İran’ın Orta Asya Cumhuriyetlerine Yönelik Politikalarının Ana Hatları- Babek Şahit

tebaren | 11:11 - 21.09.2017

Giriş

Ortadoğu’nun kuzeyinde “Dünyanın Kalbi” (Heartland) olarak bilinen Avrasya coğrafyası, merkezinde yer alan Orta Asya bölgesi coğrafi konumu itibariyle doğudan Altay Dağları, güneyden Tanrı Dağları, batıdan Aral Gölü, kuzeybatıdan Ural Nehri ve Dağları ve kuzeyden Sibirya’nın güney sınırıyla çevrilmiştir. Bölgenin kuzeyden Rusya, doğudan Çin, güneyden İran, Afganistan ve Pakistan ile komşu olması 1990 yılında Sovyetlerin yıkılması ile birlikte ortaya çıkan Türk Cumhuriyetleri tarihî Türkistan olarak bilinen Orta Asya’yı yeni siyasî denklemlerle karşı karşıya bırakmıştır. Dünyanın önemli petrol ve doğalgaz kaynaklarının bölgede yer alması ve bölgenin jeostratejik konumu, söz sahibi olmak isteyen bölgesel ve uluslararası güçleri yeni startejiler üretmeye zorlamıştır.

İranlı stratejistler, İran’ı bir Ortadoğu ülkesi görmekle birlikte, Orta Asya-Kafkasya, Basra Körfezi [1] ve Güney Doğu Asya bölgesel alt-sistemlerinin bir parçası olarak da görmekteler. İran, Orta Asya-Kafkasya, Basra Körfezi ve Güney Doğu Asya’da bölgesel aktör, Doğu Akdeniz’de ise dış aktör olarak nitelendirilir. (Haciyusifi, 1384 H.Ş, s.83)

Orta Asya cumhuriyetleri İran için bölgesel alt-sistem olmakla birlikte İran dış politikasının güvenlik anlayışını oluşturan “Dört Bölgesel Güvenlik Kompleksi” (Regionol Security Complex) içinde yer almaktadır [2].

İran’ın güvenliği açısından Orta Asya’daki değişimler büyük önem arz etmektedir. Özellikle 1991’den sonra Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığı ve büyük güçlerin bölgedeki stratejilerinin değişmesi İran’ın Orta Asya’ya yönelik politikalarını değiştirmiştir.

İran dış politikası yetkililerine göre Orta Asya’daki dengeleri etkileyen aktörler yerel, bölgesel ve küresel olarak şu üç kategoride değerlendirilir:

İran, Orta Asya’daki güç dengeleri içinde kendini bölgesel aktör olarak görerek (Hafızniya, 1386 HŞ., s.91) 1991’den sonra istikrarlı bir dış politika yerine uluslararası atmosfer etkisinde diğer aktörlerin politikalarına tepki olarak hareket etmeyi tercih etmiştir. Bu tepkisel yaklaşımlar diğer aktörlerin alttaki yaklaşımlarına karşı şekillenmiştir:

İran’ın Orta Asya’ya yönelik politkalarının ana hatları bu yaklaşımlara tepkisel bir ortamda ilerlemiştir. Örnek için İran devleti Şii jeopolitiği çerçevesinde, Rus milliyetçiliğine tehdit oluşturacak Sünni cihatçı gruplara karşı Rusya’nın onayı ve desteğiyle Orta Asya’da Şiiliği yayma teşebbüsünde bulunurken, Avrupa Birliği’nin alternatif enerji kaynakları stratejisini Rusya ile rekabette olduğu doğal gaz ihracatı alanında kullanmak istemiştir.

 

İran Dış Politikasında Orta Asya Söylemi

1979 İran Devrimi’nden sonra İran dış politikasının Orta Asya söylemini, iki ana başlık ve beş alt başlık olarak inceleyebiliriz. 1979-1982 yılları arası İran’a hakim olan liberallerin Orta Asya perspektifi, İran’ın milli çıkarları ve bu çıkarların İslamî değerlere üstün olduğu düşüncesi yaygın olmuştur. 1982’den günümüze kadar devam eden söylem ise Şii merkezli İslam Birliği [3] değerleri ve bu değerlerin milli çıkarlara karşın üstünlüğü olmuştur. İran’ın iç değişimlerinden kaynaklanan ve dış politikaya yansıyan değişimler neticesinde 1982’den günümüze devam eden bir süreçte Şiicilik ana başlığı İdealist Yaklaşım, Maslahat Merkezli Pragmatist Yaklaşım, Kültür Merkezli Barışcıl Yaklaşım, Adalet Merkezli Muhafazakar Yaklaşım ve İtidalcı Yaklaşım olarak alt taktikle ilerlemiştir.

İran’ın 1982-2017 arası Orta Asya politikaları üç farklı Orta Asya tanımıyla ilerlemiştir. Bu farklı üç kimlik niteliğindeki tanımlama, İran’ın bölgede var olabilmesi için üç İran tanımı sunmuştur. Orta Asya’ya yönelik üç İran tanımı İdeolojik İran, Kültürel İran ve Jeopolitik İran olmuştur (Keremi, 1386 HŞ., S:79).

İdeolojik İran: İdeolojik yaklaşıma göre İran, İslam Dünyası’nın Şii merkezi olarak İslam Alemi’nin önemli bir parçasıdır. Bu yaklaşımın taraftarlarına göre İran İslam Cumhuriyeti, İslam hükümeti olarak gerçek İslami değerleri dünya çapında yaymakla yükümlü bir devlettir ve dış politikaları buna göre ayarlanmalıdır. Bugün Şii yayılmacılığı başlığı ile ele alınan bu yaklaşımın taraftarlarına göre 1979 İran Devrimi, İslam tarihinde dönüm noktası olarak Batı iflasının Doğu’da tezahürü şeklinde ortaya çıkmıştır ve İran yöneticileri, Şii inancı merkezli İslam birliğini sağlamakla yükümlüdür. Bu yaklaşıma göre İran sınırları bugünkü coğrafyada geniş bir havzayı kapsayarak Darül İslam sınırlarına kadar dayanmaktadır. Bu yüzden İran yöneticileri sadece kendi vatandaşlarından değil dünyadaki bütün Müslümanların durum ve kaderinden sorumludur. Bu yaklaşımın Orta Asya politikası, 1979 İran Devrimi’nin ilkelerini Orta Asya ülkelerine ihraç etmek, Şii azınlıkların siyasî hareketlerini desteklemek olmuştur. (Dehgani Firuzabadi, 1385 HŞ., ss.112-119) İranlı uzmanlara göre İran’ın bütün çabalarına rağmen bu yaklaşım Orta Asya’da başarısız olmuştur. Bunun başlıca sebepleri mezhep farklılığı, İran’ın Orta Asya’da dinî araç ve kuruluşlarının olmaması ve bölgedeki ülkelerin İran’ın amaç ve niyetlerine güvensizliği olmuştur. (Kulayi, 1384 HŞ., s:21) Bu yaklaşımın başarısızlığına dair somut örnekler olarak İran’ın Tacikistan iç savaşı ve Karabağ savaşındaki tutumları gösterilmektedir.

Kültürel İran: İran’ın Orta Asya’ya yönelik kültürel söyleminin temelinde “Büyük İran” anlayışı yatmaktadır. Bu anlayışa göre İran-Şehir ya Cihan-ı İranî denilen medeniyet coğrafyası bugünkü İran sınırlarından büyük olup Orta Asya, Kafkasya, Basra Körfezi ve Hindistan’ı kapsamaktadır. Bu anlayışa göre İran kültür coğrafyası, Fars kültürü ve ortak mezhep temeli üzerine şekillenmiştir ve Orta Asya ile İran’ın bağları bu öğeler üzerinden tanımlanmalıdır. (Dehgani Firuzabadi, 1385 HŞ., s.125) 1991’den sonra SSCB’nin dağılması ile ortaya çıkan Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlığı bu yaklaşıma ivme kazandırmıştır. İran, SSCB’nin dağılmasıyla oluşan kimlik boşluğunu kullanmak isteyerek Şii merkezli Fars kültürünü yaymak istemiştir. Ancak bölgedeki cumhuriyetlerin kültür anlayışları, soy ve dil üzerine yapılandırıldığından dolayı bu yaklaşım beklenen sonuca ulaşamamıştır. Nitekim Özbekistan yetkililerinin İran Büyükelçiliği Kültür Müsteşarlığı’nın ülkedeki faaliyetlerini, İran Kültür Müsteşarlığı’nın Özbekistan’da yayınlattığı Emine dergisinin Şii merkezli Fars kültürünü yayma çabaları ve İran tarafından finanse edilen çeşitli kültür aktiviteleri yasaklamaları bu çerçevede değerlendirilebilir.

Jeopolitik İran: İran’ın Orta Asya jeopolitik söylemi olarak nitelendirilen üçüncü söylemi coğrafya temelinde stratejik yaklaşımlar üzerine kurulmuştur. Bu yaklaşıma göre SSCB’nin dağılması ve Orta Asya cumhuriyetlerinin meydana gelmesi İran’ın çevre güvenliğinde temel değişikliklere sebep olmuş ve yeni güvenlik tehditlerine yol açmıştır. İran’ın kuzeyinde SSCB gibi istikrarlı bir süper gücün dağılması ve yerini istikrarsız küçük devletlerin alması İran’ın bu bölgede daha aktif şekilde rol oynamasına zemin hazırlamış ve İran’a kuzeyindeki yeni güvenlik tehditlerine karşı daha aktif şekilde müdahil olabilme imkanını sağlamıştır (Dehgani Firuzabadi, 1385 HŞ., ss.127-128). Bu söylemin genel öğeleri; İran’ın ulusal çıkarlarının İslamî maslahatlara karşı üstünlüğü, jeopolitik değişimler ve coğrafyanın yarattığı fırsatlardan en çok kârı elde etmek, karşılıklı güven, istikrarlı bölge, uzlaşma ve barışçıl ortam yaratma çabası olmuştur.

 

Ruhani Hükümeti Döneminde Jeopolitik İran’ın İtidalcı Yaklaşımı:

Hasan Ruhani’nin İran’ın 11. cumhurbaşkanı olarak seçilmesiyle İran dış politikası, “İtidalci” kavramıyla ele alınan yeni bir perspektifle dünya ile uzlaşma yollarını aramaya başlamıştır. Ahmedinijad döneminde Batı’yı karşısına alan İran, ağır ambargolar sonucunda ekonomik krizler yaşamıştır. İran’ın petrol satışını tamamen engellemeyi düşünen Batılı ülkeler, İran’ın tek önemli gelir kaynağını elinden almayı planlamışlardır. İran’ın petrol satışının engellenmesiyle ülkenin ekonomik çöküşü öngörülmüştür. Böyle bir durumda ılımlı Muhafazakar kesimin ve Reformistlerin desteğini alan Ruhani, İran’ın 11. cumhurbaşkanı oldu. Ruhani ekibinin ABD başta olmakla Batılı ülkelerle müzakere kapısını yeniden açması, İran-Batı arasında yaşanan anlaşmazlıkların yerini nükleer anlaşmaya bırakmasıyla ülkedeki ekonomik krizler hafiflemiş ve İran ekonomik çöküşün eşiğinden dönmüştür. Ruhani’nin yeni dış politika vizyonu “Gerçekçi İdealizm” terimiyle ifade edilerek 1979 Devrim ilkelerinden vazgeçilmediği, ancak bu ilkelerin uluslarası gerçekler dikkate alınarak yürürlüğe konulacağı belirtilmiştir [4]. Ruhani’nin söylediği “Gerçekçi İdealizm” yaklaşımı Batı dünyası ile uyum içinde ve sorunları konuşarak gidermek yönünde tezahür etmiştir. Ahmedinijad döneminde radikal Muhafazakarların söylemi İran’ı yalnızlaştırmıştı, fakat Ruhani’nin gelişiyle İran ve Batı arasındaki diyalog yeniden başlamıştır. İran, uluslararası camiada diplomatik kriz odağından çıkıp rahatlama hissetmeye başladığı zaman Trump’ın ABD Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi bu gidişata yapılan en büyük darbe niteliğinde görülmektedir. İran’ın Ruhani döneminde Orta Asya ile ilişkilerini şekillendiren ana tema ise, İtidalciliğin sonucu olarak iktisadî ilişkilerin ideolojik söylemlere karşı üstünlüğü olmuştur. Ancak İran dış siyasetinde hükümet kadar Devrim Muhafızları Ordusu gibi güç odaklarının da etkisi olduğundan dolayı bu yaklaşım başarılı olamamış ve İran – Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkiler eski dönemlere kıyasla ciddî değişiklikler göstermemiştir.

 

İran’ın Orta Asya’ya Açılmasını Engelleyen Faktörler

Ahmedinijad döneminin sonunda İran’ın Orta Asya ile ilişkileri neredeyse sıfıra inmiş ve Orta Asya ülkelerinin ticari ortakları içinde ilk 20’ye bile girememiştir.[5] Ruhani döneminde ikili ilişkiler geliştirilmiş ve hükümetin dış politikada İtidalci davranması jeopolitik söylemi öne çıkarmıştır. İran’ın Orta Asya ile ilişkilerini geliştirmesinde üç genel engel olarak; ABD’nin bölgedeki İran karşıtı politikası, İran ekonomisinin altyapısal sorunları ve Orta Asya ile iyi ilişkileri olan İran rakibi ülkeler gösterilmektedir. Özellikle ABD’nin “Büyük Orta Asya Projesi” İran’ın Orta Asya’daki varlığını engellemektedir. Çin’in Orta Asya ile yüksek iktisadî ilişkileri[6] ve İran’ın Şanghay İş Birliği Örgütü’ne katılmaya sıcak bakmaması ekonomik zeminde daha pratik gelişebilen İran ve Orta Asya ülkeleri ilişkileri için durdurucu bir etken olmuştur (Fazilovand Chen, 2014). Çin’in doğal gaz ithalatının %50’den fazlasının Orta Asya ülkelerinden yapılması, İran’ın enerji politikasında kırmızı alarm oluşturmuştur. Pekin’in İpek Yolu’nu yeniden canlandırıp Çin ekonomisini Batı Asya ve Avrupa’ya bağlamak için “Bir Kemer, Bir Yol” (One Belt, One Road) projesi kapsamında Orta Asya ülkelerini tercih etmesi İran’ı dışlamıştır. Türkiye’nin bölgedeki kültürel ağırlığı, Avrupa Birliği’nin Orta Asya ve Kafkasya’da Avrupa-Kafkasya-Asya Transit Koridoru (Transport Corridor Europe- Caucasus-Asia) ve Uluslararası Enerji Koordinasyonu Programı (International Energy Cooperation Programme) projeleri, Suudi Arabistan’ın bölgedeki yatırımları ve İsrail’in Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan’da büyükelçilik açması, İran’ın Orta Asya’dan dışlanmasında etkili olmuştur. Bunlara ek olarak İran ekonomisinin iç yapısal sorunları Orta Asya’da diğer ülkelerle rekabet gücünü azaltmıştır.

Orta Asya’da ABD tarafından dışlanan İran’ın bölgesel işbirliği girişimleri her dönem ciddî engellerle karşılaşmıştır. Özellikle ABD ambargoları sonrası İran’ın zayıflayan ekonomisi ve bölge devletlerinin güvenliklerini ABD’ye bağımlı bir şekilde oluşturmaları İran’ın girişimlerinin önündeki en büyük engeli teşki etmektedir. Bununla birlikte, petrol ve doğalgaz boru hatları projelerine yönelik işbirliği girişimleri de yine ABD’nin bunları desteklememesi dolayısıyla gerçekleştirilememiştir. Dahası, 1990’ların başında İran’ın devrim ihraç politikası ve uzun yıllar süren İran-Irak savaşının oluşturduğu kötü imaj, bölge devletlerinin işbirliği girişimlerine sıcak yaklaşmamalarının nedenlerinden biri olmuştur. Günümüzde bu imaj yerini ekonomik kaygıların ön planda olduğu bir yaklaşıma bıraksa da, İran’ın uluslararası dışlanmışlığı hâlâ bölge ülkelerinin bu devlete bakışını şekillendirmede önemli bir etkendir (Herzig; 2004: 507). Devrim sonrası dönemlerde İran dış politikasını “İslamî rejimi yayma” şeklinde ortaya koymuştur. İran’ın daha sonraki dönemlerde Orta Asya’da izlemiş olduğu daha yumuşak politikalar birbiri ile çelişmiştir. Dolayısıyla, İran’ın dengeli bir siyaset izleyemediği ve bunun da bölgede “güvenilirliğini” azalttığı söylenebilir. Ayrıca günümüzde Orta Asya’da ABD’nin artan etkinliği ve İran-ABD ilişkileri, İran’ın Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine yönelik ticari ve iktisadi girişimlerini olumsuz etkilemektedir. Güvenlik ekseninde de ABD’ye karşı Rusya ile bir yakınlaşma içerisine giren İran, bölgedeki konumunu sağlamlaştırma arayışındadır (Olcott; 2003: 4).

 

Sonuç

İran’ın güvenliği için Orta Asya’daki değişimler büyük önem arz etmektedir. Özellikle 1991’den sonra Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığı ve bölgedeki büyük güçlerin Orta Asya ile ilgili stratejilerini değiştirmesi, İran dış politikasını diğer aktörlerin politikalarına tepki olarak şekillendirmiştir.

İran’ın iç değişimlerinden kaynaklanan ve dış politikaya yansıyan değişimleri neticesinde 1982’den günümüze kadar devam eden Şiicilik ana başlığı İdealist Yaklaşım, Maslahat Merkezli Pragmatist Yaklaşım, Kültür Merkezli İranşehir Yaklaşımı, Adalet Merkezli Muhafazakar Yaklaşım ve İtidalci Yaklaşım başlıkları ile ele alınmıştır.

İran’ın Orta Asya politikaları ideolojik, kültürel ve jeopolitik söylemler olarak üç ayrı açıda şekillenmiştir. İdeolojik yaklaşımı savunanlara göre, 1979 İran Devrimi, İslam tarihinde dönüm noktası olarak Batı iflasının Doğu’da tezahürü şeklinde ortaya çıkmıştır ve İran yöneticileri, Şii inancı merkezli İslamî birliği sağlamakla yükümlüdür. Bu yaklaşımın Orta Asya politikası, 1979 İran Devrimi’nin ilkelerini Orta Asya ülkelerine ihraç etmek, Şii azınlıkların siyasî hareketlerini desteklemek olmuştur. Fakat İranlı uzmanlara göre, mezhep farklılığı, İran’ın Orta Asya’da dinî araç ve kuruluşlarının olmaması ve bölgedeki ülkelerin İran’ın amaç ve niyetlerine karşı olan güvensizliği bu yaklaşımı Orta Asya’da başarısız kılmıştır. İran’ın Orta Asya’ya yönelik kültürel söyleminin temelinde “Büyük İran” anlayışı yatmaktadır. Bu anlayışa göre İran kültür coğrafyası, Fars kültürü ve ortak mezhep temeli üzerine şekillenmiştir ve Orta Asya ile İran’ın bağları bu öğeler üzerinden tanımlanmalıdır.

SSCB’nin dağılmasıyla oluşan kimlik boşluğunu kullanmak isteyen İran, Şii merkezli Fars kültürünü yaymak istemiştir. Ancak bölgedeki cumhuriyetlerin kültür anlayışları, soy ve dil üzerine yapılandırıldığından dolayı bu yaklaşım beklenen sonuca ulaşamamıştır. SSCB’nin dağılmasının İran üzerindeki bir başka etkisi ise, Orta Asya cumhuriyetlerinin meydana gelmesiyle İran’ın çevre güvenliğinde oluşan temel değişiklikler olmuştur. SSCB gibi bir gücün ortadan kalkması İran’ın bölgede daha aktif olmasına zemin hazırlamıştır. Hasan Ruhani’nin İran’ın 11. cumhurbaşkanı olmasıyla İran dış siyaseti, “İtidalci” bir perspektifle dünya ile uzlaşma yollarını aramıştır. Ruhani yeni dış siyaset vizyonunu “Gerçekçi İdealizm” terimiyle ifade etmiş ve bu söylem Batı dünyası ile uyum içinde ve sorunları konuşarak gidermek yönünde tezahür bulmuştur. Ahmedinijad döneminde yalnızlaşan İran Ruhani’nin gelişiyle birlikte Batı ile tekrar köprü kurmaya çalışmıştır. Ancak İran dış siyasetinde hükümet kadar Devrim Muhafızları Ordusu gibi güç odaklarının da etkisi olduğundan, bu yaklaşım başarılı olamamış ve bununla birlikte 11. Cumhurbaşkanı Ruhani döneminde de İran-Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkilerde eski dönemlere kıyasla ciddî değişiklikler görülmemiştir.

Orta Asya’da ABD tarafından dışlanan İran’ın bölgesel işbirliği girişimleri her dönem ciddî engellerle karşılaşmıştır. Özellikle ABD ambargoları sonrası İran’ın zayıflayan ekonomisi ve bölge devletlerinin güvenliklerini ABD’ye bağımlı bir şekilde oluşturmaları İran’ın girişimlerinin önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır. . Bununla birlikte, petrol ve doğalgaz boru hatları projelerine yönelik işbirliği girişimleri de yine ABD’nin bunları desteklememesi nedeniyle gerçekleştirilememiştir.

….

Dip Notlar:

[1] Basra Körfezi ismi İran ve körfez çevresi ülkeleri arasında daima anlaşmazlık konusu olmuştur. İranlı yetkililer Fars Körfezi ismini kullanmaya ısrar ettikleri halde, Arap Dünyası ve Arap yetkililer Arap Körfezi isminin doğru olduğunu ileri sürmekteler.

[2] Bakınız: Tabnak: İran Çevresinde Bölgesel Güvenlik Mecmuaları

[3] Şii Birliği, Siyasi Şii İdeolojisi, Şii Yayılmacılığı.

[4] Bakınız: İran Meclisi Haber Ajansı: Ruhani Hükümetinin Dış Politika Programı

[5] Bu dönemde İran sadece Kırgızistan’ın ticari ortakları içinde 15.sırada yer almıştır. Diğer ülkelerin ticari ortakları listesinde ilk 20’ye dahi girememiştir.

[6] Çin, Orta Asya ülkeleri ile ekonomik ilişkilerinde Rusya’yı geçmiş ve bugün Orta Asya ülkelerinin ticari ortakları içinde ilk üçte yer alırken genellikle birinci sıradaki yerini kimseye kaptırmıyor. İran ve Orta Asya ülkelerinin Çin ile ticari alışveriş hacmi 1992’de 460 milyon dolar iken bugün 46 milyar dolara ulaşmıştır ve Çin’in doğal gaz ithalatının %50’sinden fazlası bu ülkelerden yapılmaktadır.

….

Kaynakça:

Dehgani Firuzabadi, Seyyed Celal, Damenpak Cami, Murteza, Diplomasi İktisadi Cumhuriye İslami İran Der Asya-yı Merkezi (Tercüme: İran’ın Orta Asya’da İktisadi Diplomasisi), Orta Asya ve Kafkas Dergisi, Sayı:96, Kış 1395 HŞ.

Dehgani Firuzabadi, Seyyid Celal, (1385 HŞ.), Gogtemanhayı Siyasi İran Der Asya-yı Miyane ve Kafkas (Tercüme: İran Dış Politikasının Orta Asya ve Kafkasya Söylemi), İRAS, Yıl:1, Sayı:2, ss.112-119.

Fazilou, Fakmiddin and Xiangming Chen (2014), “China’s Energy Security in Central Asia”, China in Central Asia, November.

Hacıyusifi, Emir Muhammed,  (1384 HŞ.), Siyaset-i Harici-yi İran Der Pertiv-e Tehevvülat-ı Menteke-yi (1991-2001), Tahran: Defter-i Mütalita-ı Siyasi ve Beynülmileli-yi  Vizaret-i Umur-i Harice Yay. (İran Dışişleri Bakanlığı Siyasi ve Uluslararası Araştırmaları Bürosu Yay.)

Hafızniya, Muhemmed Rıza, Devletabadi, Mahmut Şems, Efşurdi, Muhammed Hüseyin, (1386 HŞ.),  Alayıkı Jeopolitik İran Der Asiyayı Merkezi ve Fırsathayı Pışi-e Ru (Tercüme: İran’ın Orta Asya’daki Jeopolitik İstekleri ve Önünde Olan Fırsatlar), Jeopolitik Dergisi, Yıl:3, Sayı:3, ss.91-95.

Herzig E., Iran and the Former Soviet South, The Royal Institute of International Affairs, Great Britian, 1995.

Keremi, Cihngir, (1386 HŞ.), İran ve Avrasya-yı Merkezi: Aşuftegi-ye Nakş ve Amelkerd (Tercüme: İran ve Merkezi Avrasya: Rol ve Performans Karmaşası), Merkezi Avrasya Araştırmaları Dergisi, Yı:1, Sayı:10, ss.78-84.

Kulayi, İlahe, (1384 HŞ.), Bazi Boroge Cedid Der Asyay-yı Merkezi (Tercüme: Orta Asya’da Yeni Büyük Oyun), Tahran: Siyasi Araştırmalar Bürosu Yayınları.

Olcott M. B., “Taking Stock of Central Asia” Journal of International Affairs, Vol: 56, No:2, Spring 2003.

….

Babek Şahit- TAE Uzmanı

….

 

Anahtar kelimeler: