Brookings Enstitüsü Uzmanları Gözünden İran’ın Ortadoğu Aktörlüğü (III. Bölüm: Vali Nasr)

tebaren | 13:32 - 18.09.2017

Eski ABD Cumhurbaşkanı Obama’nın İranlı danışmanlarından olan Vali Nasr, Johns Hopkins Üniversitesi Paul H. Nitze Uluslararası İleri Araştırmalar Okulu dekanıdır. Bloomberg View`nun yazarlarından olan Nasr 2009-2011 arası ABD’nin Afganistan ve Pakistan özel temsilcisi eski Büyükelçi Richard Holbrooke’un danışmanlığını yapmış ABD’de ikamet eden İranlı akademisyen ve Meryemiye Tarikatı önderi Hüseyin Nasr’ın oğludur.  The Economist tarafından Şii İslam dünyasının önde gelen uzmanlardan biri olarak tanımlanan Nasr, 1960’da Tahran’da doğmuş, 16 yaşında İngiltere’de okula gitmiş ve 1979 İran devriminden sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmiştir. Lisansını Tufts Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler bölümünde aldıktan sonra 1984 yılında Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu’ndan Uluslararası İktisat ve Ortadoğu Araştırmaları bölümünde yüksek lisans almış ve 1991’de MIT Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi bölümünde doktorasını bitirmiştir. 2012’de Johns Hopkins Uluslararası İleri Araştırmalar Yüksek Okulu’nun dekanı olarak atanmadan önce, Harvard Üniversitesi’ndeki Belfer Merkezi ve Stanford Üniversitesi ile San Diego Üniversitesi’nde kıdemli uzman olarak çalışmıştır.

Vali Nasr, yazılarında Pakistan, İran ve Arap dünyası genelinde İslamcı hareketleri ele alırken ABD’nin Irak müdahalesi sonrası Şii jeopolitiğinin artan önemine vurgu yaparak Ortadoğu’yu mezhep eksenli kimlik çatışmalarla öne çekmiştir. İran rejim muhaliflerine göre İran’ın Irak ve Suriye’de söz sahibi olup egemen güç haline gelmesinde Vali Nasr’ın önemli rolü olmuştur. Vali Nasr’ın İran’ı bölgede egemen güç haline getirme çabası İran İslam Cumhuriyeti muhalifleri içinde rahatsızlığa yol açmış ve ABD’de ikamet eden ve İran’ın Suriye ve Irak politikalarından rahatsız olan siyasiler Vali Nasr’ı NİAC ile birlikte İran lobiciliği yaptıkları suçlamasıyla ABD devletine şikâyet etmişler. (ABD yargısının ABD’deki İran lobisi için verdiği karar için bakınız: NIAC Lost Defamation Case and was Sanctioned for Discovery Abuses) (Vali Nasr ve NİAC ilişkisi için bakınız: NIAC welcomes appointment of Iranian American Vali Nasr to Obama Administration)

Nasr, “Forces of Fortune: The Rise of The New Muslim Middle Class and What It Will Mean For Our World” adlı kitabında İslam dünyasının kurtuluş yolunu kapitalizm olduğunu söyleyerek İslam Dünyası’nı saracak “Dubai Effect” kavramından bahsetmiştir. Vali Nasr’a göre Dubai etkisinin tetikleyici gücü Müslüman orta sınıfın güçlenmesi ve serbest piyasa mekanizmiyle sivil toplum kuruluşların önemidir ki bunun neticesinde İslam Dünyası küresel sermaye ile birleşip Orta Doğu yeniden şekillenecektir.

Vali Nasrı’ın 16 Eylül 2016 tarihinde New York Times`da yayımlanan “A Russian – Iranian Axis” yazısında Ortadoğu ekseninde İran-Rusya ilişkileri şu şekilde ele alınmıştır:

“Suriye iç savaşındaki kısmi ateşkes haberi iyi bir haberdir. Ancak tehlikeli yeni bir gelişmenin ortaya çıkışına, bu ateşkesin gölgesinde saklanılmasına izin verilmemelidir ve Rusya-İran askeri ekseninin oluşması engellenmelidir. Çünkü bu askeri eksen, Ortadoğu’daki istikrar için umutları bozacak ve Rusya’nın küresel hırsları doğrultusunda atılmış bir adım olacaktır. Rus – İran işbirliğinin büyüklüğü ve ne derecede olduğu, geçen ay Rusya’nın Suriye’deki hedefleri bombalamak için bir İran hava üssü kullanmasından sonra ortaya çıkmıştır. Amerikalı yetkililer olayın şaşırtıcı olmadığını ve taktiksel olduğunu söylemiştir ve bazı İranlı yetkililer de Rusya’nın erişiminin “ bir defalık anti – terörizm operasyonu”  olduğunu söylemiştir. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “şimdilik Rusların İran üssüne erişimi bitmiştir.” ifadesini kullanarak, bu işbirliğin tekrar olacağı konusunda, tereddüt oluşturmuştur. Aslında askeri işbirliği için Rus-İran bağı hızlı bir şekilde biçimlendirilmiştir. Hızlıca oluşan bu bağ, Ortadoğu’da stratejik etki için Batı ile rekabet eden Ruslar ile yerel ve bölgesel politikaya hakim olmak isteyen İranlı muhafazakar güçler arasındaki ortak çıkarla şekillenmiştir. Son on yıl içerisinde, sadece Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri, bir Ortadoğu ülkesinden başka bir ülkedeki hedeflere saldırmak üzere bir üs kullanmak için dizginsiz ve ölçüsüz bir yetkiye sahip olmuştur. Ancak şu anda, Rusya bu yetkiye paralel bir çizgi çizmiş durumdadır ve bazı İranlı komutanlar da, bu işbirliğin devamında İran-Rusya askeri tatbikatlarının ve Rusya’nın Fars (Basra) Körfezi’ndeki İran deniz üslerinin kullanılabileceğini ima etmişlerdir. Ancak bu olaylar, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya`nın yeni bir soğuk savaş içinde olduğu anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ile İran’ı Batı ile rekabet için müttefik olmaktan caydırma niyetindedir. Böyle bir ittifak askeri destekli bir ortak cephe biçimini alırsa, daha inatçı bir İran’ın ve daha iddialı bir Rusya`nın ortaya çıkışını garanti edilecektir. Rusya ve İran ikisi de, Amerika`nın onları engellemesinden dargınlık hissi duymaktadırlar. Bunun için de, birbirlerinin desteğini kazanmak peşindedirler. İran ve Rusya, 1991 yılında Sovyetler Birliği çöktüğünden beri Orta Asya ve Kafkasya’yı yönetmek için işbirliği yapmışlardır. Bu yaz iki ülkenin cumhurbaşkanlarının birlikte Azerbaycan’ın başkenti Bakü`de buluşmaları, iki ülkenin Kafkasya’daki beraberliğine bir işarettir. İran ve Rusya, Suriye iç savaşı sırasında ortak şekilde istihbarat ve koordineli askeri planlama yapmışlardır ve Rusya, İran için çeşitli füzeler sağlamıştır. Rusya, Suriye’ye müdahale etmeden bir yıl önce, İran İslam Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani, Moskova’daydı. Son iki yılda Amerikalı ve Arap yetkililer, İran Devrim Muhafızları`nın Lübnanlı Hizbullah üyeleri ve Irak, İran ve Afganistan’lı gönüllü Şii milisleri bir araya getirerek, Suriye’de on binlerce üyeye sahip olan askeri bir birim oluşturduğunu söylemişlerdir. Bu milisler, Devrim Muhafızları komutasında savaş alanı tecrübesi kazanıyor ve aynı zamanda iç savaşta yeni bir Rusya-İran ekseninin bölgesel çıkarları doğrultusunda çalışıyorlar. İran’ın bu çabaları Amerika Birleşik Devletleri’nin, Suudi Arabistan’ın liderliğindeki İran’ın bölgesel rakiplerine Amerikan silahlarının satışını artırmıştır. Fakat bu, aynı zamanda İran’ın muhafazakâr güçlerine, Rusya ile olan askeri bağlarını güçlendirmek için bir başka sebep vererek geri tepki almıştır. Ancak  askeri üstünlük için, savaşı arttırmak stratejik politik bir yaklaşımdır. Rusya ve İran, Suriye`de zaferi uzak gördükten sonra, umutsuz amaçlarını Suriye’nin çok nefret edilen Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’ı yerinde tutmaya dönüştürmüşler şeklinde söylenebilir. Bu savaş hiç kimse zafere yaklaşmadan devam ettiği sürece, ne İran ne de Rusya iki ülkenin de halkının hasret olduğu ekonomik yükselmeye varamayacaktır. Bu açmaz, Amerika Birleşik Devletleri politikası için bir fırsat sunmuştur. İran`da, Devrim Muhafızları ve muhafazakârlar mevcut olan tek güç değildirler ve daha ılımlı reformist güçler de bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve onun Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif, itibarlarını Batı ile yeni bir ilişki kurmaktan elde etmişken, karşı taraftan Rusya ile İran arasındaki askeri işbirliğinin yakın olması bu arayışı zorlaştırmaktadır. İran`ın ılımlı yetkilileri Rusya ile İran`ın ilişkilerinin yakınlaşmasından sakınmaktadırlar. Ilımlı yetkililer, 19. yüzyılda Rusya İmparatorluğu’nun İran topraklarına saldırarak ülkeyi parçaladığını ve bunun 20. yüzyılda da tekrar olduğunu biliyor ve hatırlatıyorlar. Bu İran`daki ılımlı güçler ve muhafazakârlar arasında farklılık yaratmaktadır. Neyse ki hala Suriye oyununun başındayız. Amerika Birleşik Devletleri, birinci aşamada, Suriye savaşını sona erdirmek için daha etkin bir şekilde hareket etmelidir. Ateşkes bunun için yararlı olabilir. Ancak, Amerikalı diplomatlar siyasi uzlaşmaya ara vererek ciddi tartışmalar açmak için ısrar ederlerse; Amerikan diplomatların bölgedeki rekabetleri sınırlamak için İran’a ve Arap komşularına baskı yapmaları gerekiyor. Çünkü bu gerginlikler sadece İran’ı Rusya’nın kucağına itmektedir. Ruslar şimdilik hedeflerinden uzak gözüküyorlar. Bu yüzden de, Rusya’nın Cumhurbaşkanı Vladimir V. Putin, Batı ile bitmeyen bir savaşın ve büyüyen gerginliğin Rusya’yı gerçek anlamda yapması gereken şeylerden (yani çok boyutlu bir ekonominin yeniden inşasından)  uzak tutacağı konusunda ikna edilirse, bu uzlaşmanın daha ulaşılabilir olduğu tahmin edilmektedir. Benzer bir şekilde, Moskova’yı benimseme mantığını çürütmek için, İranlı ılımlı politikacılar, İranlılara geçen yıl imzalanan nükleer anlaşmanın ardından ülkenin ekonomisinin ilerlediğini gösterebilmelidirler. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri, topraklarını veya limanlarını askeri operasyonlar üzerine Rusya’ya sunmamak için İran`dan kesin bir taahhüt almalı ve karşılığında İran`a somut ekonomik kazançlar sunmalıdır.  Amerika Birleşik Devletleri, Suriye iç savaşında diplomasi kullanarak ve İran`a nükleer anlaşmanın sonucunda ekonomisinin gelişeceği yönünde vaatler vererek, İran’ın geleceğinin Kremlin`le değil, Batı ile bağlı olduğu düşüncesini İran yetkililerine anlatmalıdır. (The New York Times: A Russian-Iranian Axis)

Vali Nasr, Kuveyt büyükelçisinin İran`dan geri çağırılmasından sonra 5 Ocak 2016 tarihinde, National Public Radio (NPR) web sitesine verdiği bir röportajda,  Suudi Arabistan-İran gerginliğine şu şekilde değinmiştir:

“İran ile Arabistan uzun yıllardan beri Ortadoğu’da hegemonya yaratmak için birbirlerine rakip gözü ile bakmışlardır. Bu rekabet, ilk defa Amerika Birleşik Devletleri`nin bölgeyi terk etmesi ile ortaya çıkmıştır. İran ile Suudi Arabistan`ın rekabeti, Arap Baharı sonrası şiddetlenmiştir. Çünkü Arap Baharı; Irak, Suriye ve Yemen gibi Arap devletlerini çökme noktasına getirmiş ve İran ile Arabistan, bu ülkelerde vekalet savaşını sürdürmek için rekabetlerini sıklaştırmışlardır Böylece bu savaş bir mezhepsel savaş haline gelmiştir. İran ile Suudi Arabistan`ın rekabetinin çoğalmasına etki eden üçünce parametre ise, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki nükleer anlaşma olmuştur. Bu anlaşma, İran’ın bölgede çok farklı bir geleceğe sahip olacağını önermektedir. Sanırım Suudiler, bunlara tepki gösteriyor ve bölgedeki Sünni nüfusa bir duvar çizmeye karar verdiklerini dile getirerek, hem İran`a hem de Amerika Birleşik Devletleri`ne tepki gösteriyor. Ayrıca, onların bu tavırları İran’ın bölgedeki nüfuzunu kısıtlama amaçlı yapılmıştır. İran buna karşın daha uzlaşılır bir tavır sergilemektedir. İran`da iki ses vardır. Bir tarafta, Suudi Arabistan Büyükelçiliğine saldırılarını savunan muhafazakârlar ile güvenlik teşkilatı vardır ki bunlar her fırsatta Cumhurbaşkanı Hasan Ruhaniyi mağdur etmek ve zayıf düşürmek istiyorlar.  Her yerde olduğu gibi İran`da da bir iç politika var. Ancak, İran bir bütün olarak kazanmaktadır. Şöyle ki onlar, Suriye`de barış süreci toplantısı için Viyana`da gerçekleşen toplantıya dâhil edilmişlerdir.  İran, bölgedeki mezhep çatışmasından yararlanmıyor çünkü Şii mezhebi, İslam’ın azınlık mezhebidir. İranlılar, İsrail’e muhalefet veya ABD’ye karşı muhalefet gibi seküler meselelerin arkasında nüfuz kazanmayı severler. Sünni kimliği vurgulayan Suudilerdir. Onlar bunu İran’ın bölgedeki Arap nüfuzunu etkileme kabiliyetini sınırlamanın bir yolu olarak görmektedirler. Sanırım bu Şii din adamını(Şeyh Nemr)  idam etmek için verilen Suudi kararı bölgedeki ABD politikasına doğrudan bir meydan okuma idi. Aslında, Suudi Arabistan bu din adamını (Şeyh Nemr) idam ederek, Amerika’nın yaklaşımını bozmuş oldu. Suudiler bunu, ABD diğer konuları bir kenara bırakıp ve DAEŞ’i yenmek ve Suriye’deki savaşı sona erdirmek için yoğunlaştığı dönemde yapmıştır. Amerika Birleşik Devletleri`nin bu planı, İran ve Suudi Arabistan’ın aynı sayfada olması, Suriye için en düşük ortak paydaki çözümü bulmaya çalışmasını gerektiriyor. Suudiler, Irak’taki bu Şii hükümeti Ramadi ve Al Anbar’da Sünnilerle savaşırken desteklemelidir. Bu yürütme ve mezhepsel gerilimlerin artması ile Suudilerin temelde bölgedeki Amerikan politikalarını parçaladıklarını söyleyebiliriz. Bu bölgede, Suriye`de, Yemen`de ve Irak`ta olup bitenler bir güç üstünde rekabetin göstergesidir. Bunlar, Almanlar, Fransızlar ve İngilizleri arasındaki kıtada nüfuz üzerinde savaşlardan çok da farklı değildir. Bölgede, bu ülkelerden her birinde mezhepsel bölünmeler bulunduğundan ve şu anda bu kutuplaşma ortamında her mezhep büyük güç patronlarına yönelmektedir; Yani Sünniler, Suudi Arabistan’a, Şiiler ise İran’a. Bu oyun bu ülkelerin hepsinde oynanmaktadır. Dolayısıyla Suudiler, bölgede Sünnilerin hâkim duruma gelmesi için çalışmaktadırlar. Öte yandan, İranlılar da, Şia için bölgede Şii egemenliği kazandırmaya çalışmasalar da, en azından seslerinin daha fazla duyulmasını istiyorlar. Bu yüzden, bu vekâlet savaşı bir süre devam edecek gibi gözükmektedir. (Bakınız: NPR: Examining The Confrontation Between Saudi Arabia And Iran)

Şeyh Nemr`in Suudi Arabistan tarafından idam edilmesinden sonra Vali Nasr`in ifadeleri, İran medyasına da yansımıştır. “Vali Nasr Şii din adamının idamından sonra bir tweet atmış ve bunun İran`ı ve mezhepsel gerginlikleri öne çıkarmak amacı ile Suudi Arabistan tarafından yapıldığını iddia etmiştir.(Bakınız: İntihab gazetesi: Şeyh Namer’in İdamı Suudilerin İran’ı Tahrik Etmek Stratejisidir )

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na yakın Maşrık News web sitesi 7 Ekim 2010 tarihinde, Vali Nasr`ın, PAAIA (Public Affairs Alliance of Iranian Americans)`nın düzenlediği bir törende konuşmasını ABD devletine hizmet etmeliyiz başlığıyla yayınlatmıştır. Bu törende bugün Trump hükümeti tarafından İran devletinin ABD lobisi olarak görülen Vali Nasr, Ramin Asgard, Firuz Nadiri ve Feryar Şirzad ABD’de yaşayan İranlılar tarafından ödüllendirilmiştir. Nasr, törendeki konuşmasında, Amerika`da yaşayan İranlıların şimdiye kadar bireysel olarak başarılı olduğu, ancak bunun yeterli olmadığı ve İranlılar örgütsel olarak Amerika toplumunda başarılı bir topluluk olması gerektiğini söylemiştir. Bunun için de Amerikan İranlılar devlete bağlı üst düzey konumlara yükselmelidirler demiştir. Vali Nasr, gençlere hitaben “babalarınız ve anneleriniz sizin mühendis, doktor ve vekil olmanızı istiyorlar. Ben de buna karşı bir şey demek istemiyorum. Gençlerimiz devletin hizmetinde olmaya da özen göstermelidirler.” demiştir. (Maşrık News: Vali Nasr: ABD Devletine Hizmet Etmeliyiz)

İran`a bağlı Fardanews`da yayınlanan bir haberde, Batı medyasında Vali Nasr`ın gizli şekilde İran`a gidip ve İranlı bir kaç yetkili ile görüştüğü iddiası yalanlanmıştır. İddialara göre, Vali Nasr, Amerika vatandaşı İran asıllı gazeteci Roksana Saberi`nin dosyası ile ilgili İran`a gitmiştir. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden, John Sullivan, “El Şarqul Evset Londra”`ya verdiği bir röportajda bu iddianın yalan olduğu ve Vali Nasr`ın İran`a gitmediğini söylemiştir. (Farda News: Vali Nasr’ın İran’a Gittiği Tekzip Edildi)

İran’ın Fararu web sitesi ise Vali Nasr’ın İran’a gelişini tekçe Roksan Sabir için olmadığını ve İran devletini ABD ile anlaşmaya ikna etmek yönünde olduğunu öne sürmüştür. Fararu web sitesinde yayınlanan yazıya göre Vali Nasr’ın gizli İran ziyareti İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında kapsamlı bir anlaşmayı tartışmak ve İran-ABD ilişkilerinin normalleşmesi için yapıldığı iddia edilmiştir. (Bakınız: Fararu: Vali Nasr’ın İran Ziyaretinin İçeriği ve Etrafı)

İran’ın İntihab haber sitesinde yayımlanan bir yazıda, Vali Nasr`ın dilinden, İranlıların uzlaşmaya hazır olduğu iddia edilerek ABD`nin daha iyi öneriler sunması gerektiğini söylediği ve Washington yönetimine ambargoların kaldırılmasını tavsiye ettiği öne sürülmüştür. (Bakınız: İtihab: Vali Nasr: İranlılar Anlaşmaya Hazırlar)

ABD’de ikamet eden ve ABD’li Cumhuriyetçilere yakınlığıyla bilinen İran asıllı İran Devrim Muhafızları Ordusu uzmanı Hassan Dai, Vali Nasr`ın İran rejimi için lobicilik yaptığını iddia ederek Vali Nasr’ı ABD devleti içinde İran çıkarlarını korumakla suçlamıştır. Hasan Daie, İranlılar Forumu Siyasi Dergisi’nin Youtube kanalında hazırladığı bir programda Vali Nasr hakkında şu iddialarda bulunmuştur:

“Vali Nasr, New York Times için yazdığı bir yazıda Amerika Birleşik Devletleri`ne Suriye`de durumu yatıştırmak için İran ile uzlaşmasının gerektiğini ifade etmiştir. Vali Nasr bu makalede yazmıştır ki Suriye`de Beşşar Esad devrilse bile, kaos ortamı Suriye`de devam edecektir. Bu yüzden, İran İslam Cumhuriyeti`nin Suriye`deki nüfuzunu göz önünde bulundurarak, Obama yönetimi İran rejiminin çıkarlarına önem vermelidir ve bu şekilde Suriye`nin durumunu yatıştırmak için İran rejiminin işbirliğini kazanmalıdır. Vali Nasr`ın bu makaledeki tutumu, İran`a bağlı olan gazetelerde ve medyada sıcak karşılanmıştır. Örneğin Hameneyi`in tribünü olarak anılan Keyhan gazetesi bu makalenin tercüme olunmuş versiyonunu yayımlamıştır. Bu Vali Nasr`ın her zamanki işidir ve o her zaman İran ile Amerika Birleşik Devletleri`nin ilişkilerinin yakınlaşmasına çalışmıştır ve bu şekilde İran`daki amirlerinin her zaman hizmetinde olmuştur. Vali Nasr, Washington`da yüksek bir konuma sahiptir ve onun İran ile ABD`nin arkadaşlığı düşüncesini savunması oldukça şüphelidir. Nasr, başarılı bir İranlı olarak, Amerikan İranlıların konumunun iyileşmesine çalışan PAAIA kuruluşu tarafından da ödüllendirilmiştir. Makalelerinin arşivine bakıldığında, Afganistan konusunda da, Afganistan durumunu yatıştırmak için Amerika Birleşik Devletleri`ne, İran ile işbirliği yapmayı ve arkadaş olmayı önermiştir. Daha sonra da Irak`ı sakinleştirmek için, İran`daki mollalar ile işbirliği yapmayı Amerikalılara önermiştir. O, Rusya’nın Orta Asya`da nüfuzunu önlemek için İran ile işbirliği yapmayı da ABD`ye önermiştir. Görünen, Vali Nasr`ın asıl amacı, İran mollaları ile ABD arasında arkadaşlık kurmaktır ve Irak, Suriye, Afganistan ve Rusya hepsi bahanedir. Vali Nasr, her zaman İran`a karşı ambargoları eleştirmiştir ve onların işe yaramadığını ifade etmiştir ve ABD`nin İran mollalar rejimi ile irtibat kurması düşüncesini teşvik etmiştir. Ama neden ABD`de yaşayan İranlılar, İran ile ABD`nin arasını düzeltmek istiyorlar? Bu çok önemli bir sorudur. Bunun cevabını da Vali Nasr kendisi vermiştir. Nasr, Rakfler kardeşleri vâkıfının başkanı Stephan Hanks ile bir toplantıda, İran ile ABD arasındaki gizli müzakereler konusunu konuşmuştur. Bu konuşmanın bir bölümünde, Vali Nasr, Ortadoğu’da petrol durumu ile ilgili sözlerinde İran ile ABD`nin işbirliğinin petrol ticareti için yararlı olacağını ifade etmiştir. Nasr, İran ve Irak petrol ve doğal gazından yararlanmak için Irak’ın istikrarlı olmasının İran-ABD arasında yakın ilişkiler kurulmasıyla mümkün olacağını savunmuştur. Vali Nasr, İran ile ilişkilerin iyileşmesi sonucunda, ABD’nin İran aracılığı ile doğrudan Orta Asya’ya açılmasını yararlı olduğunu söylemiştir.” (Bakınız: Vali Nasr ve İran Rejimi İle Dostluğun Faydaları)

…..

Yazar: Emir Şahin- Tebriz Araştırmaları Enstitüsü Uzmanı

Geçmiş Bölümler:

I. Bölüm: Brookings Enstitüsü Uzmanları Gözünden İran’ın Ortadoğu Aktörlüğü (I.Bölüm: Suzanne Maloney)

II. Bölüm: Brookings Enstitüsü Uzmanları Gözünden İran’ın Ortadoğu Aktörlüğü (II.Bölüm: Richard Nephew)

….

 

Anahtar kelimeler: