Toplumsal Hareket Temelinde Yakın Dönemde İran’da Türkçülük- Babek Şahit

tebaren | 12:41 - 09.10.2017

Genel Çerçeve

İran ve Güney Azerbaycan Türkleri, İran’ın yakın tarihinde ülkenin siyasî kaderini değiştirebilen aktörlerin başında gelmiştir. 1925’te İngiltere – Rusya destekli askerî darbe sonucunda devlet idaresinden uzaklaştırılan İran Türklerinin yerini Fars milliyetçiliği almıştır. 1991’den sonra Türk Cumhuriyetlerinin ortaya çıkışı, özellikle de İran’daki Azerbaycan Türkleriyle sınırdaş olan Azerbaycan Cumhuriyeti adıyla bir devletin kurulması, Karabağ Savaşı’nda İran devletinin Ermenistan’ı desteklemesi, İran’daki hâkim siyasî Şiilik ideolojisinin devlet yönetimindeki başarısızlığı, İran yöneticilerinin Şii mezhepçiliği adı altında Fars milliyetçiliği güdümlü hareket etmeleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik değerlerle kalkınması ve Türkiye’nin cazibe merkezi haline gelmesi ve 1979 Devrimi sırasında halka verilen vaatlerin yerine getirilmemesi İran ve Güney Azerbaycan Türklerinin toplumsal psikolojisini daha önce hiç denemedikleri Türk kimliği eksenli toplumsal ağ ve hareketlilik yaratmaya teşvik etmiştir. 1991’den günümüze devam eden bu hareketlilik olgunlaşma sürecini yaşamaktadır ve günümüzde İran’daki siyasi dengeleri değiştirebilecek konuma gelmiştir. Son 20 senede İran’da Türklerin yaşadığı bölgelerde Türklük bilinci toplumsal devinim haline gelerek İran yöneticilerini yeni strateji ve politikalar üretmeye mecbur etmiştir. İran için artık bir güvenlik sorunu haline gelen İran’da Türkçü hareketler kendine özgü özelliklerinden dolayı büyük güçlerin ilgi odağına haline gelememiştir ve çeşitli ülkeler bazı nedenlerden dolayı bu harekete kuşkuyla yaklaşmıştır. Pan-Turanizm tehdidi, mezhepsel yaklaşım, İran Türklerinin Kürt gruplara güvensizlikleri ve aralarındaki anlaşmazlık, kuvvetli toplumsal söylemi olan güçlü örgütlerinin olmaması, isteklerinin net olmaması ve olası bir krizde nasıl tepki vereceklerinin belirsizliği bu nedenlerin başında gelmiştir. Bütün bunlara rağmen seküler değerler eksenli İran Türkçülerinin faaliyetleri, Güney Azerbaycan coğrafyası vatan mefkûresiyle İran’ın siyasi söyleminde yerini bulmuştur. Mevcut yazıda son yıllarda İran’da toplumsal devinim niteliği taşıyan Türkçü hareketler ele alınmıştır.

İran Türklerinin Nüfusu ve Kesin Olmayan Rakamlar

İran devlet politikasına göre bugüne dek İran Türklerinin nüfus dağılımıyla ilgili herhangi resmî araştırma yayınlanmamıştır. İran’da nüfus sayımı ve istatistik veri tabanları oluşturmakla yükümlü olan “İran İstatistik Merkezi” çeşitli alanlarda istatistik veriler paylaşırken, İran’ın etnik yapısı dağılımıyla ilgili çalışmaları erişime kapalı tutulmaktadır. Bu politika neticesinde İran’da yaşayan etniklerin nüfus ve coğrafî dağılımı yalnız güvenlik merkezlerinde saklı kalırken, uluslararası kuruluşlar ve stratejik merkezler çeşitli tahminler ileri sürmektedir. İran’ın etnik yapısıyla ilgili özellikle İran’da yaşayan Türklerin nüfus ve coğrafî dağılımı çeşitli merkezlerin araştırma konusu olmasıyla, bu konu hakkında farklı rakamlar dile getirilmektedir.

İran’daki Türk aktivistlerin kendi olanaklarıyla elde ettiği tahminî rakamlara göre, İran Türkleri 35-40 milyonluk bir nüfusla, İran’ın kuzeybatısı, merkezi, güneyi ve kuzeydoğusunda yaşamaktadır. Bu tahminleri doğrulayacak resmî açıklama ise eski İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi’nin 18 Ocak 2014 tarihinde Türkiye’ye yaptığı ziyarette, Türk basınına İran Türklerinin nüfusuyla ilgili yaptığı açıklama olmuştur. 18 Ocak 2014’te Türkiye’yi ziyaret eden Salihi, Türk basınına “İran nüfusunun %40’ı Türk’tür ve bu rakam iki ülkenin ilişkilerini pekiştirmekte iyi bir potansiyele sahip etkendir”[1] şeklinde önemli bir demeç vermiştir. Ayrıca çeşitli uluslararası kurum ve kuruluşlar İran Türklerinin nüfus dağılımını çeşitli rakamlarla açıklamışlardır:

“Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA)”[2] İran istatistik tanıtımı bölümünde[3] İran Türklerinin nüfus dağılımını şu rakamlarla göstermiştir:

UNFPA ve Birleşmiş Milletler bünyesindeki benzer kuruluşların uluslararası niteliğe sahip olmasından dolayı birçok araştırma merkezi İran ile ilgili çalışmalarında bu verileri kullanmaktadır. Nitekim alttaki merkez ve ansiklopedilerin İran’daki Azerbaycan Türklerinin nüfusuyla ilgili gösterdiği rakamlar UNFPA verisine yakın rakamlara tekabül etmektedir.

İran devlet ideolojisinin kültür alanındaki politikası, “Kültürel Mühendislik” başlığıyla yürütülerek, İran İslam Cumhuriyeti ideolojisine uygun tek tip insan oluşturmak olarak ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda, çeşitli devlet kurumları millî projeler niteliğinde saha araştırmaları yapmakla yükümlüdür. Bunlardan biri “İran Genel Kültürü Endekslerinin Araştırması ve İncelemesi Projesi” olmuştur. Bu proje kapsamında İran’ın tüm bölgelerinde halkın ne türden kültür ürünleri kullanmaya eğilimli olduğu ölçülerek, ülkenin kültür haritası çizilmeye çalışılmıştır. 33 ciltlik dizi kitap şeklinde yayınlanan projenin yöneticiliğini “İran Kütüphaneleri Kurumu” Başkanı Mensur Vaizi yapmıştır. 32 cildi eyaletlere[4] ayrılan bu serinin bir cildi ülkenin genel kültürüyle ilgilidir. Eyalet bölümlerinde ise her eyaletin etnik yapısıyla ilgili istatistik veriler sunulurken, Türklerin nüfus dağılımı şu şekilde gösterilmiştir: [5]

Batılı Uzmanlar ve İran’da Türkçülük

Çalışmalarını İran’daki Türk dilleri üzerine yoğunlaştıran Türkolog Gerhard Doerfer İran’ı Türk dili açısından şöyle değerlendirmiştir: “İran günün birinde eşit haklara sahip olacak bünyesindeki diller ve kültürlerle doğunun İsviçre’si durumuna gelebilir; işte o zaman oradaki milletleri bütün yönleriyle iyice araştırmanın vakti gelmiş olacaktır. Böylece, filoloji bilimi ve Türkoloji bugünden tahmin edilmeyecek bir ölçüde zenginleşecektir.” [6]

Deorfer’in söylediği bu zenginlik, Batılı araştırmacıları İran’da Türk kültürüyle birlikte Türkçü hareketleri incelemeye teşvik etmiştir. Son 10 yılda hız kazanan bu araştırmalar İngilizce kitap ve makaleler şeklinde yayınlanmıştır.

Amerika’da yayınlanan “Borders and Brethren: Iran and the Challenge of Azerbaijani Identity” (Sınırlar ve Kardeşlik, İran ve Azerbaycan Kimliği Sorunu) adlı kitapta, İran’ın Güney Azerbaycan bölgesinde Türk uyanışının aslında Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına yönelik olduğuna şöyle değinmiştir:

“Azerbaycan Cumhuriyeti, Sovyetlerin çöküşünden sonra, Aralık 1991’de bağımsızlığını kazandı. Bu cumhuriyetin kuruluşu ve ardından doğrudan Kuzey – Güney arası bağların canlanması, eğitim, kültür ve ticaret alanlarında işbirliğinin yenilenmesi, komşu İran’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin kendi kimliklerini araştırmaları için bir katalizör görevi gördü.

Bazı Azerbaycan Türkleri, İran Devleti’ne gösterdikleri bağlılığın bu olgu ile test edildiğini gösterir bir tarzda kendilerinin İran kimliğine sahip olduğunu ve İran Devleti’ni sadakatle desteklediklerini ilan ettiler. Bunun aksine, bağımsızlığını kazanan Azerilerin ana dillerini okullarda kullanmalarından ve kültürel hayatlarının bütün boyutlarını Azerbaycan Türkçesi ile sürdürmelerinden etkilenen bir kesim ise, söz edilen alanlarda benzer talepleri İran’da dile getirmeye başladılar. Bu Azerilerin birçoğu, İran anayasasının taahhüt ettiği fakat uygulamaya geçirilmeyen bu tür kültürel hakları istemenin, İranlılar olarak kendilerinin meşru talepleri arasında yer aldığı şeklinde değerlendirmeler yaptılar; bu nedenle kendilerini ayrılıkçı olarak görmediler.

Tahran bu dil konusundaki istekleri tehdit edici bulmuş ve genellikle bu konuyu dile getirenleri tehlikeli olarak nitelendirerek, onları gayri-meşrulaştırma girişiminde bulunma eğilimindeydi.

Bu dönemde İranlı Azerbaycan Türklerinin toplum kimliğini etkileyen en önemli gelişmelerden biri, 1992’den itibaren Türk televizyon kanallarının yaygın olarak izlenmesiydi. Esas olarak dinî nitelikte olmaları nedeniyle, İran televizyon yayınları halkın çok az ilgisini çekmekteydi. Bu nedenle İran’da birçok kişi uydu anteni kullanarak yabancı televizyonları izlemeyi tercih etti. 1992’de İran’da uydu anteni fiyatlarının önemli ölçüde düşmesi birçok ailenin bu cihazları edinmesini mümkün kıldı. Bunun önemli sosyal sonuçları olduğu anlaşılmaktadır. Kendi dilleri sayesinde (Türkiye) Türkçesini kolayca anlayabilen Azerbaycan Türkleri, pek çok zaman Türk televizyonlarını seyretmeyi tercih ettiler.

Tahran, Ekim 1992’de Doğu Azerbaycan vilayetini ikiye bölmeyi kararlaştırdı; böylece Erdebil bölgesinde yeni bir vilayet kuruldu. Vilayet için önerilen isim hakkında yapılan tartışmalar, hükümet ile bağı olanlar dâhil birçok Azerbaycan Türkünün bu meselede rejimi açıkça eleştirmeye istekli olduklarını ve kendilerini İran ile özdeşleştirenlerin bile İran’daki bu bölgenin isminde Azerbaycan kelimesinin geçmesini kuvvetle desteklediklerini ortaya koydu.

İranlı Azerbaycan Türkleri arasında en önemli siyasî gelişmelerden biri, Azerbaycan milletvekillerinden oluşan “Azerbaycan Milletvekilleri Kurulu” adlı bir grubun mecliste kurulmasıydı. Bu grup, Azerbaycan vilayetlerine ilişkin meseleler ve Azerbaycan Cumhuriyeti ile ilişkilerin geliştirilmesi üzerinde yoğunlaştı.

İran’ın güçlü ve cazibe merkezi olacak bir Azerbaycan Cumhuriyeti kurulmasının, kendi ülkesinde yaşayan Azerbaycan Türkü etnik kimliğini güçlendireceği yönündeki kaygısı,  Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Karabağ çatışmasında fiilen (de facto) Ermenistan’ı destekleyen bir politika benimsemesi ile sonuçlandı. Azerbaycan vilayetlerine mensup İran Meclisi milletvekilleri, Tahran’ın Ermenistan ile ilişkilerini asgarî düzeye indirmeye sevk etmeyi amaçlayan kampanyalar yürüttüler ve Erivan’ı protesto eden mesajlar yayınladılar. Azerbaycan milletvekilleri Meclis’te açıktan Tahran’ın Bakü’ye yardım etmesini istediler.

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını kazanmasından sonra, bu yeni devlette yaşayan Azerbaycan Türkleri ile onların İran’daki ırkdaşları arasında doğrudan bağlar ve temasların kapsamında ani bir genişleme oldu. İran’daki Azerbaycan vilayetleri ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasında, Tahran’ı devre dışı bırakan resmî, doğrudan işbirliği ve karşılıklı alış-verişler tesis edildi. Üç Azerbaycan vilayetinin her birinden heyetler Bakü’yü ziyaret etti ve ticaret, eğitim ve bilimsel araştırma dahil birçok alanda doğrudan resmî işbirliği başlattılar. Azerbaycan Cumhuriyeti ile ikili ilişkiler kurulması bir örnek teşkil etti ve Azerbaycan vilayetlerini yabancı ülkelerle -özellikle de Türk boylarıyla- bağımsız ilişkilerini yaygınlaştırmaya teşvik etti. Azerbaycan vilayetleri ile Azerbaycan Cumhuriyeti’nin işbirliği yapması ve bunlar arasındaki temaslar, bu vilayetlerin önemini artırdı. 1991 ile 1992 yılları boyunca hem Bakü hem de İran gazetelerinde sık sık kaybolan akrabalarını arayanların ilanları yayınlandı. Sınırın her iki tarafından bir çok akrabanın birbirini araması ve neredeyse 70 yıllık bir ayrılık döneminden sonra birbirlerini bulması olgusu, “her iki tarafta” da akrabalara ilişkin bilgilerin ve öykülerin nesilden nesile aktarıldığını göstermektedir.”[7]

Touraj Atabaki, Londra’da yayınladığı “Pan-Turkism and Iranian Nationalism” (Pan-Türkizm ve İran Milliyetçiliği) kitabında İran ve Güney Azerbaycan Türkleri içinde yükselen Türklük bilincinin, Türkiye Cumhuriyeti merkezli olduğunu ileri sürmüştür.[8]

Nitekim Georgetown Üniversitesi öğretim üyesi Şirin Hunter (Şirin Tahmasb) İran devletini Türkiye Cumhuriyeti’nin İran’daki ekonomik yatırımlarıyla ilgili şöyle uyarmıştır: “Biz yabancıların İran’daki yatırım girişimleri hakkında dikkatli olmalıyız. Bu konu özellikle Türkiyelilerle ilgili daha ciddiye alınmalıdır, Neden Türkiyeliler İran’ın Türk bölgelerinde iktisadî yatırımlar yapıyorlar? Neden Bender Abas’ta yatırım yapmıyorlar? Bunun arkasında başka bir niyet ve amaç vardır.” [9]

ABD’nin etkin araştırma merkezlerinden olan RAND [10] kuruluşunun ABD Hava Kuvvetleri için hazırladığı “Iran’s Political, Demographic, and Economic Vulnerabilities” raporda İran Türkleri İran’ın en etkin ve kader belirleyici etniği olarak ele almıştır. Bu kitaba göre İran devletini benimseyen ve son yıllara kadar rejime bağlı olan İran Türkleri merkezî hükümetin asimilasyon politikalarına tepki olarak kültürel ve milliyetçi söylemi öne sürmeye başlamışlar ve yakın gelecekte İran Türkleri içinde Türkçü eğilimin güçleneceği öngörülmüştür. [11]

İsrail merkezli Rubin Araştırmalar Merkezi’nin yayınladığı “The Rise Of Nationalism Among İranian Azerbaijanis: A Step Toward İran’s Disintegration?” (İran’da İran Azerbaycanlıları Arasında Yükselen Milliyetçilik: İran’ın Parçalanmasına Bir Adım mı?) Adlı yazıda son yıllarda İran’daki Türkçü hareketlerin içeriğini incelerken çeşitli aktörlerin rolünü ele almıştır. Bu yazıya göre, İran’daki bu büyük nüfusun Türkçülük hareketlerinden en çok Türkiye Cumhuriyeti yararlanabilir; bu sebepten İsrail devleti geç olmadan kendi antitezini oluşturmalıdır. [12]

Washington merkezli “Ortadoğu Enstitüsü” Norveç şubesi eski başkanı Daniel Heradstveit bu merkezin web sitesinde yayınladığı “Azerbaijani Ethno-nationalism: A Danger Signal for Iran” (Azerbaycan Etnik Milliyetçiliği: İran’a Bir Tehdit Sinyalı) adlı analizinde İran devletinin ülkedeki milletler içinde İran Türklerinin milliyetçiliğinden korktuğunu söyleyerek İran Türklerinin milliyetçiliğine Türk Dünyası perspektifinden bakmıştır. [13]

“Middle East Policy Council” (Ortadoğu Politik Konseyi) merkezi web sitesinde yayınlanan “Iran And Azerbaijan: A Contested Neighborhood” (İran ve Azerbaycan: İki Tartışan Komşu) makalede İran’daki Azerbaycan Türkleri içinde milliyetçiliğin yükselişi ele alınırken Ebülfezl Elçibey’in Güney Azerbaycan Türklüğüne verdiği önem ve İran’ın tepkilerinin tarihî nedenleri incelenmiştir. [14]

Fransa Savunma Bakanlığına bağlı ““Askeri Stratejik Araştırmalar Enstitüsü” uzmanı Gilles Riaux, Tahran’ın Allame Tabatabayi Üniversitesinde misafir öğretim görevlisi olarak İran’da yaşadığı dönemde, Türkçü hareketleri yakından izlemiş ve çeşitli etkinlikler, kurultaylar ve aktivitelere katılmıştır. Gilles Riaux, Fransa’ya döndükten sonra gözlemlerini “Ethnicité et nationalisme en Iran. La cause azerbaïdjanaise”[15]  adlı kitapta yayınlamıştır. Riaux, İran Türkçülerinin faaliyet mekanizmasını çözmeye çalışırken İran’ın yakın geleceğinde Türk milliyetçiliğinin daha da genişleyeceğini öngörmüştür. Fransa Savunma Bakanlığı Askeri Stratejik Araştırmalar Esntitüsü bünyesinde İran’da Türkçü hareketlerle ilgili yayınlanan “Les modalités de l’engagement dans le nationalisme azerbaïdjanais en Iran : de la tutelle soviétique à l’autonomisation progressive”, “S’engager par défaut : les jeunes femmes et le nationalisme azerbaïdjanais en Iran”, “Crafting Iranian Nationalism: Intersectionality of Aryanism, Westernism and Islamism”, “The Formative Years of Azerbaijani Nationalism in Post Revolutionary Iran” ve “Être jeune militant nationaliste azéri en Iran” ve “La radicalisation des nationalistes azéris en Iran” adlı  makalelerde de İran’ın etnik sorunlarında Türk milliyetçilerinin yeri ele alınmıştır.

Batılı uzmanların İran’da Türkçü hareketlerle ilgili kaleme aldıkları çeşitli yazıları incelendiğinde İran Türklerinin faaliyetlerini etnik milliyetçilik kapsamında ele aldıkları ve Türk kültürü eksenli analizden ziyade bir azınlık hareketi olarak gördükleri yönde olmuştur. İran Türklerini, İran’ın diğer etniklerle farklı kılan en önemli faktör Selçuklu devletinden beri İran tarihindeki rolleri olmuştur. Uzun süre İran’a hâkim olan İran Türkleri, modern çağın koşullarına ayak uyduramadıkları ve Rusya-İngiltere işbirliğinden dolayı devrilmişlerdir. İktidarda bulundukları dönemde Türklük bilincinden yoksun olan İran’a hâkim olan Türk hanedanları Türk kültürü yerine Fars kültürünü yaymışlardır. İran’da kadim bir devletçi geleneğe sahip bu etnik unsurun hukukî anlamda azınlık statüsüne düşmesi İran Türklerini diğer etniklerle farklı kılan bariz özellik olmuştur.

Batılı uzmanların İran’daki Türkçü hareketlerle ilgili analizleri bu tarihî serüveni dikkate almaksızın İran Türklerinin milliyetçi eğilimlerini azınlık hakları çerçevesinde yorumlamıştır.

Yakın Dönemde İran’da Türkçülük ve İran’ın Yaklaşımı

1990’lı yıllar, Güney Azerbaycan Millî Hareketi adıyla bilinen İran’da Türkçü hareketlerin başlangıç noktası olarak değerlendirilir. Bu dönemde Güney Azerbaycan şehirlerinde ve üniversitelerinde Azerbaycan-Türk dil, tarih, musikî ve benzeri kurslar yaygındı. Bu zamandan itibaren “Güney Azerbaycan Millî Hareketi” adı sıkça kullanılmaya ve yayılmaya başlamıştır.

Güney Azerbaycan Millî Hareketi’nin ilk sokağa çıkışı, 1992 yılında Azerbaycan Cumhuriyeti’nde Laçın kentinin işgali ve İran’ın Ermenistan’a verdiği desteği protesto etmek amacıyla olmuştur. Bu olayda Tebriz Üniversitesi’nde toplanan bir grup Türk öğrenci protesto yürüyüşü başlatmış, bu yürüyüş dakikalar içinde büyüyerek sokağa taşmış ve şehirde kısa süreli gerginlik yaşanıp gözaltına alınanlar olmuştur. Bu olay, zamanında önemsiz bir vaka olarak algılansa da millî hareketin ilk icraatı olarak tarihe geçmiştir.

1995 yılı meclis seçimlerinde Tebriz’den milletvekili adayı olan Dr. Mahmut Ali Çöhreganlı’nın milliyetçi söylemlerle ilk turda halkın oyunu almasına rağmen tutuklanarak, ikinci tur seçimlere katılmasının izin verilmemesi Güney Azerbaycan Millî Hareketi söyleminin halkın içinde yaygınlaşmakta olduğunu göstermiştir.

Reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin 1997’de iktidara gelmesiyle ülkenin siyasî ortamında az da olsa bir yumuşama meydana gelmiştir. Hatemi’nin Cumhurbaşkanlığı yaptığı iki dönem İran’ın resmî literatüründe Reform dönemi olarak anılır. Hatemi döneminde toplumsal özgürlüklerden yararlanıp, bu rahatlığı kullanan Azerbaycanlı aydın ve öğrenciler büyük bir basın atağına geçmiş, çok sayıda dergi ve gazete çıkarmıştır. 1999-2000 yıllarında ülke çapında çıkan Türkçe öğrenci dergisi sayısı altmışı geçmiştir.

2000’li yılların başına gelinceye kadar Güney Azerbaycan Millî Hareketi dar kapsamlı ve kısıtlı bir akım olarak algılanmaktaydı. Aynı yıllarda İran’ın istihbarat servislerinden dışarı sızan bir raporda, Azerbaycan’daki “Bölücü Pantürkist” hareketlerin en erken 30 yıl içerisinde bir sorun haline gelebileceği öne sürülmüştü. Bu yönde olan bir genel kanaat sonucunda devlet organları Azerbaycan meselesini bilfiil ve ciddi bir tehditten daha ziyade uzun vadeli önlemler alınması gereken potansiyel bir sorun olarak algılamaktaydılar. Bu dönemde Babek Kalesi Kurultayları Türkçü söylemin halk nezdinde büyük ilgi görmeye başladığının göstergesi olmuştur. “Babek Kalesi Kurultayı” adıyla Temmuz ayında düzenlenen törenlere 1998, 1999 ve 2000 yıllarında yüz binlerce insan katılmış ve kitlesel mitinglere dönüşmüştür. Bazı görgü tanıkları 2000 yılındaki kurultayda katılımın bir milyonun üstüne çıktığını söylemektedir.

Güney Azerbaycan’da Türkçü hareketlerin atıf noktası 2006 yılında yaşanmış ve “Karikatür Ayaklanması” adıyla anılmıştır.

12 Mayıs 2006’da İran devletinin resmi haber ajansı İRNA’ya bağlı İran gazetesinin ekinde “Hamam böceklerinin bizi böcekleştirmemeleri için ne yapmalıyız?” başlıklı bir yazıyla beraber yayınlanan karikatürde Türkler hamamböceğine benzetilmiştir. Bu karikatür Türklerin sert tepkisine neden olmuş ve Güney Azerbaycanlı öğrencilerin öncülüğünde birçok üniversite ve kentte protestolar düzenlenmiştir. İki hafta süresince zincirleme olarak devam eden gösterilerde 25’ten fazla şehirde halkla güvenlik güçleri karşı karşıya gelmiştir.

Karikatür ayaklanmasından sonra ve özellikle iktidarı elinde tutan aşırı muhafazakâr Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejad’ın dar güvenlik anlayışı sonucu devlet,ele geçiren aşırı muhafazakâr c Azerbaycan bölgesinde en küçük bir siyasî hareketi en sert şekilde bastırmıştır. Daha önceleri bir şekilde yapılan Dünya Anadili Günü, Meşrutiyet Devriminin Yıldönümü, 21 Azer Yıldönümü gibi küçük çaplı etkinliklere bile artık hiçbir şekilde müsaade edilmemiş; tehditler, gözaltılar, soruşturmalar ve çeşitli baskılar artık millî aktivistlerin günlük hayatının bir parçası haline gelmiştir. [16]

Dünyanın ikinci en büyük tuz gölü olan “Urmu Gölü” Güney Azerbaycan’ın tam içinde, Türkiye’nin doğusunda ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nin güneyinde yer almaktadır. 5000-6000 km2 yüzölçümüne sahip gölün yaklaşık 10 milyar ton tuz barındırdığı söylenmektedir. Urmu Gölü’ndeki su miktarı 10 yılı aşkın bir süredir azalmaya başlamıştır ve gün geçtikçe kurumaya yüz tutmuştur. İlk başlarda fazla önemsenmeyen bu gölün kuruma meselesi son birkaç yıldır Güney Azerbaycan’da halkın gündeminde yer tutmaya başlamıştır.  Urmu Gölü’nün İran Devleti tarafından kasten kurutulmak istendiği yaygın bir kanaat haline gelmiştir.

İran Devleti’nin neden Urmu Gölü’nü kurutmak istediği hususunda birçok fikir ve iddia ortaya atılmıştır. En çok üzerinde durulan neden İran devletinin bölgede yoğun olarak yaşayan Türk nüfusunu İran’ın iç kısımlarına kaydırmak istemesidir. İddiaya göre, İran devleti gelecekte yaşanmasını çok muhtemel görülen bir dış saldırı veya iç istikrarsızlık durumunda en çok iki noktadan darbe alacağı düşüncesindedir; Güney suları (Basra Körfezi ve Umman Denizi) ve Güney Azerbaycan. Dolayısıyla İran, şimdiden bu iki noktayı sağlama almak düşüncesindedir. Güney Azerbaycan’ın topyekûn bir imha projesi ile karşı karşıya kaldığını gören halk ve millî aktivistler büyük bir öfke ve tedirginlik içinde olup, Urmu Gölü meselesine el atmak durumunda kalmışlardır. İlk başta millî aktivistlerin çabaları ile Urmu Gölü meselesi stadyumlarda ve özellikle Traktör futbol takımının maçlarında sloganlarla ve pankartlarla gündeme getirilmiş ve dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Yurtiçi ve dışındaki aktivistlerin yoğun çabası ile stadyumlarda on binler Urmu Gölü konusundaki tepkilerini net bir dille ortaya koymuş fakat herhangi bir sonuç alınamamıştır.

Urmu Gölü konusunda aktivistler tarafından ilk hareket, 2 Nisan 2010’da meydana gelmiştir. Birçok insan gölün doğu ve batı kıyılarında belirlenen noktalarda toplanarak sloganlar eşliğinde sembolik olarak pet şişelerle göle su döktüler. Son derece medenî ve sakin bir ortamda başlayan etkinliğe güvenlik güçlerinin müdahalesi ile şiddet karışmış ve onlarca kişi gözaltına alınmıştır. 2 Nisan 2011’de yine aynı şekilde Tebriz ve Urmiye’de şehir içinde etkinlikler düzenlenmiş ancak güvenlik güçleri duruma yine müdahale etmiş, yüzden fazla insan tutuklanmış ve mahkemelerde hüküm giymişlerdir.

17 Ağustos 2011’de İran Meclisi yeterince bütçe ayrılamayacağı gerekçesi ile Urmu Gölü’nü kurtarma planını reddetmiştir. Konuşmalar sırasında tasarıya karşı çıkan bir Fars milletvekili “Nasıl olsa bu göl kuruyacaktır. Boşuna oralarda para harcayacağımıza oradaki insanlara para verelim oradan göçsünler!” şeklinde dikkat çekici bir ifade sarf etmiştir. Meclisin kurtarma planını reddetmesi, üstelik bir Fars milletvekilinin o şekilde fikir belirtmesi Güney Azerbaycan’da herkesi çileden çıkarmış ve kafalardaki soru işaretlerini neredeyse netleştirmiştir; “Devlet bizi topraklarımızdan sürmek istiyor!”

İyice yükselen tansiyon üzerine, Güney Azerbaycan şehirlerinde özellikle Urmiye ve Tebriz de bir dizi sokak hareketleri baş gösterdi. 27 Ağustos’ta Urmiye’de başlayan ve güvenlik güçlerinin müdahalesi ile şiddetli sokak çatışmalarına dönüşen yürüyüşler, Tebriz başta olmakla birçok kente yayılmıştır. Göstericilerin talepleri, başta barajların açılması olmak üzere gölün kurumasın önlenmesi için acil tedbirler alınmasıydı. 10 Eylül’e kadar devam eden gerginlik ve sokak çatışmaları ancak bölgeye ağır güç sevkiyatı ve şehirlerde ilan edilmemiş sıkıyönetim kurulması ile durdurulabilmiştir. Olaylarda yüzlerce kişi tutuklanıp, onlarcası yaralandı. Görgü tanığı ifadelerine göre en az 7 kişinin hayatını kaybettiği belirtilmektedir.

Urmu Gölü Ayaklanması adıyla anılan olaylar, Güney Azerbaycan’da bağımsız ve hassas bir toplumsal bilinç ve iradenin oluştuğunu bir kez daha ispatlamış olsa da ne yazık ki bu denli büyük bir halk hareketine rağmen kapıya dayanan Urmu Gölü felaketine daha bir çözüm bulunmuş değildir. [17]

İran’da Türklük uyanışın tezahür bulduğu diğer alan Traktörsazi futbol takımının maçları olmuştur. Traktörsazi’nin maçları birbiri üzerine seyirci rekoru kırmakta stadyuma gelen on binler sporu bir kenara bırakarak tamamen millî içerikli tezahüratlar yapmıştır. Tebriz’in 100,000 kişilik stadyumu ve etrafına zaman zaman 120,000 üzerinde taraftar toplanmıştır. Güney Azerbaycan’ın başka illerinden sloganları ve pankartları ile gelen taraftar grupları Tebrizli taraftarlarca karşılanarak millî birlik ve beraberlik mesajları verilmekte idi.

Güney Azerbaycan’ın Aktif Sessizlik ve Siyasî Futbol manevraları, İran’da herkesi şoke etmiş özellikle geçmişte olduğu gibi Azerbaycan’ın potansiyelini kullanmak isteyen merkez muhalif akımlarında soğuk duş etkisi yaratmıştır.

Traktörsazi futbol takımı, İran’ın Doğu Azerbaycan Eyaleti’nin başkenti Tebriz’de kuruldu. Renkleri “Kırmızı-Beyaz” olan futbol kulübün lakabı ise Kırmızı Kurtlar’dır. Binlerce taraftarın Bozkurt işaretiyle Türklük temelli attığı sloganlar, maçların vazgeçilmezi olmuştur.

9 Kasım 2015 Güney Azerbaycan Türkleri, İran TV2 kanalında yayınlanan bir çocuk programına itiraz için sokağa çıkmış ve İran coğrafyası bir hafta süren Güney Azerbaycan Türklerinin itiraz ayaklanmasına şahit olmuştur. İlk itiraz İran’ın Urmiye Üniversitesi öğrencileri tarafından gerçekleşmiştir. Öğleden önce Türk öğrenciler, Ziraat Fakültesi önünde toplanıp rektörlük binasına ellerinde “Biz Türküz”, “Fars Irkçılığına Hayır” ve “Azerbaycan Var Olsun / İstemeyen Kör Olsun” pankartlarıyla birlikte yürüyüş yapmışlardır. Daha sonra öğrenciler rektörlük binası önünde toplanıp açıklama yapmışlardır. Üniversite olaydan önceden haberdar olduğu için Urmiye Milletvekili ve İran Meclisi Milli Güvenlik Komisyonu sözcüsü Cavad Cehangirzade’yi üniversiteye davet etmişti. Cehangirzade öğrencilere konuşma yapmış ve sakin kalmalarını istemiştir. Fakat önceden protesto çağrıları şehirde dağıtılmış, Urmiye Üniversitesi’yle aynı zamanda Tebriz Üniversitesi öğrencileri İran TV2 programını benzer sloganlarla protesto etmişlerdir. 9 Kasım tarihinde saatler 16:00 civarını gösterdiğinde eş zamanlı olarak Güney Azerbaycan şehirleri halkın isyan ve itiraz sahnesine dönmüştür. Urmiye, Zencan ve Tebriz kentlerinde on binlerce Güney Azerbaycan Türkü sokaklarda sloganlar eşliğinde yürüdüler. “Haray Haray Ben Türküm”, “Türklere Karşı Irkçılığı Durdurun”, “Azerbaycan Milleti Çekemez Bu Zilleti”, “Türkçe Eğitim Dili Olsun”, “Biz Ölmeye Hazırız”, “Zencanlılar Kan Verir / Türk Diline Can Verir” ve bunlara benzer sloganlarla caddeleri kapatmışlardır. Marağa, Merend, Sulduz ve Erdebil kentleri de protestoları duyunca sokaklara inmişler ve protesto İran’da geniş bir alana yayılmıştır. İran Özel Harekatı ve polisinin sabrı tükenmiş, göz yaşartıcı gazlar ve coplarla halka karşılık vermişlerdir. Halk geri çekilmemiş ve birkaç yerde halk ile polis arasında çatışma çıkmıştır. İran yetkilileri bu durumu görünce plastik mermi kullanılması yönünde emir vermiş ve polis sert bir şekilde Güney Azerbaycan Türkleri üzerine yürümüştür. Yüzden fazla kişi gözaltına alınmış, gece yarısı İran İstihbaratı öğrenci evlerine baskınlar yapmış ve toplumdaki bu gerginlik düşürmeye çalışılmıştır. İran Radyo TV Kurumu başkanı resmî özür mektubu yayınlamış, onlarca yetkili de kurum başkanı gibi özür dilediklerini ilân etmişlerdir. 9 Kasım akşamı Güney Azerbaycan artık bu evreyi geçtiğini göstermiş; İngilizce yayın yapan önemli haber ajansları ve TV kanallarıyla beraber Türkiye’nin nerdeyse tüm haber ajanslarıyla birlikte bazı TV kanalları, Kuzey Azerbaycan haber ajansları-TV kanalları, Rusça yayın yapan haber siteleri ve Arap dünyası medyası Güney Azerbaycan Türklüğünün ayaklanma haberlerini ekranlara taşımıştır. [18]

28 Temmuz 2016 tarihi, İran Türklerinin sokaklara inmesine tekrar şahit olmuştur. İran’ın Doğu Azerbaycan Eyaleti merkezi Tebriz kentinde yayınlanan “Tarh-ı Nev” (Yeni Tasarım) dergisi 20 Temmuz 2016 tarihinde Türk soyunu aşağılayan yazı yayınlaması üzere düzenlenen protestolar, Güney Azerbaycan’ın çeşitli kentlerine yayılmıştır. Gazetenin bu aşağılaması sosyal medyada yayıldıktan sonra yerel yetkililer tepki göstermeye başlamışlar; Doğu Azerbaycan Eyaleti Kültür Bakanlığı başkanı, Aşura Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı ve bazı şehirlerin milletvekilleri bu gazeteye gereken adlî işlemi başlatacaklarını söylemişlerdir. 26 Temmuz tarihinde İran’ın Zencan, Tebriz ve Urmiye kentleri başta olmak üzere yapılan protestolara İran Özel Kuvvet Polisi müdahale ederek birçok insan gözaltına almıştır. [19]

İran’da giderek artan Türk uyanışı, İranlı yöneticilerde endişeye yol açmış ve Pantürkizm tehdidi olarak gördükleri Türklük uyanışına karşı çeşitli stratejiler üretmeye başlayıp yürürlüğe koymuşlardır. Bu stratejilerden bazıları; Pantürkizm’in teorik temellerini çürütmek, Türk milliyetçiliğini ABD merkezli Siyonist bir düşünce olarak sunmak, Türk aktivistlere baskı ve devlet kontrolünde Türk milliyetçisi görünümlü merkezlerin yaratmak olarak görünmektedir.

İran yöneticileri dinî ve mezhebî duyguları istismar etmek amacıyla Türk milliyetçiliğini İsrail merkezli Siyonist bir düşünce olarak sunmuş ve Türk aktivistleri bu bahaneyle uzun süre hapislere mahkûm ederek çeşitli işkencelere tabi tutmuştur. İran devleti mensupları çeşitli yayın ve konferanslarla Türkiye merkezli Türk milliyetçiliğini İslam Ümmetinin birliğini parçalamak amacıyla Siyonistler tarafından kurulduğu iddia ederek insanların dinî duygularını istismar etmektedir. [20]

İran’daki Türkçü hareketi yurtdışına bağlamayı sopa olarak kullanan İran devleti, halkı kontrol etmek amacıyla bazı havuç niteliğinde girişimlerde bulunarak devlet kontrolünde Türk kültürü merkezler yaratmaya çalışmıştır. Bu merkezlerin başında İran İslamî Şura Meclisi’nde oluşturulan Türk Milletvekilleri Fraksiyonu gelmiştir. Başarısızlığa uğrayan bu teşebbüsün amacı, İran Türklerinin siyasî söylemlerindeki Türklük bilincini devlet kontrolüne taşımak olmuştur. 2016’da İranlı Türk milletvekillerinin girişimiyle oluşan bu fraksiyon, İran Türklerinin haklarının savunulacağını İlân etmişti.

İran’ın siyasî gündemini ve haberlerini takip edenler içinde ortak bir kanıya göre, etnik unsurlar meselesi İran’ın yumuşak karnıdır ve er ya da geç şu ana kadar örtülmeye çalışılan bu sorun patlak verecektir. Bu kapsamda önemli nüfusa sahip olan İran ve Güney Azerbaycan Türklerinin İran’daki muhtemel siyasi krizlere nasıl tepki vereceklerini şimdiden öngörmek her ne kadar zor olsa da bütün aktörlerin İran Türklerinin kimlik ve kültür isteklerini artık göz ardı edemeyeceklerine kesin gözle bakılmaktadır.

 

Dip Notlar:

[1] İran Dışişleri Bakanı’nın bu açıklaması için bakınız: https://youtu.be/Vc9WJ9U2uHo

[2] Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), Country Profile, İran

[3] Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Birleşmiş Milletler bünyesinde, 1967 yılında kurulmuş olan, sosyal anlamda çeşitli çalışmalar yapan bir kurumdur. Öncelikli amacı dünya üzerindeki yoksullukla mücadeledir. Gelir kaynağı devletlerin yaptığı para yardımlarıdır. İran istatistikleri için bakınız: https://goo.gl/w7I5Uq

[4] İran eyaletleri merkez olarak adlandırılan bir yerel yerleşim birimi olan şehirden yönetilen ve Türkiye’deki İllere karşılık gelen Otuz bir adet “Ostan” adı verilen eyaletlere ayrılmıştır. Eyalet yönetiminin başında Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmasına istinaden İçişleri Bakanı tarafından atanmış olan bir Vali-komutan bulunur.

[5] Ülke Genel Kültürü Endekslerinin Araştırma ve İnceleme Projesi / Yönetici Kurum: İran Genel Kültür Konseyi; Proje Sorumlusu: Mensur Vaizi, Yürüten: Seçkin Pars Araştırmacıları Şirketi, Yayın: Tahran- Kitap-e Neşir Yay., 1391 Hicri Şemsi.

[6] Doerfer, Gehard (1969). “İran’daki Türk Dilleri”, TDAY‐Belleten, Ankara, 1969, sayfa: 1‐11.

[7] Shaffer, Brenda. Borders and Brethren: Iran and the Challenge of Azerbaijani Identity (Cambridge, MA.: MIT Press, 2002).

[8] Touraj Atabaki, “Recasting Oneself, Rejecting the Other: Pan-Turkism and Iranian Nationalism” in Van Schendel, Willem(Editor). Identity Politics in Central Asia and the Muslim World: Nationalism, Ethnicity and Labour in the Twentieth Century. London, GBR: I. B. Tauris & Company, Limited, 2001.

[9] Bakınız: Türkiyelilerin Azerbaycan Bölgesinde Yatırımlarına Dikkatli Olmalıyız

[10] RAND kuruluşu (Araştırma ve Geliştirme anlamında, İngilizce Research ANd Development başharflerinden) ilk önceleri Amerika Birleşik Devletleri silahlı kuvvetleri için araştırma ve geliştirme yapması maksadıyla 1946 yılında Project RAND ismiyle Douglas Havacılık Şirketi tarafından ABD Santa Monica’da kurulmuş, sonra 1948 yılında ana şirket bünyesinden ayrılmış, kâr amacı gütmeyen dünya çapında siyasi strateji ve düşünce kuruluşu Organizasyon ABD hükümetine, Milli güvenlik konularında stratejiler üretme konularındaki çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Şirket eğitim, sağlık, hukuk ve bilim alanlarında da araştırmalar yapmaktadır. RAND’ın yaklaşık 1.700 çalışanı vardır ve Santa Monica, Kaliforniya (merkezi), Washington D.C., Pittsburgh, Pennysylvania (Carnegie Mellon Üniversitesi ve Pittsburgh Üniversitesi’ne bitişik), Cambridge (İngiltere) ve Brüksel (Belçika’da) ofisleri bulunmaktadır. Ayrıca ABD’de daha başka küçük ofisleri bulunmaktadır: Jackson Missisippi’de ve New Orleans Lousiana’da Körfez Eyaletleri Politikaları Enstitüsü, 2003 yılından beridir Doha’da (Katar) RAND-Katar Politikaları Enstitüsü bulunmaktadır.

[11] Keith Crane, Rollie Lal, Jeffrey Martini, Iran’s Political, Demographic, and Economic Vulnerabilities, RAND Project Air Force, RAND Corporation.

[12] Bakınız: The Rise Of Nationalism Among İranian Azerbaijanis: A Step Toward İran’s Disintegration?

[13] Bakınız: Azerbaijani Ethno-nationalism: A Danger Signal for Iran

[14] Bakınız: Iran And Azerbaijan: A Contested Neighborhood

[15] Ethnicité et nationalisme en Iran. La cause azerbaïdjanaise, Paris, Karthala, Collection Meydan.

[16] Güney Azerbaycan’da Urmu Gölü Meselesi: http://araznews.org/tr/?p=652

[17] Güney Azerbaycan’da Urmu Gölü Meselesi: http://araznews.org/tr/?p=652

[18] Şahit, Babek, Son Üç Günde İran’da Ne Oldu? Ne Olacak?, Türk Ocakları: https://goo.gl/QG42yP

[19] Bakınız: Tebriz Araştırmaları Enstitüsü: İran ve Güney Azerbaycan Türklüğünün Tarh-ı Nev Gazetesine İtirazları

[20] İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Türkiye merkezli Türk milliyetçiliği ve Siyonistler başlıklı bazı konferanslarının videoları için bakınız: https://youtu.be/RPFoa1FoU54, https://youtu.be/RLVefbeezyo, https://youtu.be/SVt8_G7ctUo

Yazar: Babek Şahit- Tebriz Araştırmaları Merkezi Uzmanı

Anahtar kelimeler: