İran’ın Yeni Hükümet Kabinesi Neyi İfade Ediyor?

tebaren | 16:53 - 18.08.2017

12. Dönem İran Cumhurbaşkanlığı seçimi Hasan Ruhanî’nin tekrar kazanmasıyla sonuçlanmıştır. İran legal siyasetinin ılımlı kanadından gelen Hasan Ruhanî Reformist akımın oyunu arkasına alarak Radikal Muhafazakâr kesimin temsilcisi İbrahim Reisî’yi yenmek suretiyle tekrar İran Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuştur.

Seçim sürecinde yaşananlar İran toplumunu iki kutba ayırıp bir tarafta etnik ve dinî azınlıklar hakları, kadın hakları, toplumsal özgürlükler ve dünyayla diplomatik usul çerçevesinde siyaset yürütmenin taraftarı olan Ruhanî yanlıları, diğer tarafta ise toplumsal adalet ve devrimin ilkelerine sadık kalma sloganlarıyla öne çıkan İbrahim Reisî yanlıları karşı karşıya gelmişlerdir. Seçim maratonu sonucunda Ruhanî sandığa atılan oyların %57’sini alarak seçimi kazanmıştır.

Hasan Ruhanî, İran’ın Kazvin kentinde seçim kampanyasına başladığında, bu seçimin dört yılın değil, kırk yılın seçimi olacağını ifade etmiştir. Seçime bir gün kala ünlü reformist Mustafa Tâczade attığı bir twitte aynı cümleyi tekrarlamış ve seçimin hayatî önemine vurgu yapmıştır. Seçim kampanyalarında sürekli “bu seçim yalnız cumhurbaşkanlığı seçimi değil, ülkenin kaderini belirleyecek bir seçim” olduğu vurgusu yapılmış ve Hameneyî’nin hastalığıyla ilgili çıkan haberler Hameneyî sonrası devleti tamamen kendi tekeline alıp ülkeyi Kuzey Kore benzeri bir sistemle yönetmeyi amaçlayan Devrim Muhafızları Ordusu ve Reformistlerin rekabetine sahne etmiştir.

Öte yandan Reformistlerin öne sürdüğü bu teze karşın bazı uzmanlar ABD’nin Trump başkanlığında yeni bir Ortadoğu politikasına yönelmesi ve İran karşıtı politikaların şiddetleneceği gerçeğine dikkat çekmiş ve Ruhanî’yi Hameneyî’nin yumuşak yüzü adayı olarak yorumlamıştır.

Genel olarak İran’ın bütün seçimlerinde ülkedeki ekonomik durum, halkın refah oranı, etnik sorunlar ve genç kuşağın toplumsal özgürlükler yönündeki talepleri en tartışılan konular olmuştur. Bu seçime ek özellik katan faktör ülkenin lideri Ayetullah Hameneyî’nin etnik azınlıklar konusunda hassasiyetini dile getirip adaylardan bu konu üzerinde durulmamasını istemesi olmuştur. Ayetullah Hameneyî, Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı İmam Hüseyin Üniversitesi’nde seçim öncesi yaptığı konuşmasında bütün adaylara etnik ayrışmaya neden olabilecek vaatlerden kaçınmalarını tavsiye etmiş ve ülkede güvenliğini zedelemeğe çalışanları açık dille tehdit etmiştir.

Böyle bir ortamda Hasan Ruhanî seçimi kazandıktan sonra Ağustos ayının ikinci haftasında yeni kabinesini güvenoyu almak için İran İslamî Şura Meclisi’ne sunmuştur. Ruhanî’nin yeni kabinesinde yer alan kişiler en çok ülkede reform ve açılıma ümitleri olan ve bunun Ruhanî tarafından yapılacağına inanları kızdırmıştır. Seçim sürecinde Ruhanî’ye her türlü desteği sağlayan ve onun seçimi kazanması için her türlü fedakârlığı yapanlar, yeni kabinede kendilerini devre dışı görmüşler.

Ruhanî’nin yeni kabinesi şu profille öne çıkmıştır:

İran’ın yeni hükmet kabinesinde yer alan bakanların etnik dağılımı, askeri-güvenlik geçmişleri ve siyasî eğilimlerini şu diyagramlarla özetleyebiliriz:

Bu isimlerin Hasan Ruhanî’nin kabinesinde yer alması çeşitli tepkilere neden oldu. İlk tepki İran Meclisi’ndeki bazı Türk milletvekillerinden geldi. Doğu Azerbaycan Eyaleti Merend kenti milletvekili Muhammed Hasannejad kabinede Azerbaycan Türklerinden yeterli bakanın olmamasına itiraz edip kabinede daha çok Türk bakanın olmasını talep etti. (Bakınız: İran İslami Şura Meclisi Haber Ajansı-Haneye Millet)

Kabinede Sünni bakanın olamaması tepkiye neden olan diğer konu oldu. İran’ın resmî mezhebinin İmamiye Şiiliği olmasına rağmen ülkenin %20 nüfusunu Sünni mezhebi mensupları oluşturuyor. Ruhanî’nin siyasî söyleminde dinî kardeşliğin ön plana çıktığı dönemde, yeni kabinede Sünni bakanın atanacağından söz ediliyordu. Ancak 12. dönem hükümet kabinesinde Sünni bakanın olmaması bu vaatlerin oy toplama amacıyla verildiği şüphesini kuvvetlendirdi. Nitekim seçim kampanyaları sırasında Ehl-i Sünnet din adamlarının Ruhanî’yi desteklemelerine rağmen cumhurbaşkanlığı törenine davet edilmemeleri İran Meclisi’nde Sünni milletvekillerinin itirazına yol açtı. Türbet-i Cam ve Taybad kenti milletvekili Celil Rehimî Meclis’te yaptığı konuşmada Sünni önderler ve din adamlarının cumhurbaşkanlığı törenine davet edilmemesini kınadı. (Bakınız: Beluç Aktivistleri Kampanyası)

İran Şia fıkhı temelinde bir şeriat devleti olup bütün yasalar fıkha uygun şekilde tasarlanıp uygulanamaya konulmaya çalışıldığı için kadınların toplumda aktif rol oynamaları kısıtlanmıştır. Zorunlu örtünme, yargı ve yasalarda eşitsizlik ve kadın haklarının ihlali İran’da toplumsal sorun haline gelmiştir. Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında birçok ünlü kadın aktivist İran’da kadın açılımı ümidiyle Ruhanî’yi desteklemiştir, ancak yeni kabinede Ruhanî’nin kadınlara yer vermemesi eleştirilere yol açmıştır. Yapılan eleştirilerde Ruhanî ahde vefasızlıkla suçlanmış ve verdiği vaatleri unutmakla suçlanmıştır. (Bakınız: Mihr Haber Ajansı)

Peki, bütün bunlara rağmen Hasan Ruhanî’nin yeni kabinesi neyi ifade ediyor?

1979’dan sonra İran’da yapılan bütün cumhurbaşkanlığı seçimleri, kritik öneme sahip olmuştur. 1979’dan günümüze gelen siyasî serüvende istisnasız şekilde cumhurbaşkanlığı seçimi bir nevi ülkenin lider niteliğindeki Veli-yi Fakih ve onun yetkilerinden rahatsız olan cumhurbaşkanı adaylarının rekabetine sahne olmuştur. Ruhanî’nin bazı söylemleri analiz edildiğinde ve İran basınında çıkan bazı haberler, aynı çizgenin devam ettiğini göstermektedir. Ancak yeni kabine öncesi Ruhanî’nin yaptığı istişareler Ruhanî’nin Ayetullah Hameneyi ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun istekleri karşısında boyun eğdiğini dillere düşürmüştür.

İran’ın siyasî ve ekonomik yapısı incelendiğinde Devrim Muhafızları Ordusu’nun ülkenin bütün güç kaynaklarını kendi tekeline aldığı saptanır. Dev ekonomik projelerden küçük toplumsal alanlara kadar müdahil olan bu yapının kaderi İran rejiminin kaderiyle örülmüştür. Devrim ihracı güdümünde olup radikal mezhepçi yaklaşımlarıyla öne çıkan bu yapının ideolojik omurgası Mehdicilik ve Pers milliyetçiliği merkezli Büyük İran Projesidir. Devrim Muhafızları Ordusu’nun ülke içinde oluşturduğu korku psikolojisi ve baskıcı yöntemler genç nüfusa sahip İran’ın önemli sorunlarındandır. Ortadoğu’nun bütün krizlerinde parmağı görünen Devrim Muhafızları Ordusu’nun hızını düşürmek çeşitli ülkelerin ortak hedefi haline gelmiştir. Bunun için Suudi Arabistan’dan ABD’ye kadar geniş bir yelpazede çeşitli ülkeler Ruhanî ve Reformistlerin İran’da iktidarda kalmasını destekleyerek bu yapıyı İran içinden etkisizleştirmeye çalışmışlar. Ancak Ruhanî’nin yeni kabinesi ve Devrim Muhafızları Ordusu’na verdiği tavizler Ruhanî’nin ne kadar etkili olabileceği konusunda kuşkulara yol açmıştır. Gerçek şu ki Ruhanî ve İran’ın siyasî yapılanmasında hükümette olan herhangi bir şahıs Devrim Muhafızları Ordusu’na karşı koyabilecek güç ve kapasiteye sahip değildir ve Ruhanî bundan kaçınmak için Devrim Muhafızları Ordusu komutanlarıyla uyumlu ilişkileri sürdürmeyi tercih etmiştir.

….

İnam Güneş- Tebriz Araştırmaları Derneği Uzmanı

….

 

Anahtar kelimeler: