İran Devlet Zihniyetindeki Tehdit Algısı ve Barzani Referandumu- Ümit Baykara

tebaren | 17:53 - 28.09.2017

25 Eylül’de Kuzey Irak’ta yapılan bağımsızlık referandumu Irak merkezî hükümeti başta olmak üzere İran ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tepkisine neden olmuştur. İran resmî yetkilileri bu referandumun gayri meşru olduğunu öne sürerken, İranlı uzmanlar İran’ın kuzey batı sınırında oluşacak bağımsız bir Kürdistan’ın İran’ın ulusal çıkarlarını nasıl etkileyeceğini çeşitli yönlerden ele almışlardır. Devletteki genel kanının referandumun İran çıkarlarına tehdit oluşturacağı yönünde olmasına rağmen, bazı İranlı uzmanlar bağımsız bir Kürdistan’ın uzun sürede İran çıkarlarına hizmet edebilecek bir oluşum olduğu kanaatini ileri sürmüşlerdir. Bu uzmanlara göre Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürdistan uzun sürede ikinci bir İran olma potansiyeline sahiptir ve İran devlet mekanizmasının alışık olduğu istikrarsız ortamdan yararlanmak ve kaoslardan kendine pay çıkarmada deneyimli olan İran, bugün Suudi Arabistan ve İsrail kartı olarak nitelendirilen Kürt kartını İran kartına çevirebilir. İranlı uzmanların Kuzey Irak’ta yapılan bağımsızlık referandumuna nasıl yanaştıklarını ele almadan önce İran’ın yakın gelecekteki muhtemel tepkilerini öngörebilmek için, İran devlet zihniyetinde tehdit olgusunun neler olduğundan yola çıkmalıyız. Yani İran devlet zihniyeti neleri tehdit olarak algılıyor ve devlet mekanizması hangi tehditlere yönelik kırmızı çizgilerini çizmeye çalışıyor? sorusu yanıtlandığından sonra İran’ın olası tepkileri öngörülebilir.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Stratejik Araştırmalar Merkezi Eski Başkanı Tümgeneral Ali Ekber Ahmediyan, Devrim Muhafızları Ordusu’na ait “Savunma Siyaseti” dergisinde yayınlanan “İran İslam Devrimi Liderleri Açısından Tehdit Kriminolojisi” başlıklı makalesinde, 1979 devrimi sonrası İran devlet zihniyetindeki tehdit olgusunun değişimini ele almıştır. Ahmediyan’a göre İran ve Batı arasında savaşın omurgasını, yumuşak güç savaşı ve kimlik tartışmaları teşkil eden Batıcı düşünce, İran İslam Devrimi’nin yaratabileceği yeni kimlik alternatifinden korkmaktadır. Bu savaşta istihbarat savaşının önemli rolü olduğunu yazan yazar Szafranski’nin, istihbarat savaşları tanımından yola çıkarak kendi tezini oluşturmaya çalışmıştır. Ahmediyan’ın iddiasına göre Yumuşak Güç kavramı tanımı ilk defa Josen Nye tarafından 1979 İran Devrimi etkisinde yapılmıştır ve İran Devrimi bu kavramı siyasî edebiyata kazandırmıştır. Yazıda, İran İslam Cumhuriyetinin varlık felsefesi bu devrimin üstelendiği ülkü ve İslamî değerleri dünyada yaymak olarak belirtilmiştir. Ayetullah Humeyni’nin Sahifeye Nur kitabı İran İslam Cumhuriyeti’nin manifestosu olarak ele alınırken, İran devletinin bugünkü ideali İslamî şeriat ve Şii fıkhına uygun ütopik devlete ulaşmak, İslam değerlerine uygun İlahi adaleti yeryüzünde yaymak, dünyadaki Müslümanlar ve Batı sömürüsü altında yaşayan halklar ve mazlumları savunmak olarak belirtilmiştir. Bu amaçlar İran İslam Cumhuriyeti’nin varlık felsefesi olarak belirtildikten sonra İran’ın karşı karşıya olduğu ilk tehdidin küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni olduğu iddia edilmiştir. Yani İran devlet zihniyetindeki ilk tehdit unsurunun küreselleşme olduğu iddia edilmiştir. Küreselleşmeyi kendine birinci düşman olarak gören İran devletinde, bu tehdidin amacı, İran halkının asabiyetini hedef alarak içten boşaltıp devrimci psikolojiden uzaklaştırmak olduğu kanaati yaygın olmuştur. Bunun için de İran karşıtı güçlerin kullandıkları taktikler, millî kültür ve toplumsal ruhu hedef almak amacıyla olmuştur. İran’ın bugünkü devlet zihniyetine göre İran düşmanları, İslamî değerler ile Batı değerler arasında barış peşinde olanlar, Seküler düşünceyi yaymak isteyenler, İran’daki etnik ve mezhepsel ayrışmayı Pers kültürünü hedef almakla çoğaltmak isteyenler, refah düzeyi bahanesiyle lüks yaşamı yaygınlaştırarak halkın yaşam tarzını değiştirmek isteyenler ve Mehdici düşünceyi zayıflatmak isteyenlerdir.(1)

İran devletinin yapısı, bu zihniyetten yola çıkarak devlet yapılanmasını Eski Sovyetler Birliği’ne benzer bir yapı üzerine kurarken, yasalarını Şii fıkhına uyumlu tasarlamaya çalışmıştır. İran’a göre SSCB’nin en büyük yanlışı reforma gitmesi olmuştur ve İran’ın toplum yapılanması SSCB’nin küçük çaplı bir modeli olduğundan dolayı ülkede her tür açılım ve reform ülkenin parçalanmasıyla sonuçlanacaktır. Nitekim 1997’de İran’da iktidara gelen Seyyed Muhammed Hatemi’nin ülkedeki reform teşebbüsleri, Devrim Muhafızları Ordusu başta olmak üzere İran’da gücü kendi tekellerinde tutan Muhafazakârlar tarafından sert şekilde eleştirilmiş ve Seyyed Muhammed Hatemi’ye, SSCB’nin son başkanına gönderme yapılarak Hüccetül İslam Gorbaçov denilmiştir. Muhafazakârlar, Hatemi ve Gorbaçov arasında benzetme yaparak (2) nasıl ki Gorbaçov’un reform teşebbüsü SSCB’nin dağılmasıyla sonuçlandı, Seyyed Muhammed Hatemi’nin reform teşebbüsü SSCB yapısına benzer İran yapısında parçalanma getireceği iddiasını ileri sürmüşlerdir. İran’ın ülkede herhangi reformun ülkenin parçalanmasıyla sonuçlanacağı korkusu İran devrimin ünlü ismi Ayetullah Haşimi Refsencani’nin sözlerinde şu şekilde yer almıştır: “Eğer bir gün Valiye Fakih’in (Ayetullah Hameneyi’nin) hukukî ve hakiki konumu ülkede zayıflarsa, düşmanlar İran’ı bölmekteki amaçlarına yakınlaşmış olacaklardır.”(3)

Böyle bir ortamda İran devleti, yurtdışından gelebilecek tehditlerin başında kültür savaşı olduğunu düşünerek ABD, İsrail ve Rusya’dan ziyade İran’ın mevcut kültür genleriyle oynayabilecek modelleri tehdit olarak görmektedir. Bu tehdidin önlenmesi için ülke içinde, SSCB tecrübesinden yola çıkarak herhangi reform ve açılımın yapılmaması ve yalnız bölgesel rekabette küresel güçlerle İran’ın yurtdışı politikalarını tatmin edecek şekilde pazarlık masasına oturma üzerine siyasî malzemeler üretilmiştir. İran’a göre ABD ve İsrail’in İran’a askerî müdahalesi söz konusu olmadığından dolayı İran, İngiltere, Avrupa ve Rusya üçgeniyle olan ilişkilerini kullanarak İran devletinin en temel stratejik belgesi olan “2023 Vizyonu Belgesi”(4) doğrultusunda hareket edilmelidir. Bu kapsamda Kuzey Irak’ta Bölgesel Kürt Yönetimi tarafından yapılan referandum İran uzmanlarınca çeşitli yönlerden ele alınmıştır. Bu analizlerin Kuzey Irak’taki referandumun İran’a olası etkileri ve İran’ın muhtemel tepkileri şu şekilde ele alınmıştır:

Tabyin Startejik Düşünce Kuruluşu: İran’ın aktif think-tanklarından olup ve devletle yakın ilişkisi olan Tabyin Stratejik Düşünce Kuruluşu’nun Batı Asya masası tarafından hazırlanan “Irak Kürdistan’ı Bağımsızlık Referandumu; Oyuncular, Yararlar ve Sonuçlar” adlı raporda, referandumun İran’a olası etkileri “İran’daki ayrılıkçı Kürt grupları içinde ayrılma hissini çoğaltacak, İran-Türkiye ve Kuzey Irak sınırında güvenlik sorunları oluşacak, İran’da ayrılıkçı Kürt gruplarının motive olmasıyla Azerbaycanlı, Beluç ve Arap ayrılıkçıları içinde ayrılma hissi güçlenecek, İran-Türkiye arasında sınır bölgelerdeki Kürt ayrılıkçı gruplara karşı işbirliği çoğalacak, ABD’nin bölgedeki politikalarına zemin hazırlatacak” şeklinde ele alınmıştır. Önerilen strateji ise Irak ve Türkiye ile Kerkük konusunda Irak merkezî hükümetinin isteği üzerine ortak girişimde bulunmak olmuştur.(5)

Nizam Salahlarını Teşhis Konseyi Stratejik Araştırmaları Merkezi: İran’ın önemli devlet erkanından olan Nizam Salahlarını Teşhis Konseyi’ne bağlı stratejik araştırmaları merkezi, Kuzey Irak’ta yapılan referandumla bağlı kısa bir rapor yayınlatarak İran’ın olası tepki ve rahatsızlığına değinmeden yapılan bu referandumun asıl amacını Barzani’nin kendi iktidarını devam ettirmek yönünde olduğu ve bölgedeki sorunları ört bastır etmek amacıyla yapıldığı iddia edilmiştir. Bu rapora göre Barzani’nin yaptığı bu referandumla Iraklı Kürtlerin, Kürt idaresinin coğrafyasını çizmek ve DEAŞ sonrası Irak’ın petrol gelirinden daha fazla pay almak peşinde oldukları belirtilmektedir. (6)

İran Cumhurbaşkanlığı Stratejik Araştırmaları Merkezi: İran Cumhurbaşkanlığına bağlı Stratejik Araştırma Merkezi, Kuzey Irak’ta yapılan referandumla ilgili kendi kadrolarının görüşlerine yer vermek yerine ABD’nin ünlü düşüncü kuruluşu RAND think-tankinin Kuzey Irak referandumuyla ilgili yayınladığı yazıyı Farsçaya tercüme ederek internet sitesinde paylaşmıştır. RAND’ın yazısına göre İran resmî yetkililerinin bu referandumdan rahatsız oldukları başlıca sebep, İran Kürtleri üzerinde oluşabilecek ayrılıkçı etkilerdir. Barzani, İran’daki Kürt grupları desteklemeyeceğine dair İran’ı ikna edebilirse, büyük ihtimalle İran devleti Kuzey Irak ile 6 milyar dolarlık alışveriş hacmini bu krize feda etmeyecektir. Nitekim İran devleti bu resmî ticaret dışında uzun zamandan beri Kuzey Irak’ı ambargoları delmek ve para aklamak için kullanmıştır.(7)

İran İstihbarat Bakanlığı Kurucularından ve Reformistlerin Ünlü Stratejisti Seit Haccariyan: 1979 İran devrimi sonrası İran İstihbarat Bakanlığı kurucu kadrosunda yer alıp daha sonra reformist eğilimi sebebiyle radikal muhafazakârlar tarafından suikasta uğradıktan sonra, devletteki görevinden uzaklaşan Seit Haccariyan, İran’da çıkan “Kalkınma” adlı haftalık dergide Kuzey Irak’taki referanduma değinerek, İran’da devletçi zihniyetin temellerini araştırırken İran’da etnik meseleye değinmiştir. Haccariyan’a göre Irak devleti hiçbir zaman devlet olmamıştır ancak İran devleti Fars merkezli güçlü bir devlettir. İran kalkınmasının özgü özelliği devletçiliğidir. Bunun karşısındaki tehditler, İran’ın Traktör futbol takımı maçlarındaki Azerbaycanlı ayrılıkçılar ve İran Kürtleridir. Çünkü İran Beluçları ve İran Arapları tarihte devlet kuramamışlardır. Ancak İran Türkleri ve İran Kürtleri 1945’te kısa süreli olsa da devlet kurarak devlet geleneğine sahip oldular. Haccariyan bu yazısında ayrılıkçı duygulara karşın bu etnik unsurlara sahip çıkmayı ve devlet hikmetiyle hareket etmeyi önermiştir.(5)

Tahran Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Ahmet Nakibzade: İran’ın siyaset bilimi dalında önemli isimleri arasında gösterilen Tahran Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Ahmet Nakibzade, Feratab adlı internet sitesinde yayınlanan “Kürdistan’ın Bağımsızlığı; Yani İkinci İran’ın Doğuşu” adlı yazısıyla İran genelinde ciddi yankı bularak birçok tartışmaya yol açtı. Nakibzade’ye göre İran, Kürtlere sahip çıkmalıdır, çünkü İranlılar ve Kürtler arasında tarihî ve kültürel bağlar vardır. İran İmparatorluğu’nu oluşturan Medler, Parslar ve Pertler içinde Kürt olan Medler de olmuştur. Çaldıran Savaşı’ndan sonra İran’dan zorla koparılan Kürtler hiçbir zaman Kürt olduklarını unutmadılar. Kürdistan, İsrail ile yakın olsa bile İran’a kılıç çekmeyecektir ve artık İran yalnız değildir.(9)

İran Milli Cephesi MYK Üyesi, Siyaset Bilimcisi Davut Hermidasbavend: İran’da milli çıkarlar ve kültürel İran tezi savunuculuğuyla bilinen Davut Hermidasbavend, İran reformistlerinin ünlü gazetesi “Şark”ta kaleme aldığı “Yalnız Bir Baba Nasihati” adlı yazısında Kuzey Irak’taki Kürdistan yönetimini ikinci İran olarak gördüğünü ve uzun vadede İran’ın çıkarlarına hizmet edeceğini yazmıştır. İran Dışişleri Bakanlığı eski çalışanı ve devletin güvenlik güçlerine bağlı çeşitli üniversitelerinde siyaset dersi veren Hermidasbavend’e göre İran devleti bağımsız Kürdistan’ı desteklemelidir çünkü bundan en çok Türkiye zarar görecektir.(10)

Muhafazakâr Basın ve Uzmanlar: İran’daki Muhafazakâr kesime göre Barzani’nin referandum girişimi Batılılar, özellikle ABD-İsrail ittifakının “Büyük Kürdistan Projesi” kapsamında gerçekleşmiştir ve amaçları Ortadoğu sınırlarını İsrail’in güvenliğini sağlamak olarak yeniden çizmektir. Bu uzmanlara göre Barzani yönetimindeki bağımsız Kürdistan, İran’ın komşusu olarak İsrail’in uydu devleti olacaktır. İran ise bütün imkânlarla buna karşı durmalıdır. Bu karşı koymanın ilk adımı tartışmalı bölgelerde İran’ın hâkim olması yönünde olmalıdır. İranlı muhafazakarlar, referandum sonrası Hayder El-İbadi’nin zayıflayacağı ve önümüzdeki sene parlamento seçimlerinde güç kaybedeceğini öngörmektedirler. Bunun için şuan İran, Irak’taki varlığını kullanarak Kerkük’te Haşdi Şabi vasıtasıyla hâkim olmalı ve ardından bağımsız bir Kürdistan oluşmasını engellemelidir. Ancak bağımsız Kürdistan engellenemezse Barzani’ye caydırıcı politikalar uygulanarak İran’ın Batı Asya hattına hizmet edebilecek gruplar desteklenmelidir.

İran’daki başka birçok yaklaşım incelendiğinde bu referandumun İran Kürtlerinin içinde oluşturacağı ayrılıkçı duygusal etkiler oluşumundan endişelenmeyen reformistlerin bir kısmı, Kürtlerin Aryan ırkından olduklarına dikkat çekerek bağımsız Kürdistan’ın “Büyük İran” projesine hizmet edeceği kanısını savunurken, diğer kısmı İran’daki ayrılıkçı etnik hareketleri hızlandıracağı düşüncesini savunmuştur. Muhafazakâr kesim ise daha çok bu referandumu İsrail-ABD oyunu olarak ele alıp amacın bölgede İsrail devletine hizmet edecek bir uydu devletin oluşması şeklinde aktarmışlardır. Bu kesimin görüşüne göre Barzani’nin bu referandumu, İsrail projesi olan “Büyük Kürdistan” projesinin önemli bir adımıdır ve uzun vadede İran’ın millî birliği ve kültürel varoluşunu hedef almaktır. 

…..

Dip Notlar:

(1) Ahmediyan, Ali Ekber (2015), Savunma Siyaseti Dergisi, Sayı: 91, Yayın Yılı: 23, Yıl: 2015, Sayfa: 9-39

(2) Bakınız: Heccariyan: Hatemi’nin Gorbaçov Olduğunu Söylemesini İstemiyorduk.

(3) Bakınız: Haşimi Refsencani: Valiye Fakih’in Hukuki ve Hakiki Konumunun Zayıflatması Düşmanları Amaçlarına Ulaşmakta Yakınlaştıracaktır.

(4) İran’ın 2023 Vizyonu Belgesi İçin Bakınız: İran İslam Cumhuriyeti’nin 2023 Vizyonu

(5) Bakınız: Tabyin Stratejik Araştırma Merkezi: Irak Kürdistan’ı Bağımsızlık Referandumu; Oyuncular, Yararlar ve Sonuçlar

(6) Bakınız: Nizam Salahlarını Teşhis Konseyi: Irak Kürdistanı; Bağımsızlık Referandumu Ya Müzakere Manivelası?

(7) Bakınız: İran Cumhurbaşkanlığı Stratejik Araştırmaları Merkezi: Bağımsız Irak Kürdistan’ının Bölgesel Etkileri

(8) Bakınız: Seit Haccariyan: Bizim Yitirdiğimiz  

(9) Bakınız: Ahmet Nakibzade: Kürdistan’ın Bağımsızlığı; İkinci İran’ın Doğuşu

(10) Bakınız: Yalnız, Bir Baba Nasihati

….

Yazar: Ümit Baykara- Tebriz Araştırmaları Enstitüsü Uzmanı

 

Anahtar kelimeler: