Brookings Enstitüsü Uzmanları Gözünden İran’ın Ortadoğu Aktörlüğü (I.Bölüm: Suzanne Maloney)

tebaren | 15:05 - 14.08.2017

Giriş

Brookings Enstitüsü, Washington merkezli, Amerikan siyasal, sosyal ve ekonomik politikalarını ve uluslararası sistemi ele alan ve önerilerde bulunup raporlar hazırlayan bir düşünce kuruluşudur.

Dünyada düşünce kuruluşları içinde ilk sırada yer alan Brookings Enstitüsü’nün çalışmaları ABD devleti tarafından dikkate alınmasıyla birlikte uluslararası medya holdingleri ve stratejik raporlar üzerinde çalışan uzmanlarını yönlendirmekte önemli etkisi vardır.[1]

Brookings Enstitüsü uzmanlarının önem verip üzerinde yoğun çalıştığı alanlardan biri İran İslam Cumhuriyeti’nin Ortadoğu’daki aktörlüğü ve ABD ulusal çıkarlarındaki yeri olmuştur. Tebriz Araştırmaları Derneği tarafından hazırlanan mevcut çalışmada Brookings Enstitüsü’nde çalışan 20 İran ve Ortadoğu uzmanının yazıları ve analizleri incelenip İran dış politikasına bakış açıları sunulmuştur.

I.Bölüm: Suzanne Maloney

Suzanne Maloney, Brookings Enstitüsü’nde Dış Politika programının genel direktör yardımcısıdır. Suzanne Maloney`nin Brookings Enstitüsü’ndeki araştırmaları, İran ve Basra Körfezi’ndeki enerji politikaları üzerine odaklanmıştır.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerine İran ile ilgili danışmanlık yapan Maloney, Brookings’e katılmadan önce, ABD Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Bölümüne bağlı Exxon Mobil Kurumu danışmanlığı ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski ve Savunma Sekreteri Robert Gates’in yardımcılığını yapmıştır.

Suzanne Maloney’in İran ilgili “Iran’s Long Reach: Iran as a Pivotal State in the Muslim World”[2], “İran’s Political Economy since the Revolution”[3], “Which Path to Persia?” [4] ve “Iran Reconsidered: The Nuclear Deal and the Quest for a New Moderation (Geopolitics in the 21st Century)”[5] kitapları ABD’de yayınlanmıştır.

ABD’nin en ünlü ve popüler İran uzmanlarından olan Maloney, İran ile ilgili düşüncesinin genel çerçevesini kendi tanıtım videosunda şöyle özetlemiştir:

“Bence, biz [Amerika Birleşik Devletleri] İran ile ilişki kurmak için tarihi bir fırsat yakalamış durumdayız. Belki şimdiye kadar elde edemediğimiz bir fırsat. İran liderleri ve yetkilileri, Amerika Birleşik Devletleri ile siyaset sahnesinde gerçekten endişelendiğimiz konular ile ilgili doğrudan iletişime geçmek istemektedirler. Biz bu tarihi fırsattan maksimum seviyede fayda sağlamazsak, İran`ın bölgedeki davranışlarından kaynaklanan endişelerimiz daha da çoğalacaktır. Bu sebeple, söz konusu fırsattan yararlanmanın tam zamanıdır. Bakalım ne yapabiliriz ve Tahran`dan ne alabiliriz.” [6]

Maloney, 25 Eylül 2009 tarihinde Brookings Enstitüsü’nün web sitesinde yayınlanan makalesinde, Obama`nın, İran`ın gizli uranyum zenginleştirme tesisini açıklamasına şöyle değinmiştir:

“Obama`nın bu açıklaması, İran`a karşı büyük bir baskı olarak nitelendirilebilir. Ancak bu, nükleer programda zaten ısrarcı olan İranlı yetkililerin inadını daha da arttırabilir. Başka bir ifade ile İran`ın nükleer programı konusunda uluslararası camiayı aldatmasının açıklanmasının sonucu olarak, köşeye sıkıştırılan İran, ani tepki verebilir. Obama yönetimi, şüpheci hükümetleri ve uluslararası camiayı, İran’ın nükleer programının tehlikeli doğası olduğu ile ilgili ikna etmeye yönelik çabalarını, kamu diplomasisi yoluyla biraz daha arttırmalıdır. Ancak, Başkan Obama`nın bugünkü açıklamasının, İran`a karşı sıkı ambargoların uygulamasında veya bu ambargoların engellenmesinde önemli role sahip olan Moskova ve Pekin`deki karar verici yetkililere etkisi oldukça önemlidir.  Ancak bu konuda çok da iyimser olmamız hataya yol açar. Söylentilere göre, Washington, uzun yıllardır İran`ın böyle bir tesisinin olduğundan haberdardır ve bu bilgiyi 5 + 1 devletleri( BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ve Almanya) ile paylaşmış olmasına rağmen, onları İran`a karşı ambargo uygulanmasına dair ikna edememiştir. İran’a karşı sağlam ekonomik önlemler alınması için uluslararası desteğin kurulmasıyla ilgili zorluklar, İran`ın niyetleri ile ilgili şüphe yaratamaz. Daha ziyade, Rusya ve Çin’in bu konudaki tutumları uzun süre gözetim altında tutulduğunda, İran’ın nükleer hırslarını azaltmak için bu iki ülkenin istekli olmadığını ve Tahran’la olan stratejik ve ekonomik ilişkilerini tamamen bırakmayacağını açıkça ortaya koydu. Obama`nın bugünkü açıklamasının, Rusya ve Çin`in bu tutumunu değiştireceğini düşünmek o kadar mantıklı değildir.”[7]

Maloney, 9 Kasım 2009 tarihinde yayımlanan “İran Krizi, 30 Yıl Sonra” başlıklı yazısında İran`ı 1979 devriminden sonra analiz deip şöyle değinmiştir:

“30 yıl önce, Kasım ayında Amerika Birleşik Devletleri`nin Tahran`daki büyükelçiliği gasp edilmiştir. Bu olaydan 30 yıl sonra, yıl dönümünde rejim bu sefer kendisine yapılan protestolar ile karşı karşıya kalmıştır (2009 seçimlerinden sonraki ayaklanmalar kastedilmiştir). Bu protestolarda söylenen “Ölüm olsun diktatöre ” sloganı, İran halkının isteğinin bir göstergesidir ve hükümet tarafından rutin olarak düzenlenen protestolarda verilen anti Amerikan sloganların tam karşısındadır. Bu protestolar, Temmuz ayındaki tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra başlamıştır ve rejimin bastırmalarına rağmen hala devam etmektedir.

Yeşil hareket, hala büyük oranda şekilsizdir; Bugünkü liderliği, son otuz yıldır onları yetiştiren sistemi terk edemeyen ılımlı kişilerden oluşmaktadır ve bu hareketin, rejimin çöküşünü aşmak için stratejisi belli değildir. Ayrıca, rejim muhaliflerini başarılı bir şekilde sokağa çıkmaktan caydırmayı başarmıştır.”[8]

Maloney, 14 Ocak 2010 tarihinde Brookings`in websitesinde yayımlanan bir makalesinde İran’ın nükleer tehdidini inceleyerek Obama’nın İran politikasını şu cümlelerle desteklemiştir:

“Obama şimdiye kadar İran’a karşı iyi bir politika izlemiştir diyebiliriz. Obama yönetimi, nükleer konudaki güven inşası için yaratıcı çözümler sunmuştur ve çok taraflı ambargolar ile ilgili yeni yönlerin ortaya çıkma ihtimalini arttırarak, tarihsel tehlikelerin bazılarından kaçınmış ve İran rejimini ele alacak güçlü bir diplomatik çerçeve öne sürmüştür. Fakat nükleer program kesintisiz halde hala devam etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin bütün taktiklerinin ve İran’ın iç değişiminde öngörülemeyen bir sürecin ortasında, endişe verici derecede düşük potansiyelli herhangi bir Amerikan başkanının İran’ı doğru çizgiye getirme ihtimali de var ancak İran`ın nükleer programı kesintisiz şekilde devam etmektedir. Ancak herhangi bir Amerikan başkanının İran’ı haklı çıkarma ve İran için nükleer hak tanımasının ihtimali, ciddi derecede düşüktür.”[9]

7 Nisan 2010 tarihinde “Küresel Nükleer Güvenlik” konusuna değinerek 12 ve 13 Nisan 2010 tarihlerinde Washington DC`de gerçekleşen nükleer güvenlik ve nükleer silahların yayılmasını önleme zirvesi ile ilgili yorumu Brookings web sitesinde yer almıştır. “Obama son zamanlarda bir açıklamada bulunmuştur ve İran`ın uluslararası nükleer yayılmasını önleme kurallarına uymadığı için, bu ülkeye sinyal göndermeye çalışmıştır. Çin, BM güvenlik konseyinin İran`a karşı yeni ambargolar geliştirme sürecinde, anahtar bir aktörüdür. Geçen yönetim döneminde, İran`a karşı ağır ekonomik baskıların uygulanmasının karşısında asıl engel olarak görülüyordu. Ancak, bu dönemde, Çin`in İran ile ticari ve ekonomik ilişkisini tehlikeye atmaya gönülsüz olması, ambargoların ağırlaştırılması için en büyük engeldir. Ancak BM Güvenlik Konseyi, İran`a karşı yeni ambargo kararı alırsa, Çin bu konuda izole olmak istemeyeceği için yeni kararı kabul etmek zorunda kalacaktır.”[10]

Suzanne Maloney, 3 Mayıs 2011 tarihinde “Bin Ladin’in Ölümünün İran için Ne Anlama Geldiği”ni yazısıyla El-Kaide lideri Bin Ladin’in ölümü ve İran’dan ABD için gelen çıkar ön zeminine şu düşünceyi ileri sürmüştür:

“Bin Ladin`in ölümü, iki başkent arasında (Tahran ve Washington) Afganistan konusu üzerinde doğrudan müzakerelerin yeniden başlatılması olasılığını arttırmaktadır. Bugüne kadar, Amerika Birleşik Devletleri, ABD`nin İran nükleer meselesi ile ilgili konumunun zayıflamaması için, İran ile Afganistan konusunda doğrudan müzakere etme konusunda tereddüt etmiştir. Bu kısa görüşlü bir yaklaşımdır. Washington`un el Kaide karşısında başarılı olması, ABD`nin uzlaşmaz ve nükleer hırslı bir İran karşısında mevkiini iyileştirmiştir. Şimdi, Afganistan’da daha istikrarlı bir sonuç elde etmek için İran rejiminin hayatta kalma ve oportünizm içgüdülerinden yararlanabilmemizi veya yararlanamadığımızı test etmek için ideal bir zamandır.”[11]

4 Ocak 2012 tarihinde Brookings web sitesinde yayınlanan “Amerika Birleşik Devletleri ve İran: Arap Uyanışı Her Şeyi Değiştirebilir” başlıklı makalede Arap Uyanışını Ortadoğu’daki etkilerini İran açısından inceleyerek “Bu olaylar, (mezhebe dayalı ve demokrasiye karşı kötümser bakan ve dünya ekonomisine büyük etkisi olan iki devlet) İran ile Arabistan arasında önceden var olan bir rekabeti yeniden uyandırmıştır. Bunun, Amerika Birleşik Devletleri`nin çıkarlarını ve küresel güvenliği olumsuz yönde etkileyeceği kolayca öngörülebilir.” kanısında olmuştur.[12]

20 Mart 2013 tarihinde İran cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili yayınlanan makalesinde  Rouhani`nin İran Anayasa Koruma Konseyi tarafından onaylanacağına kuşkuyla baktığını belirtmiş ve “İran seçimleri her zaman sürprizler ile doludur ve sonucun şimdiden öngörülmesinin oldukça zor olduğu” ifadelerini kullanmıştır.[13]

Maloney`nin 20 Mayıs 2013 tarihinde “Amerika ve İran: Hayaletlerle Güreş” başlıklı bir makalesi de İran’da seçimlerle ilgili genel kanısını göstergesi olmuştur: “Geçen hafta İran ile ABD, New York`ta uzun süre sonra bir araya geldiler. Ancak görüşmeler İran yetkilileri tarafından yarıda bırakıldı. Klinton döneminde, Mohammad Hatemi ile terorizme karşı işbirliği yapmak için Amerika Birleşik Devletleri tarafından çeşitli çabalar gösterilmiştir, ancak bu girişim sonuçsuz kalmıştır. O olaydan sonra 14 yıl sonra yine “ güreşçilerin” oyunu yarıda bırakmaları, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkilerin önünde ciddi engeller olduğunun göstergesidir.”[14]

Maloney, 12 Haziran 2013 tarihinde yayınlanan “Ekonomi veya Ambargolar” başlıklı yazısında İran cumhurbaşkanlığı seçiminde İran halkı için önemli olan kriterlere şöyle değinmiştir:

“Seçim kampanyalarında, adaylar en çok enflasyon ve işsizlik konularına değinmişlerdir. Ancak ekonomik durumu ambargoları dikkate almadan iyileştirmeye çalışmak büyük bir yanılgıdır. Bu yüzden seçim kampanyalarının son haftasında adaylar, nükleer anlaşma ve ambargolar konularına odaklanmışlardır. Ekonomi konusuna değinmek gayet normal bir hamledir. Çünkü dünyanın her yerinde olduğu gibi, halkın günlük hayatını doğrudan etkileyen bir unsur “ekmek ve tereyağı” unsurudur.”[15]

16 Haziran 2013 tarihinde Brookings web sitesinde yayınlanan yazıda Maloney, Hassan Ruhani`nin İran cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmasını İran halkının değişikliğe istekli olmasının göstericisi olduğunu iddia etmiştir: “İran seçimi halkın değişim arzusunun yansımasıdır. Ruhani`nin kazanmasından şu sonucu varabiliriz; ne Hamaneyi ne de İran’ın askeri komutanları, rejimin karşı karşıya olduğu krizin derinliği hakkında hiçbir illüzyona yer vermedi. Bakalım bunun devamında, İran`ın nükleer programı ile ilgili de uluslararası topluma karşı aynı pragmatik esnekliği gösterecekler mi?”[16]

1 Temmuz 2013 tarihinde Brookings Enstitüsü web sitesinde yer alan “İran, Suriye ve mezhepsel çatışmalar ” yazıda İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Suudi Arabistan’la geçici anlaşmaya varacağı tahmininde bulunarak şöyle yazmıştır:

“Suriye krizini başarıyla takip ederken, aynı zamanda nükleer müzakerelerde ilerleme için baskı yapmak ve yönetimin açılış aylarında Ruhani`den destek beklemek o kadar da mantıklı gözükmemektedir. 1988 yılında Irak savaşı sonrasında İran’ın liderliğinin Körfez ülkeler ile hırpalanmış ilişkilerini hızla onardığı gibi Ruhani`nin de bir kez daha Riyad ile geçici bir anlaşma yapmasını ve bunun ekonomik ve diplomatik rehabilitasyon sürecinin ilk adımı olduğunu tahmin edebiliriz.”[17]

Suzanne Maloney, 10 Temmuz 2013 tarihinde yayınlanmış analizinde Ruhani’nin ABD çıkarları için önemine şu cümlelerle vurgu yapmıştır:

“İşin içinde aldatma ve hile olmamalıdır. Uzun yıllardır mesafeli olmak, iki tarafın da karşı tarafa köklü ve haklı olan kuşkuları ve Tahran ile Washington`un ikisinin de çekişmeli iç politikası anlaşmaya varılma sürecini oldukça zora sokmuştur. Bu süreçte Rouhani`nin rolünü hafife almamalıyız. O nükleer meselede önemli bir aktördür. Bu onun şahsi isteğidir ve geçmişte bu konu ile ilgilenmesi buna sebep değildir. Rouhani`nin çatışmayı sona erdirme arzusunu destekleyen başka yetkili İranlılar da vardır. Bunun için de Hameney bir taraftan devrim muhafızları tarafından etkilense de o ve onun danışmanları öte yandan Rouhani ve müttefiklerini de dikkate almalıdır.”[18]

Brookings Enstitüsü İran uzmanı ve ABD’de İran ile ilgili birçok çalışmaya imza atan Suzanne Maloney çeşitli kitap ve yazılarında İran-ABD yakınlaşması taraftarı olup İran’da Reformistlerin desteklenmesi gereksinimini savunarak mevcut durumun devam etmesini desteklemiştir. İran’ı Ortadoğu’da ABD politikaları için önemli bir denge faktörü olarak gören Maloney, Obama’nın İran dış politikasını benimseyen uzmanlardan olarak İran devlet zihniyetinde büyüme hırsının ABD çıkarları için elverişli bir araç olarak görmüştür.

Suzanne Maloney’in İran ile ilgili kaleme aldığı diğer yazılar:

Dipnotlar:

[1] McGann, James G., (2017), “2016 Global Go To Think Tank Index Report”, TTCSP Global Go To Think Tank Index Reports. 12., University of Pennsylvania, University of Pennsylvania Scholarly Commons,

[2] Maloney, Suzanne, (2008), Iran’s Long Reach: Iran as a Pivotal State in the Muslim World, United States Institute of Peace Press.

[3] Maloney, Suzanne, (2015), Iran’s Political Economy since the Revolution, Cambridge University Press.

[4] (Ortak yazar, Kenneth M. Pollack, Daniel L. Byman, Martin S. Indyk, Suzanne Maloney, and Michael E. O’Hanlon), (Brookings Institution Press, July 13, 2009).

[5] (Şimdiden ön satışa sunulan bu kitap 2019 yılında piyasada dağıtılacaktır.) Maloney, Suzanne, Iran Reconsidered: The Nuclear Deal and the Quest for a New Moderation (Geopolitics in the 21st Century), Brookings Institution Press (January 29, 2019).

[6] Bakınız: Suzanne Maloney urges President Obama to pursue a comprehensive agreement with Iran that not only, Erişim linki: https://youtu.be/oKEt2dEPcsg

[7] Maloney, Suzanne, (2009) Obama’s Announcement About Iran’s Secret Enrichment Facility, Erişim linki: https://goo.gl/zR3NyQ

[8] Maloney, Suzanne, (2009), The Iran Hostage Crisis: 30 Years Later, Erişim linki: https://goo.gl/ckWmta

[9] Maloney, Suzanne, (2010), Around the Halls: Obama’s First Year in Foreign Policy, Erişim linki: https://goo.gl/yVDQ74

[10] Maloney, Suzanne, (2010), The Scouting Report Web Chat: Global Nuclear Security, Erişim linki: https://goo.gl/t6bhTB

[11] Maloney, Suzanne, (2011), What Bin Laden’s Death Means for Iran, Erişim linki: https://goo.gl/gX2yRJ

[12] Maloney, Suzanne, (2012), The United States and Iran: The Arab Awakening Changes Everything, Erişim linki: https://goo.gl/jvwdae

[13] Maloney, Suzanne, (2013), Noruz and the Unofficial Start of the Iranian Presidential Election, Erişim linki: https://goo.gl/YauMRG

[14] Maloney, Suzanne, (2013), America and Iran: Wrestling with Ghosts, Erişim linki: https://goo.gl/4fwy1F

[15] Maloney, Suzanne, (2013), Iran’s Election: It’s The Economy, Basiji (Or Is It The Sanctions?), Erişim linki: https://goo.gl/SDD358

[16] Maloney, Suzanne, (2013), Prudence And Hope Prevail: Iran Election Reflects Desire For Change, Erişim linki: https://goo.gl/MHQqL9

[17] Maloney, Suzanne, (2013), Iran, Syria, And The Sectarian Challenge, Erişim linki: https://goo.gl/GRfEmv

[18] Maloney, Suzanne, (2013), An Insider’s Advice On Next Steps For Nuclear Negotiations With Iran, Erişim linki: https://goo.gl/iPjLeS

….

Yazar: Emir Şahin- Tebriz Araştırmaları Enstitüsü Uzmanı

….

Anahtar kelimeler: