruiyet krizi” durumuna benzeyen yapısıyla dikkati çekmektedir. ABD’nin Devrim Muhafızları Ordusu’na yönelik yaptırımları, bu yapının finans kaynaklarını hedef alarak bir taraftan Şii İslam devrimi misyonerliğini kendisine amaç edinen bu yapıyı engellemeye çalışırken, diğer taraftan da İran içinde ambargoların yol açacağı ekonomik sıkıntıların geniş çaplı ayaklanmalarla sonuçlanabileceği öngörülmüştür. Yani, son 40 yılda defalarca özgürlük talebiyle geniş kitlesel protestolara sahne olan İran’da, bu kez de halkın ekonomik kaygılarla sokağa çıkacağı düşünülmüştür. İran’da yaygın bir düşünceye göre petrol parası ve İran’ın zengin kaynaklarını tekelinde tutan Devrim Muhafızları Ordusu, elde ettiği para ve gücü ideolojik yayılmacılığa harcarken İran halkı çeşitli ekonomik sorunlarla karşı karşıya bırakılmıştır ve bunun başlıca suçlusu kışlalar dışında ülkenin ekonomik ana arterlerini tekeline geçiren Devrim Muhafızları Ordusu’dur. İran’da özgürlük merkezli protestoları sert bir şekilde bastıran bu yapı, ambargolar neticesinde en çok taraftarı olan ve yoksulluk oranı altında yaşayan kitlenin adalet merkezli protestolarıyla karşı karşıya kalabilir.

Bu duruma İran nasıl tepki verecek sorusunun yanıtı ise 1979’dan günümüze kadar gelen ABD’nin İran’a yaptırım politikalarına karşı vermiş olduğu tepkilerinde gizlidir. 1979’dan günümüze gerilim içinde ilerleyen ABD-İran ilişkilerinde, ABD’nin İran’a yönelik yaptırım kararları, 5 yasa ve 12 başkanlık kararnamesiyle şekillenmiştir. Uluslararası acil ekonomik kontrol yasası, İran ve Libya yaptırım yasası, İran yaptırım yasası, İran’ın askerî donanımını durdurma yasası, İran’ın nükleer silah donanımını çoğalmasını engelleme yasası ve İran’ın kapsamlı yaptırım yasası ABD devleti tarafından hukukî zemine oturtulan beş yasa olarak dikkatleri çekmiş ve bu yasalara dair 12 başkanlık kararnamesiyle İran durdurulmaya çalışmıştır. Bu yaptırıma sahip yasalar ve başkanlık kararnameleri incelendikten sonra, ilgili yaptırımların İran’ın enerji sektörü ve Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı oluşumlara yönelik olduğu görünmektedir. İranlı ekonomistlerin yaptığı araştırmalara göre, İran ve Birleşik Devletlerin ekonomik ilişkilerini sıfıra indiren bu yaptırım kararları, İran’ı alternatifsiz bırakmamış ve İran çeşitli yöntemlerle bu yaptırımları delebilmiştir. Yani ABD’nin tek taraflı yaptırım politikası İran ekonomisine negatif etki bırakmasına rağmen yıpratıcı bir durum halini alamamıştır. Ancak İran’a uygulanan yaptırım kararlarının birkaç boyutlu olmasından dolayı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Doğu Asya ülkeleri ve ABD’nin bölgesel müttefikleri bu yaptırım kararlarına katıldığı dönemlerde İran ekonomisi ciddi darbeler alarak yerinde sayma mecburiyetinde kalmıştır. Nitekim İran’ın ABD ve 5+1 ülkeleriyle nükleer anlaşmaya ikna olmasıyla birlikte, bütün nükleer faaliyetlerinin durdurulmasının arkasında BM’nin İran’a yönelik uyguladığı 1737 numaralı kararı görünmektedir. Eski İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinijad döneminde İran’ın nükleer faaliyetlerine karşı verilen bu karar, ülke ekonomisini çöküşe doğru götürmüş ve İran devleti Ruhani döneminde nükleer anlaşmayı kabul ederek çöküşün eşiğinden dönmüştür. Kısacası, İran’ın ABD’nin yeni yaptırım kararlarına karşı üç seçeneği vardır; ABD karşısında geri adım atmak ve isteklere boyun eğmek, Avrupa Birliği ülkeleri üzerinden Trump’a baskı uygulayarak AB ile ilişkilerini geliştirmek ve bölgesel ittifaklara yönelerek millî para ya da takas anlaşmalarla yaptırımları delmek.

İran’ın bulunduğu ortam dikkate alınırsa İran devlet zihniyetinde yerleşmiş bir kanıya göre ABD karşısında atılan bir geri adım, çeşitli adımları arkasında getirecektir. İran’a göre Libya ve Irak’ın en büyük yanlışı, ABD’nin yaptırım politikalarına karşı ABD’yi ikna etmek istemeleri olmuştur. İran’a göre İran devleti nükleer anlaşmada geri adım atmasından sonra, balistik füze konusu ortaya atılmıştır, İran balistik füze konusunda ABD’nin isteklerini kabul ederse insan hakları meselesi ortaya atılacaktır ve bu süreç rejimin değişmesine kadar devam edecektir. Avrupa Birliği ülkelerine gelince, AB’nin nükleer meselede her ne kadar İran yanlısı görünmesine rağmen, Devrim Muhafızları Ordusu’nun balistik füze çalışmalarında Trump’tan yana olduğu düşünülmektedir. Bunun için son dakikada Avrupa Birliği tavrını ABD’den yana koyacağı düşünülerek İran’ın kısa vadeli zaman kazanmak adına pratiğe dökeceği dış politika İslami Konferans Örgütü (OIC) (57 üye), Gelişmekte Olan Ülkeler Arasında Ticari Tercihlerin Uluslararası Sistemi (GSTP) (44 üye), Hint Okyanusu Çevre Ülkeleri Bölgesel İşbirliği Birliği (IOR-ARC) (18 üye), Gelişmekte Olan Sekiz Müslüman Ülke (D8) ve Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO) gibi bölgesel ittifaklarda aktif olup bölge ülkeleriyle milli para yahut takas anlaşmaları kapsamında işbirliği yapması olacaktır. İran’ın bu politikası, Ortadoğu’da İran’a karşı oluşan İbrani-Arabi hattını zayıflatmak amacıyla olarak zaman kazanmak niyetiyle gerçekleşecektir. Bu zaman diliminde İran için hayatî önem taşıyan iç cephe, baskıcı yöntemle kontrol altına alınarak Devrim Muhafızları Ordusu tarafından hazırlanan ve Faşist dönem İtalyasının ekonomik kalkınma projesi örnek alarak tasarlanan Direniş Ekonomisi Doktrini sahaya sürülecektir. Bu kısa zaman diliminde İran Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa Birliği ülkelerini ikna çabası başarısız olup Amerika, İran’a karşı çok boyutlu yaptırım politikasında, AB ülkelerini tamamen kendi yanına çekebilirse İran siyasî kültüründen kaynaklanan son dakika manevrası gerçekleşip İran Rusya’nın bölgedeki politikalarına ciddi zarar vermemek şartıyla ABD-AB hattını ikna etmeye çalışacaktır. Bunun da en somut ve hızlı sonuç alabileceği yöntemi Suriye ve Irak’ta Rusya ile ortak paydada buluşabilen ABD-AB hattının stratejisini ikna edeceği olacaktır. Çünkü tarihte ilk defa devlet kurduklarını düşünen Pers-İran merkezli Şiici düşünce ve İran yöneticilerinin sadakatle bağlı olduğu ilke, devrimin kurucusu Ayetullah Humeyni’nin şu sözüdür: “Rejimin bekası bütün farzlardan üstündür.”

Ümit Baykara- Tebriz Araştırmaları Enstitüsü Uzmanı

 

Anahtar kelimeler: