İran’ın Beluç Ehl-i Sünnet Aktivisti Habibullah Serbazi İle Söyleşi

tebaren | 17:19 - 20.09.2017

Tebriz Araştırmaları Enstitüsü, Pakistan’da ikamet eden İran Ehl-i Sünnet aktivistlerinden ve Beluç Aktivistleri Kampanyası’nın kurucusu Habibullah SERBAZİ ile bir söyleşi gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda gazeteci olan ve İran’da Beluçların ve Ehl-i Sünnetin haklarını savunan H. Serbazi’yle Beluçlar ve Sünnilerin durumunu ele aldık.

 ….

Sayın Serbazi, ilk soru olarak İran’da Ehl-i Sünnet’in nüfusunu öğrenmek isterdik. Bu hususta İran devleti veya ulusal ve uluslararası kuruluşlarca istatistik yayınlanmış mı?

Şu ana kadar devlet tarafından İran’daki Ehl-i Sünnet nüfusu hakkında resmî bir istatistik yayınlanmamıştır. Fakat resmî olamayan istatistiklere göre, Sünniler İran nüfusunun dörtte birini oluşturuyor. Ettelaat Gazetesi 1978 yılında yayınladığı bir haberde Ehl-i Sünnet’in İran nüfusunun yüzde 25’ini oluşturduğunu belirtmişti. O dönemde İran nüfusu 36 milyondu ve onun 9 milyonunu Sünniler oluşturuyordu. Bu istatistiği kabul eder ve nüfus artış oranını da eşit olarak düşünürsek (Devrim sonrasında Sünni nüfusun artışı Şii’lerden fazla olmuştur.) bugün İran’da 20 milyon Sünni yaşamaktadır.

 

Son günlerde İran medyasında, Zahidan’ın Sünni Cuma İmamı ve Ehl-i Sünnet’in dinî liderlerinden Mevlana Abdulhamid’in İran lideri Ayetullah Hamneyi’ye mektup yazdığı ve Ehl-i Sünnet’e yapılan ayrımcılıkların ortadan kaldırılmasını talep ettiği gündeme gelmiştir. Siz İran İslam Cumhuriyeti devletinin Ehl-i Sünnet’e yönelik politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devrimin ilk yıllarından itibaren, Şii fanatiklerin güçlenmesiyle Ehl-i Sünnet bir tehdit olarak görülmüş ve bastırılarak uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bu yüzden devrimden 39 yıl geçmesine rağmen, “birlik” sloganlarına karşın, Ehl-i Sünnet’in büyük şehirlerde bile ibadet için cami yaptırmak hakkına sahip değiller. Son yıllarda “Dinî Okulları Denetleme Projesi” kapsamında Ehl-i Sünnet’in dinî işlerine de doğrudan müdahale edilmektedir. Bu proje kapsamına giren okullar, bazen Şiiliği yayan dersleri de eklemek zorunda kalmışlar. Ayrıca hiçbir Sünni devlette yüksek bir makam ve rütbeye getirilmemiştir. Layık olan Sünniler bir kenara atılıp, itiraz ettikleri takdirde de baskıya maruz kalmışlar. Şiiler okumasın diye Ehl-i Sünnet kitaplarında “Ehl-i Sünnet’e Aittir” yazısının bulunması zorunludur. Sünni gençler “Vahhabilik” iftirasıyla hapse atılıp ve şeffafiyeti olmayan on dakikalık duruşmalarla, idama çarptırılıyorlar. İran’ın çeşitli bölgelerinde, hatta devlet radyo- televizyon kanallarında devlet yetkililerince Ehl-i Sünnet’e hakaret ediliyor; sözde “Şiilişen bir Sünni”yi televizyona davet ederek kışkırtıcı programlar sunuyorlar. Buna işsizlik sorununu da eklediğinizde Ehl-i Sünnet’in İran’da kaçıncı dereceli vatandaş olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor.

 

İran’ın Beluçistan bölgesinde halkın karşıya karşıya kaldığı ciddî ekonomik ve kültürel sorunların olduğunu biliyoruz. Genel olarak devletin Beleçulara yönelik politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Daha önce de belirttiğim gibi, İran rejimi etnikleri ve azınlıkları bir tehdit olarak gördüğünden, onların karşısında pozisyon almış ve aşırı güç kullanıyor. İstatistiklere göre Beluçistan bölgesi en kötü göstergelere sahiptir. En düşük okuma yazma ve en yüksek yoksulluk, işsizlik, doğum sırasında ölen anneler ve çocuklar, sağlık sorunları, birçok bölgede elektrik, su, gaz ve yolların olmaması, en düşük internet hizmeti, geçimini sağlamak için yük taşıyan gençlerin kaçakçılık bahanesiyle öldürülmesi vs. bunlardan birkaçıdır. Beluçistan’da her 5 kişiye bir güvenlik ve emniyet memuru bulunmaktadır. Bu da bölgede ağır bir baskı ortamı oluşturmuştur. Bazı görevliler kendi başlarına hareket ederek çirkin davranışlar sergiliyor ve insanlar arasında kim tohumu serpiyor. Sorunların ayrıntısına girersem anlatmaya fırsat yetmez. Yalnız İçişleri Bakanı Rahmani Fazli’nin geçen yıl Beluçistan’ın merkezi Zahidan’da söylediği bir cümleyle yetineceğim: “Eğer Zahidan’ın merkezinden 10 dakika uzaklaşırsanız, yüz yıl önceki imkanlarla yaşayan insanlarla karşılaşırsınız.”

 

Bir gazeteci ve Beluç aktivisti olarak Fars medyasının Beluçlarla ilgili haberleri yansıtma konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konuda çok rahatsızız. Ülke içindeki gazeteler ve medya organları çok baskıcı bir tutum sergiliyorlar. İran’daki baskıcı politikayı dikkate aldığımızda bu durumu anlamak mümkündür. Fakat yurt dışındaki muhalefet medyasının da Beluçistan bölgesine kayıtsız kalması tam anlamıyla bir faciadır. İran’dan değeri çok düşük haber ve raporları yayınlıyorlar, ama Beluçistan’ın önemli olaylarını yansıtmıyorlar. Bu duruma defalarca itiraz ettik, fakat sonuç alamadık. Hatta insan hakları üzerinde çalışan kuruluşlar bile Beluçistan ve diğer etnik bölgeleri görmezden geliyorlar. Bu da bölgedeki sorunların büyümesine ve baskıların yansımaması konusunda İran İslam Cumhuriyeti’nin rahat davranmasına neden olmuştur. Öyle görünüyor ki medya, bilerek veya bilmeden İran rejimine Beluçistan’da baskılarını arttırması konusunda destek veriyor.

 

İran’daki bazı Türk aktivistler, İran İslam Cumhuriyeti’nin mezhepçi politikalar izlemekle birlikte, mezhebi Farsçılığı yaymak için kullandığını ve mevcut politikaların aslında din ve mezheple uyumlu olmadığını ifade ediyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu konuyu biz Beluçlar daha iyi anlarız diye düşünüyorum. Mezhepçi gruplar Şiiliği yaymak için sürekli Beluçistan’ın yoksul ve yoksun bölgelerine geliyorlar. Son yıllarda DMO, halkın maddi sıkıntılarından yararlanarak, köylüler arasından Suriye ve Irak’ta savaşmak için adam seçmeye başlamış, fakat Beluç din adamları ve aktivistlerinin uyarıları sayesinde çok da başarılı olamamıştır. İran İslam Cumhuriyeti’yle işbirliği yapanlar bile onun mezhepçi politikasına itiraz ettiklerinde, hatta Şii olsalar bile, ezilmeye mahkum edilmişler. Bu yüzden de hakimiyet bölgede savaş ateşini alevlendirmek ve ondan siyasî kazanımlar elde etmek amacıyla bundan yararlanmaktadır. BBC’nin bir süre önce yayınladığı rapora göre, DEAŞ’ın Afganistan’da tutuklanan komutanı İran tarafından desteklenen bir Şii’dir. İran’a göre, amaç için her türlü araç kullanılabilir. Bu politikayla da kendi mezhebi için önemli olan türbeleri bile patlatarak, kendine taraftar toplamaya çalışıyor.

 

Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Beluçistan’ın sorunlarını anlatmak için verdiğiniz bu fırsattan dolayı çok teşekkür ederim.  Dileğimiz şu ki Beluç halkının sesi İran’ın içinde ve dışındakiler tarafından duyulsun. Umarım bu durum İran rejimine baskı oluşturarak onun politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden olur. Ayrıca bu tür çalışmaların karşılıklı olumlu bir etkisi de var. Beluçların da Türklerin sorunlarına dikkat etmelerine sebep olur.

….

 

Anahtar kelimeler: