Exeter Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Alem Salih İle Söyleşi

tebaren | 11:39 - 10.10.2017

Tebriz Araştırmaları Enstitüsü, İngiltere’nin Exeter Üniversitesi Arap ve İslam Araştırmaları Enstitüsü uzmanı Dr. Alem SALİH ile bir söyleşi gerçekleştirmiştir. Doktorasını Leeds Üniversitesi’nde tamamlayan Dr. Salih’in İran ve Ortadoğu üzerine birçok çalışması çeşitli dergilerde yayınlanmıştır. Dr. Salih “İran’da Etnik Kimlik ve Devlet” (Ethnic Identity and the State in Iran) adlı eserinde İran’da milliyetçilik, etnik kimlik ve İran’ın devlet yapısını incelemiştir.

Kitabınızın adından da anlaşıldığı üzere İran’da etnik kimlik ve devlet konusunu ele almışsınız. Kitapta genel olarak hangi soruya yanıt arıyorsunuz? İran’da etnik kimlik konusundaki hangi sorun kitabınızın temelini oluşturur?

Kuşkusuz İran’da modern ulus-devletin ortaya çıkmasıyla birlikte, etnik mesele de ülkenin ve hatta bölgenin çok önemli siyasî ve toplumsal sorunlarından biri haline gelmiştir. Ne yazık ki son zamanlara kadar İran’da etnik mesele üzerinde ciddî bir çalışma yapılmamış, yapılan çalışmalar da akademik ve tarafsız olmamıştır. Merkezî hükümet veya etniklerin önde gelenleri hep kendi açılarından meseleye bakmışlar. Bu kitapta meselenin akademik olarak fakat  güvenlik boyutu da dikkate alınarak araştırılmasına çalışılmıştır. Daha doğrusu kitapta İran’da etnisite ve güvenlik meselesi incelenmiştir. İran’da etnisite ve milliyetçilik söylemi üzerine başka kitaplar da yazılmıştır. Fakat etnik meselenin kimlik ve güvenlikle bağlantısı ele alınmamıştır. Toplumsal güvenlik ile toplumun güvenliği farklı farklı şeylerdir. Toplumsal güvenlik, kimlikle ilişkili olan güvenliktir. Şöyle ki, bir etnik grup ve insan topluluğu, onun kimliğini sorgulamaya çalışan bir kültürün karşısında kendi kimliğini korumaya çalışır. Bu kitapta 1925 sonrası İran’ında ortaya çıkan devlet, millet, milliyetçilik ve siyasî sınırlarla ilgili sorulara cevap aranmıştır.

 

Sizce günümüz İran’ında etnikler veya milletler meselesinin ortaya çıkmasının sebepleri neler olabilir?

Bu yalnız İran’ın sorunu değil. Dünyada etnik, dinsel ve mezhepsel çoğulculuğun olmadığı ülke sayısı oldukça azdır. Dünyada sınırları asırlar önce belirlenmiş olan ülke sayısı çok azdır. Avrupa ülkeleri Vestfalya Antlaşması’nı imzaladıktan sonra orada ulus-devlet meselesi canlanmaya başladı. Avrupa ülkelerinin sınırları da son zamanlara kadar değişmekteydi. İran burada müstesnadır. Bu yüzden ben İran’ı farklı kılan ve aynı etnik sorunları olduğu halde sınırları millî kimliklerini yansıtmayan ülkelerden ayıran özellikleriyle ilgili konuşacağım. Birkaç nedenden dolayı İran diğer ülkelerden farklıdır. Birincisi burada etnik ve mezhepsel çoğulculuk var. İkincisi, bu etnik grupların (adına ne derseniz deyin azınlıklar, etnikler, milletler vs.) nüfusu oldukça fazladır. İran’da en az 24 milyon Türk var. 10 milyona yakın Kürt, 4-5 milyon Arap, 3 milyon Beluç, 3 millyon Türkmen var. Bunlar nüfus olarak çok önemli yere sahipler ve güvenlik açısından ciddî bir ağırlıkları var. Bunlar İsfahan’daki bir Ermeni azınlığı değil, bunların güvenlik meselesi var. Yoğun nüfuslarının yanı sıra, aynı zamanda sınır bölgelerde yaşıyorlar. Siyasî sınırlar bölgenin kültürel, kimliksel ve etnik gerçeğini yansıtmadığından, bu grupların tamamının sınırın diğer tarafında soydaşları ve dindaşları vardır. İran Türklerinin Azerbaycan ve Türkiye’de, Kürtlerin Irak’ta, Arapların komşu Arap ülkelerinde, Beluçların Afganistan ve Pakistan’da, Türkmenlerin Türkmenistan’da akrabaları var. Yani bunların kimlikleri sınır ötesine kadar uzar ve bu çok önemli bir husustur. Çünkü sınırları zorlayabilirler. Ayrıca hemen hemen hepsinin siyasî ve kültürel geçmişi var. Hatta bazen bölücülük iddiaları da olmuştur. Mesela Azerbaycan Cumhuriyeti, Mahabad Cumhuriyeti veya bugünkü Huzistan’da Şeyh Hazal’in Emirlik iddiası gibi. Dolayısıyla etnik grupların önde gelenlerinin veya etnik partilerin içeride ve dışarıda ister barışçıl ve yasal, isterse de İran yasalarına aykırı faaliyetleri, etnik meselenin önemini arttırır.

Meselenin önemini arttıran dördüncü konu, bölgesel dinamikler veya olaylardır. Bölgede, etnik ve dinî azınlıklar başka bir ülkeye baskı uygulamak amacıyla siyasî koz olarak her zaman kullanılabilmiştir. Örneğin İran ve Irak savaşında, İran baskı aracı olarak Irak Kürtlerini, Irak da İran Kürtlerini destekliyordu. Bu da bölgedeki gelişmeler dikkate alındığında etnik meselenin ve dinsel-mezhepsel azınlıkların önemli hale gelmesine yol açmaktadır.

 

Bazen medyada İran İslam Cumhuriyeti makamlarının Fars olmayanların kültürel haklarını vermek istediğine dair haberlere yer veriliyor. Sizce İran’ın hakim yapısında bu gibi hakları vermek için ciddî bir iradenin varlığında söz etmek mümkün mü?

İran hükümeti böyle bir çabanın olduğunu göstermeye çalışıyor, fakat şu ana kadar gözle görülür, elle tutulur her hangi bir gelişme olmamıştır. Azınlıklardan sorumlu cumhurbaşkanı müşaviri, etnik meseleden ziyade, dinî ve mezhebi azınlıklar üzerinde yoğunlaşmıştır. O, Türk, Arap ve Kürtlerin önde gelenleriyle görüşüp söylem oluşturmaktansa, zamanının büyük bir kısmını Zerdüştiler, Hristiyanlar ve Musevilerle geçiriyor. Ben sorunun kaynağını yalnız devlet olarak görmüyorum. Daha büyük sorun, milliyetçi ve hatta şövenist anlayışlarını ciddî bir şekilde oluşturmaya ve yaymaya çalışan Farsçı şahsiyetlerdir. Bunlar devletten daha fazla halk arasında kutuplaşmaya sebebiyet veriyorlar. Bu yüzden ben sorunu iki şeyde görüyorum. Birincisi devlet politikasıdır. Devlet pozitif bir yaklaşımla etnik azınlıklar veya etniklerle diyalog içinde olmalıdır. İkincisi de toplumun önde gelen şahsiyetleridir. Bunlar ne yazık ki bazen İran’daki etnik meseleye karşı çok daha kötü münasebet sergiliyorlar. Akademisyenleri yazdıkları kitaplarda etnik meseleyi bir hayal, boş bir şey veya komplo olarak görür ve sorunu yurt dışı kaynaklı göstererek, düşmanlarla ilişkilendiriyorlar. Bir kısmı da körü körüne nefret hissinin uyanmasına neden olup başkalaştırma söylemini İranlılar arasında yayıyorlar. Bu kişiler genellikle cehaletleri yüzünden, millî duyguları temelsiz bir şekilde alevlendirerek, tek bir millî kimlik oluşturmaya çalışıyorlar. Oysa ki bunun bedelini etnik azınlıklar ödüyor.

 

Sizin de belirttiğiniz devlet politikası ve Farsçı şahsiyetlerin diğer etnik gruplara münasebetini göz önünde bulundurarak, etnik kimlikler açısından İran’ın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunun en güzel örneği Irak Kürt bölgesinde gerçekleşti. Kürtler yaklaşık yüz yıl boyunca ölümleri, savaşları, hakaretleri ve göçleri tahammül ettiler, fakat şimdi pratikte eylem yapabildiler. Bu eylemin doğru veya yanlış olduğunu yargılamak benim işim değil. Kuşkusuz kendileri karar verebilirler. Bölge devletlerin sorunu inkar etmek yerine, kendi yanlış politikalarının farkına varmaları gerekir. İran’ın önde gelenleri de bunu iyice bilmeliler ki şovenist yaklaşım kesinlikle iyi sonuçlar doğurmayacak. Bu durumda etniklerin gözü hep dışarıda olacak. Kuşkusuz İran Kürtleri Irak Kürtlerine bakıyor ve taleplerini ona göre değerlendiriyor. Türkler onlar için Tahran’dan daha iyi bir örnek olabilecek Azerbaycan’a bakıyorlar. Ben İran’ın önde gelen kişilerini de devlet politikaları kadar nefret hissi uyandırmakta suçluyorum. Etnikler kimlik meselesi söz konusu olduğunda kuru ekmek yemeye razı olurlar, yeter ki şerefli bir hayatları olsun. İnsanın şerefi onun ekonomik durumundan çok daha önemlidir. Bence Irak Kürt bölgesi meselesi aslında bölge ülkeleri için bir uyarıdır ve davranış ve politikaların gözden geçirilmesi gerekir.

 

TAE’ye ayırdığınız zaman için teşekkür ederiz. Eklemek istediğiniz bir konu var mı?

Ben teşekkür ederim. Ben esasen devlet politikalarını ve Fars toplumunun önde gelenleri veya milliyetçilerinin yaklaşımını eleştirmeye çalıştım. Fakat etniklerin önde gelenlerini de eleştirebiliriz. Onların da olaylara gerçekçi bir gözle bakmaları ve propaganda niteliğinde sloganlardan ve bilinçsizce milliyetçilik duyguları yaratmaktan çekinmeleri gerekir. Çünkü şovenist bir yaklaşıma şovenist bir yaklaşımla karşılık vermeye gerek yoktur. Bence söylem oluşturmaya ve diyalogların gerçekleşmesine çalışmak çok daha yararlı olabilir.

 

Anahtar kelimeler: